Kişinin Meşrebi!

7 0 0
                                    

Evvelâ âcizâne yazmaya çalıştıklarımı hep beraber okuyup istifâde ve istifâza edebilmeyi ve bu ecilden idrâk ettiğimiz bu mühimmâtı dâr-ı dünyâda yaşayıp muhâfaza edebilmeyi Cenâb-ı Hakk’dan niyâz ederim..
Sürç-ü lisân ile hatâmız vâr ise affola..

Bir bebek, annesi olmayan herhangi bir kadından süt emdiği zaman onu dokuz ay karnında taşımış gibi annesi kabul ediliyor.

İlmî ve fıkhî cihetten ele aldığımız zaman süt annesi oluyor ve buna fıkh-ı şerîfde “râdiğ ve murdia” deniliyor. Her ne kadar lugatlarımızda bu tâbirler ( d ) ile yazılsa da aslı ( ض ) harfi ile olandır.. (Murzia) Zîrâ kelime arapçadan hurûc etmektedir..

Evet, süt annesi olmuş oluyor ve gerçek annesi ile hiçbir farkı olmuyor.

Bir bardak anne sütü, genlerimizden yaratılmamış ve doğurmadığımız halde doğurmuş gibi anne-evlatlık bağı kurduğuna göre gıdânın bizim için değeri bu kadar mühimdir..

İmam Gazâlî Hazretleri, “Çocuğun şirret (geçimsiz, huysuz) olmasının sebebi haram yemektir.” diyerek haram gıdâların çocuklar üzerindeki etkisini yüzyıllar öncesinden dile getirmiştir..

Çocuğunun haylazlığını önce yediklerinde ve hâmilelikte annenin boğazından haram lokma geçip geçmediğinde arayan bir geçmişin, sebepleri hep başkasına atan geleceği olduk farkında mısınız?

“Bu çocuk neden bu hale geldi?” sorusunun cevabı ilkin onun boğazından geçen lokmalarda aranmalıdır..

Bu husûsla alâkalı şu kıssayı da okuyup istifâde ve istifâza etmenizi istirhâm ederim;

İki kardeşten biri olan Ahmed-i Bîcan, bir gün bir camide vaaz etmekte iken ağabeyi Muhammed Yazıcıoğlu camiden içeriye girer ve küçük kardeşinin sohbetini dinlemeye başlar. Kardeşi ağabeyinin camiye geldiğinin farkındadır. Fakat bir de bakar ki, ağabeyi biraz sonra camiyi gülerek terk eder.

Kürsüde nasihat etmekte olan Ahmed-i Bîcan Hazretleri, ağabeyinin bu hâlinden bir şey anlayamaz ve akşam eve geldiği zaman olayı annesine anlatıp durumu öğrenmesini ister. Anne, büyük oğlu Muhammed eve geldiği zaman, (Oğlum, kardeşin camiden niçin gülerek çıktığını soruyor, bir hata mı işledim diyor. Kardeşinin dersinden niçin gülerek çıktın) diye sorduğunda şöyle cevap verir:

“Anneciğim, ben kardeşimin vaazına gülmedim. Ben bir insanoğlunun sohbetini dinlemeye ne kadar melek gelmiş, oturacak yer bulamıyorlar da birbirlerinin üzerine oturuyorlar, onların hâli çok hoşuma gitti de ona tebessüm ettim. Ben de meleklerden camide oturacak yer kalmadığı için çıkıp gittim.”

Annesi, ağabeyinin bu sözlerini anlattığında Ahmed-i Bîcan çok müteessir olup dedi ki:
“Anneciğim, ağabeyim melekleri görebiliyor da, ben niye göremiyorum. Bunu ondan bir sorar mısın?”

O güzîde anne büyük oğluna bunu sorduğunda aldığı cevap şöyle oldu:
“Anneciğim, bu noksanlığı sen kendinde araman lazım, sen benden daha iyi bilirsin.”

O vakit düşünme sırası anneye geldi. Uzun müddet tefekküre daldıktan sonra bunun sebebini açıkladı:
“Oğlum sana hiç abdestsiz süt emzirmedim. Ahmed’e ise henüz kundakta iken, ben namaza durmuştum, Ahmed de şiddetle ağlamaya başlamıştı. Bu sırada evimizde bir komşu kadın vardı. O, çocuk ağlamasın diye Ahmed’i aldı emzirmeye başladı. Ben hemen namazı kılıp elinden aldım ama, biraz emmişti. Sonra o kadına abdestli olup olmadığını sordum, bana abdestinin olmadığını söylemişti. Onun melekleri görmemesine sebep olsa olsa bu olmalı.”

Bu kıssadan almamız gereken çok dersler var, evvelâ ehemmiyetine binâen; abdestsiz sütün bile emzirilmemesi gerektiğini başta annelere ve anne olacak hanımefendilere hatırlatırken, çocuğun maddî ve mânevî terakkîsinde beyefendilere de çok sorumluluk düşmektedir..

Gençler Yazıyor ~2~Where stories live. Discover now