Ayağımdaki terliklerin ses çıkarmamasına özen göstererek beni yeni evime bırakan arabadan indim.

Tam öğrenci işi olan bina, dış duvarlarındaki çatlamalara ve yüzeyindeki boşluklara bakılırsa eskiydi.

Terlemiş olan ellerimi şortuma sürdüm; ardından binanın kireç korkuluklarından yardım alarak giriş kapısından içeriye girdim.

Burnumdan ciğerlerime kadar inen toz ile refleks olarak öksürdüm.
Binanın içi habitattan farksızdı: Duvarla tavanın birleşim noktalarında korkunç derecede örümcek ağları bulunuyordu.

Sakinleşmeye çalıştım, aynı zamanda da burnumu tıkadım. Binadaki iğrençlikleri yok sayarak mermerleri çatlamış merdivenlerden kendi katıma çıktım ve soğuk demiri deliğe sokarak kapının açılmasını sağladım.

Eve göz gezdirdiğimde ilan için çekilen resimlerden daha berbat olduğunu fark ettim.

Önümdeki kutulara dikkat ederek odaları dolaştım ve kutuları diğer odalara göre daha geniş olan salona koydum. Temizlik malzemelerinin olduğu kutuyu açtım, vilada ve kovasını aramaya koyuldum. Vilada kovasının bir parçasının kırıldığını gördüğümde bulunduğum duruma 'lanet' ettim.

Bu rezillikte, önümde iki seçenek vardı: Ya nerede olduğunu bilmediğim marketin arayışına girmek, ya da binada oturan bir komşudan yardım istemek. Kaybolma korkumu ve biraz da (!) üsengeç olmamı göz önünde bulundurursak, ikinci seçenek bana büyük bir farkla cazip geliyordu.

Bu eski ve berbat kokulu binada komşu bulma umuduyla bütün katları aramaya başladım. Gözüme kapıda asılı olan "BEBEĞİMİZ VAR! SESSİZ OLUN..." yazısının takılmasıyla gülmeye başladım.

Bak sen.. evli ve çocuklu bir komşum oldu!.

Tam kapıyı tıklayacağım sırada açılması, öne doğru sendelememe sebep olmuştu.

"Okuma yazman yok mu senin? neden deli gibi gülüyorsun!" dedi. Düşmem sırasında beni tutan kollarından kurtuldum ve doğruldum. Karşımda ki çocuk yirmi beş yaşlarında oldukça yakışıklıydı.

"B-ben üzgünüm.." Mahçup bir şekilde konuşmaya çalışırken kulak tırmalayan bir ses duydum ve sözümü yarıda kestim.

"Justin, aşkım? bu kim?" dedi, kulak tırmalayan sesin sahibi. Sarı dalgalı, uzun saçlı ve dikkat çekecek büyükte göğüsleri olan kadın, kolunu Justin'in -az önce adını öğrendim- omzuna dayadı.

"Öğrenmeye çalışıyorum" gözlerini benden ayırmadı. Derin bir nefes aldım ve bal köpüğüne odaklandım.

"Ben.. Rahatsız etmek istemezdim. Bir sorun var." Yaptığım mallığın farkına varmamla "Yani benim bir sorunum var," Dedim.

'Ne sikim saçmalıyorum ben?'

"Ne sikim saçmalıyorsun sen?!" Ani çıkışıyla beni şaşırtsa da zihnimi okuduğu gerçeği buna tepki vermemi engelliyordu.

"Ben... saçmalamıyorum. Sadece, Viladamın...yani, Vilada kovamın sıkacağı kırıldı. Ödünç alabilir miyim?" Dedim, alt dudağımı dişleyerek. Bu tamamen stresten kaynaklanıyordu, ve Justin sinirli dururken bunu engellemek mümkün değildi, kahretsin. Yanındaki kadın gittiğinde gözlerimi yere diktim.

Justin, "Kimsin sen?" dedi. Kaşlarımı kaldırarak ona baktım:

"Ben.."

Eşi olduğunu tahmin ettiğim kadın: "Al tatlım." Dedi.

'Yine sözüm kesilmişti!'. Gülümseye çalışarak Vilada sıkacağını elime aldım.

"Teşekkürler."

Korkulukları tozlanmış merdivenlerden çıkmaya başlarken kapı sesi duymaya çalışıyordum; onun yerine Justin'in cümlesi geldiğinde, dondum.

"Bebeğim.. izin verirsen.. ben de kıza yardım etmeye gideyim."

Eşinin garipseyen bakışları bir an olsun yumuşamazken "Im.. olabilir. Çabuk gel." dedi. Justin'i umursamadan merdivenlerden koşarak çıkmaya başladım. Ama tekrar düştüm..

Gülümsedi. "Salak gibi duruyorsun. Genetik mi?"

"Hayır, ama senin kabalığın olabilir." diye yanıtladığımda, anında gülümsemesi silindi ve elimden tutarak beni kaldırdı.

"Tanımadıklarıma samimi olmamı bekleme, güzelim."

Dairemin önünde durduğumda onu ittim -daha doğrusu itmeye çalıştım-. Çünkü kendisi bir ayı kadar güçlüydü. "Justin sen gelmiyorsun, dışarda dur." dedim. Sonra elimde ki anahtarla kapıyı açtım. Evdeki örümcek ağlarıyla yüzümü buruşturmuştum. Justin beni kenara iterek içeri geçti, sonra rastgele bir odaya ilerledi.

"Burası senin evin değil, ra..." Sözümü yarıda bırakan Justin'in ciyakalmasıyla koşarak yanına gittim.

"Sikiyim! ne oluyor?!"

Yerde tepiniyor saçını cekiştiriyordu, beni fark edince koşarak bana sarıldı ve duvarın köşesini gösterdi.

"Örümcek!!.."

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!