Bakıciley, bölüm sonundaki notu okuyun ♥
- - - - - - - - - - - - - - - -

Bakış açımın sonuna kadar karşı şeritten geçen tırın, keskin ışıklarına izleyip başımı araba camına yasladım.

İnsanlar da araç ışıkları gibiydi: Hayatımıza o vazgeçemediğimiz anları, ışık gibi düşürdükten sonra bizi beklenmedik bir yalnızlık senaryosuna itiyordu. Her şeyi geçte olsa anlıyorduk. Zamanla unuturken hayatımıza tekrar girmeye çalışıyorlardı. Biz de her şeyi unutup, bir kez daha hayatımızın tahtadan -onlar için- kapısını açıyorduk.

Çünkü onlar, tek gerçeğimizdi.

Kaybetmek tıpkı bir korku filmiydi bizim için. Sadece o kelimeyi -kaybetmek- ve sevdiğimiz kişiyi bir araya getirmek bile bir parçamızı kanatırdı. Korku filmi başladığındaysa 'sadece' ölmeyi dileyebilecek hale gelirdik. Ve en acımasız dersi bir anda bellediğimiz gibi ölene kadar beynimizde tutardık.

" Başını vuracaksın. Cama yaslanma."

Elimi saçlarımdan geçirdim ve sürücü koltuğundaki Justin'e baktım. Bakışlarımın ağırlığını hissedip ben ve yol arasında mekik dokudu.

"Beni korumaya çalışma!" Diye tısladım. Kaşlarının çatıldığını umursamadan devam ettim: "Kimsenin bana zarar vermeye çalıştığı yok, anla bunu..."

Direksiyondaki ellerini sıkılaştırdı.

Kağıtta yazılanları okutturduğum çocuk, beni bahsedilen siyah Audi'ye götürdü. Justin de arabadan inip durup dururken çocuğu dövdü ve şu an kime ait olduğunu bilmediğim bir arabayla bilmediğim bir yere gidiyorduk.

" Tabii ya... seni aldatan benim ve istediğim gibi kullanabiliyorum, değil mi?" Dedi alayla "Jaxon herbir bok yaptı, seni kullanmaya devam ediyor ve sen onu yanında tutmaya devam ederek kendini korumuş oluyorsun (!)"

"Ben onu yanımda tutmaya çalışmıyorum! Eğer beni bırakmasaydın onu yanımda görmeyecektin. Bütün söylediklerin senin sayende..."

Gözlerini kıstı ve bir süre bana baktı. "O piç senin elinden tutuyor, partiye seninle geliyor ve suçlusu ben miyim? Kendini koruyabiliyorsan neden Jaxon'a karşı çıkmadın?"

Sorularını cevaplamak yerine beni rahatsız eden yanlışını düzelttim: "O senin kardeşin! Ona düzgün hitap et!"

Elini direksiyona vurup bağırdı. "Lanet olsun, hala onu koruyorsun!"

"Kimseyi korumuyorum! Sana başından beri oyun oynuyor: seni, benden vazgeçirmeye çalışıyor! Seni sevdiğimi bildiğin halde bunun neyinden şüphelenebilirsin?" Dedim aynı tonda. Yarım bir açıyla Justin'e döndüm. "Bana gelip Jaxon'ın yaptıklarını anladığını söylüyorsun ve şimdi 'neden onu koruyorsun?' diye bir saçmalık uyduruyorsun!"

Derin bir nefes alıp önümüzdeki arabaları solladı.

Bana odaklanması için öne doğru eğildim. " Seni anlamıyorum!" Diye bağırdım. "Özür dile sonra özrünü geri almış gibi davran!"

Arabayı durdurduğunda dışarı baktım. Uçurum kenarına gelmiştik ve manzara fazlasıyla ilgi çekiciydi. Sakin bir sesle tekrar Justin'e döndüm. "Açıklamama izin verseydin bunu düşünmeyecektin. Zaten buraya bu yüzden geldik."

"Daha neyini açıklayacaksın? Boşanamam dedin! Sen evliyken benden bir halt bekleme!"

Elini tekrar direksiyona vurdu ve boynundaki damarın belirginleşmesini sağlayacak bir tonda bağırdı. "Evliyken olmayacağını biliyorum, Mil!"

"Kes sesini, her şeyi bilmek zorunda değilsin!"

"Boşuna bağırıyorsun!" Dedi.

"Saçma sapan herbir boku söylersen benden her şeyi bekle!" Dedim ve elimi saçıma geçirdim. "Lanet olsun Katarina'ya, seninle kavga edecek duruma geldim!"

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!