İnsan en çok aşıkken âcizdi. Ne yapacağını bilmez bir şekilde davranırdı ki, aşkın benliğini sergilemesiydi.

Her insanda aynı fiziksel yapı bulunsada aşıklar, sevdiklerinin bir kedi yavrusu kadar narin olduklarını düşünürdü. Onu kendilerinden koruyacak kadar düşünceliydi. Dünyadaki en kötü insan bile, aşıkken iyimserdi.

Severken bile kıyamıyorduk. Her dokunduğumuzda kalbine iğne battığını düşüyorduk belki.

Aşıkken saftık biz. Onun yanındayken sadece kendisini düşünüyor, bildiklerimizi bile zihnimizden silip ondan öğrenmek için can atıyorduk. Beynimizdeki her bilgi ondan gelmeliydi bizim için.

Her aldığı nefes, bir kalp atışımızdı. Kendimizden fazla değer verirdik bazen. Geçirdiğimiz her saat, dakika... Uyumadan rüyaya dalabilmekti.

İkiz gibiydik onunla: Üzgünse, üzgün; mutluysa, mutluyduk. Bu zamanda ölüm yoktu, tadılmamıştı henüz. Fazlaca iyi zaman unutturmuştu, siyaha bürünmüş gerçekleri. Yan yanayken gözlerimize inen masumluk perdeleri, yaklaşan gerçekle sislenmişti. Ama bizim tek gördüğümüz: Masumluk perdelerimizde takılı, birbirimizin yüzüydü...

'Maine'ye giriş' tabelasını geçtiğimizde Justin'e baktım. Üzerinde, hafif kırışmış takım elbisesi vardı ve saçlarının her teli farklı tarafa bakıyordu. Bana stresten bu halde olduğunu söylemişti. Bu beni kötü hissettiriyordu.

Kızgın olduğunu bildiğim halde koltuğumdan uzanıp yanağını öptü. Kasılmış yüzü hafifçe gevşediğinde "Nereye gidiyoruz?" dedim.

Eliyle saçlarını karıştırıp gözünü yoldan ayırmadan torpidoyu açtı ve sigara paketini aldı. Tek eliyle paketten sigara almaya çalışırken elinden kaptım ve bir tanesini, elinde kalan çakmakla yakıp uzattım. Kaşlarını çatarak sigarayı aldı, açtığı cama kalın bir duman üfledi.

"O kadar plan, iptal olmuş gibi," diye mırıldandı. Sorduğum soruya cevap verdiğini anladığımda konuştum: "Ne planı? Justin, Sally'den ayrılmanı kolaylaştırmaya çalışıyordum--"

Sözümü kesen yüksek sesi oldu. "Ayrılacak benim!"

Şaşkınlıkla Justin'e baktım. "O zaman siktiğimin kanıtlarını bulalım! Bu durum kardeşin için kötü, biliyorum; fakat bunu onlar istedi, Justin."

Son dumanını salıp kalanını camdan fırlattığında boşanma davasının uzun süreceği hissine kapıldım. Jim'i sadece bu yolla alabilirdik ama Justin, istemiyor gibiydi.

"Boşanmak istemiyor musun?"

"Ne alakası var! Boşanmak istemesem, neden seninle olayım Miley?!" dedi hiddetle. "Siktiğimin planını kavgayla sonlandırmak istemiyorum. Sus."

Elini saçlarından geçirdi. Başımı sallayıp geride bırakmadan önce her manzarayı izledim. Işıklar bir hayli arttığında şehire yaklaştığımızı anladım. Aklıma Katarina gelince sesli bir küfür savurdum. Hala Jim'e bakıyor olmalıydı...

Telefonumu çıkarttığımda Justin'in bakışları kısa süreliğine ekrana döndü.

Merağını anladığımda "Katarina'yı arayacağım," dedim.

Rehberde Kat'in ismini bulup yeşil tuşa bastım. Uzun süre sonra Katarina nefes nefese kalmış bir şekilde telefonu açtı.

"A-ah M-iley?"

"Kat, neler oluyor? Jim yanında değil mi?"
Justin'in bakışları bana döndü. 'Her şey yolunda' demek adına elini tuttum.

"Ş-şey, Biz-im-" dedi ve sonra cırladı. "Aaron, yoldurma saçını!"

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!