P27| "Halüsinasyon"

En başından başla

Üstünde durduğumuz buz soğukluğunu hissettirince elimi ısıtma çabasına girdim.

"Üzgünüm, sevgilimi bırakamam."

Aaron'a 'Aramızı bozdun sersem' bakışlarımı attığımda ilgisini çekmemişti, Katarina'nın dudaklarıyla ilgileniyordu. Yüzüm kendiliğinde buruştu.

Önümüzde yapmayın bir zahmet.

"Nero gelsin sen görürsün Katarina." Dedikten sonra sürünerek pistten çıkmaya çalıştım.

Justin yanıma gelip "Paten..." demişti fakat sonrasıyla ilgilenmeyi bırakmıştım.

*

Dünyada ki en şanssız kişi olduğumu düşünüyordum. Her konuda berbattım. Ben onun Alabama'da olduğunu düşünürken o Maine'de kalmıştı. Onu istemiyordum. Benim yanımda dolaşmasını, aynı havayı solumayı sevmiyordum. Şu an nefret ediyordum.

Paten odasının kapısı büyük bir gürültüyle kapanırken ortadaki tahta banklara oturdum. Buzdan ayrılmak beni biraz olsun ısıtmıştı. Fakat parmaklarım soğuğun kesiciliğini en derinden hissetmeye devam ediyordu.

Sıcak buharı ağzımda serbest bırakıp gür siyah saçlarına baktım. Eğer bir daha özür dilerse elime geçen ilk nesneyi kafasında kıracaktım, bu IPhone'um olsa bile yapardım. Kısa süre etrafı süzdükten sonra o tanıdığım siyah botlarıyla yavaşça yanıma geldi.

Kulaklarım ayak ritmini ezberlediğimi bir kez daha kanıtlamıştı. Ellerine gri uzun paltusu arasında sıkıştırıp gözlerini kıstı.

Konuşup konuşmayacağını soracakken yanıtımı duymuşcasına cevap verdi.

"Keşke eskisi gibi sessizce anlaşabilsek."

Keşke beni aldatmasaydın Jack... ben konuşmadan, beni anlayacak birini nasıl bulacağım, senden başka kiminle konuşmayı unutacağım?

Kısa bir iç çekişinin ardından bana baktı. Ben ona bakmıyordum. O benim için bakmaya iğrenilecek kadar kirlenmişti.

"Beden dili gibi değildi. Sadece nefes alıp verişinle anlıyordum ne dediğini. Hala anlıyorum, benim için yeni bir dil niteliğinde."

Cümlesine son noktayı Nostaljik edayla koyarken bunu bekliyormuş gibi konuştum.

"Bu önemli değil." Gözlerimi kısıp Jack'e baktım. Eskisi gibi duruşu olabilirdi fakat kalbi kömüre bulanmıştı, sipsiyahtı. "Seni affetmeyeceğim Jack. Bunu ezberledin, niye burdasın?"

Kafasını yavaşça salladı. Sessizdi ve ben buna muhtaçtım. Bu yüzden sessiz kalmayı seçmişti: Konuşmak istemediğimi, üzüleceğimi biliyordu. Duvarlar üstüme gelmeye başlamışken son zamanlarımızı düşündüm. O gün ilk defa gürültülüydük. Sanki ses tellerimiz boş durmaktan yorulmuştu ve içimizdeki kıskançlık, üzüntü, yakarışlar ateşiyle iş birliği yapmıştı. Kendimi ilk defa yıpratmıştım, ilk defa sevdiğimi anlamıştım.

Beynim bu tanıdık film şeridini acımasızca yayınlarken kalbim acıdı. Gerçekten birbirlerine düşmandı. İkınci anlayışımdı.

"Sessizlik duvarlarını yıktık Jack."

Dudaklarını içine çekip yaşlı gözlerini benimle buluşturdu. Bir zamanlar Odun Kahraman'ım diye sevdiğim adam ağlıyordu. Hala odundu.

"Tekrar inşaa..."

"Lanet olsun! [Nefes] Miley nerdesin? [Nefes] Çık siktiğimin odasından!"

Justin'in odaların bulunduğu koridordan bağırdığını duyunca kapıya koştum. Son kapıyı açacaktı fakat beni görünce benimle beraber Paten Odasına girdi.

"Miley! [Nefes] Jim'i gördüm! [Nefes] Yalvarırım yetişelim."

Sesi sonlara doğru kısılırken beni dolaba sıkıştıran elleriyle saçlarını çekiştirdi, volta atmaya başladı.

"N-ne, N-asıl?"

Kaşlarımı çatarak Justin'e baktığımda ellerini saçlarından çekip kükredi.

"Zaman kaybediyoruz! Onu gördüm."

Dolmuş gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca içim sızladı. Kolumdan tuttuğu gibi dışarı çıkardı.

Soğukluk kazağımdan tenime işlerken boş park alanına baktım. Hiç araba yoktu. Paltumu alan görevli paltumla beraber yanıma gelirken Justin'e baktım. Hıçkırarak ağlıyordu.

Şakaklarımı ovalayıp elinde paltumla dikilen adama baktım. Jim ve yanındaki her kimse ne tarafa doğru gittiklerini bilebilirdi.

"Sarı saçlı 10-11 aylık bir çocuk gördünüz mü?"

İçimde Justin için bir umut yeşertmek istediğimde kolaylıkla sönmüştü. Gözlerim en sevdiği dondurması düşmüş bir çocuk gibi üzülen Justin'i incelediğinde ağlamak istedim. Justin bunu hak etmiyordu. Sally'nin Jim'i alması doğru değildi; çünkü Justin iyi gibi gözüksede her geçen gün engin denizlerde boğuluyordu. İşte o umut keşke olsa diyordum fakat görevlinin sözlerine göre şu an umut doğmamıştı bile.

"Beş yaş altı çocukları Buz patenine sokmuyoruz, Efendim."

'Umarım görevli yalan söylüyordur' diye kendimi teselli etmeye çalışıyordum fakat nafileydi. Burayı bilen en iyi kişiler burada çalışanlardı. Paltumu titreyen ellerimler alıp yer çömelmiş Justin'e ilerledim. Elleri saçlarına montelenmiş gibiydi, parmak boğumlarıysa bembeyaz. Sessiz hıçkırıkları kulağıma dolduğunda gözlerim yaşarmaya başlamıştı.

Kalbi oğluna olan özleminden kavrulurken Beynide etkilenmişti. Buna inanmak istemesem bile; Justin, Halüsinasyon görüyordu.

--------------

Uzun zaman sonra geldim. Umarım beklediğinize değmiştir. Sizi seviyorum ♡

@sebnembuse02

@iperfbizzle

@ODgizemO_brien

@FUNNYBIEBS

@NİLAYCYRUS

@GoksuCyrus

Multimedia: Aslında orada Jaxon ve Justin var. Ama siz Jaxon'ı Jim olarak düşünün xbjrigktk

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!