Saçları, ellerimin arasından kayarken her telini sayıyordum. Sadece tenim değil kalbimde hissediyordu yumuşaklığını. Beklenmedik bir zamanda, aşkı başucumda bulmuştum. Önceden bana masum bakışlarını yolluyordu, istikametimi şaşırtıyordu. Son anda, arkasında gizlediği gerçeğin bir parçasını kırılarak, üzülerek öğerenmiştim ki şu an kendi rotam; kendi haritamdaydım.

Duru bakışlarını bir daha görememe korkusu kendi haritamın yanması ve benim kaybolmamla eş değerdi. Son kez, ellerini bile tutamadan uzun yolculuğa yollamam benim pişmanlığımdı; ellerime ihtiyacı olmadan dalgalara kafa tutması onun bir elinde tuttuğu sevgi iradesiydi.

Şimdi buradaydı. Elleri, tenimle buluşmuş; dudakları dudaklarımdaydı. Bütün alehlerine karşı bırakmamıştı. Sadece, tek bir lehine karşı tüm alehleri yüklenebileceğini öğrenmiştim. Evliliğini, boşanmayı, aldatılmayı benim için görmemişti.

Bundan sonra hepsinin biteceğine emin olmuştum. Kanıtlarımız tamamdı ve boşanması sadece hastaneden taburcu olmasına bakıyordu.

Hafifçe kenara kayıp bana yer açtı. İrademin durduğunu hissediyordum; fakat o iradesini aklından geçirmiyordu. Sanki bütün her şeyi oluruna bırakmıştı. Bir hastanede olmamız ve odaya gelecek herhangi birine karşı korkmuyordu.

Buna odaklanmıştı.

Ve o bu haldeyken onu durdurmak, empatime göre yanlıştı. O beni seviyor ve ben de onu seviyorum. O bunları umursamıyorsa ben neden umursamıyorum?

Terreddütümü fark etmiş gibi yataktan doğrulurken birbirimizden ayrılmamıştık. Ensemin üstüne koyduğu avcuyla beni yatağa doğru çekerken engellemedim. Diğer elini karnıma indirip masaj yaparken yatar pozisyona geçtim. Boğuk bir şekilde inledi. Elleri bu sefer t-shirt'ümün içinden karnıma ilerlediğinde kasıldım. Parmakları, uzun bir süredir çalışan masör (?) gibi karnımda hareket ediyordu. Kendimi kaybedip ensesindeki saçları çektim. Ensemdeki elini belime indirdi ve sonra kalçama inerken kapı açıldı.

Hızla doğrulup t-shirt'ümü düzeltirken Justin küfür etti. Doktoru, gülümseyerek Justin'in yanında durduğunda yataktan kalktım.

"Nasıl hissediyorsun, Bieber."

Omuz silkip bir süre bana baktı. Gülmemek için dişimi dudağıma bastırdım; Justin'in dudakları şişmişti.

"Basılmış ve sinirli," diye mırıldandığında gözlük üstünden ikimize baktı. Söyleyeceklerini bastırmak adına dudaklarını yaladığında elinde tuttuğu ince, açık durumda olan deftere bir şeyler yazdı.

"Madem iyi hissediyoruz, memur Bey ifade için gelebilir değil mi?"

Justin gözlerini devirdi. "İfade istemiyorum. "Kaba olmazsa" odadan çıkmanızı istiyorum."

Bir süre kalemini kağıtta tuttu sonra derin bir iç çekişle yazmaya devam etti. " Bay Greenwalker'ın (Jack) ifadesini aldık sadece siz ve Bay Bieber kaldınız. İzin verirseniz sizin ifadenizi alalım. Sonra hastayla ilgileniriz."

Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına itip "Tabii," diye mırıldandım

Justin kaşlarını çatarak bana baktı. Jack'in, dedikleri doğruymuş.

"Neden bu kadar acele ediyorsunuz?" diye sitem etti. "Biraz dinlenmemye ihtiyacıMIZ var."

"Biz" mi?

"Justin, bir süre... Sonra geleceğim."

Homurdanarak, tekrar yatağa uzandı. Gözlerini kapattığında şok olmuştum. Trip atıyordu.

Doktor, biz odadan çıkana kadar Justin'in bu hallerinin nedeninden ve geçiciliğinden bahsederken derin bir iç çektim. Verdikleri ilaçlar onu bu duruma getirmişti.

Koridorda üniformalı iki polisle karşı karşıya gelmiştik. Birisi fazla somurtkankrn diğeri fazla gençti. Yeni mezun gibi... Çaprazlarındaki koltukta Katarina ve Jack oturuyordu. Katarina'nın yüzü neşenden fazlasıyla yoksundu. Jack'e gelirsek...

Bilmiyordum...

Morali fazla bozuktu. Özellikle son olaydan sonra.

"Bayan Wood, bizi takip edin." Somurtkan polis, uzun koridora adımını atmadan önce beni uyarıp ilerlediğinde onu takio ettim. Genç polis, onun biraz gerisinde devam ediyordu ve bana bakışları garipti.

Bir odaya girdiğimizde Katarina'nında dışarıda beni beklediğini umdum. İki polisle aynı odada, -hele birinin bakışları değişikken- uygun değildi.

"Lütfen buraya oturun," dedi genç polis.

Gösterilen yere oturup ellerimi birbirine kenetlediğimde aklıma öldürülen atkadaşlarım ve katilim gelmişti. Bu ikinci sorgumdu ve yine benim yüzümdendi.

"Bize olayı anlatın"

Genç, polise bir defter uzattığında Somurtkanın polis memuru olduğunu fatk ettim.

Boğazımı temizleyip anlatmaya başladım:

"Justin ile iş için yemeğe gitmiştik; Eskiden, Bieber Holding'te çalışıyordum ve bir projeyi ben hazırlamıştım. İşten ayrıldıktan sonra proje tamamlanmıştı ve ben de merak ettiğim için satışları ve memnuniyeti öğrenmek istedim. Yemek sırasında, beni gören arkadaşım Jack (ki bu kısımlar umarım onun sorgusuyla paralel değildir.) yanımıza gelmişti ve bu sırada silah sesleri duyuldu. Sonra, Bay Bieber vuruldu... (sesim titredi)"

Adam başını salladığında ifadenin tuttuğunu anladım.

"Şüphelendiğiniz biri var mı? Bay Greenwalker'a göre bir sonuç bulamadık. Belki size yöneliktir."

Parmaklarımla masaya bir süre ritim tuttum. Jaxon, şüpheliydi ve... Onu söylemeli miydim? Justin'in kardeşi diye yalan mı atmalıydım. Artık emindim: Jaxon, bu durumdan pişman değildi. Justin, onu her suçuna rağmen affetmişti. Fakat benim vereceğim cevap, her şeyi değiştirecekti. En önemlisi: Justin ile geleceğimiz nasıl olacaktı? Belki polisler, ben bu gerçeği onlara açıklamadan önce sorguya çekmeselerdi, ne türden davranacağımı bilirdim. Böyle şansım yoktu.

Ki bundan sonra aklımdan geçen tek şey: O Justin'e abiliğine rağmen bizi kırmaya devam ediyorsa, cezasını çekmeliydi.

Artık, affedilemez boyuta gelmişti.

"Şüphelendiğim var," dememle polisler bütün dikkatlerini bana topladı. Boğazımı temizleyip telefonumdan, dün tuvalette çektiğim ses kaydını açtım. "Şüphelendiğim: Jaxon Bieber."

---
Heyecanlı yerde bırakmak için kısa kesmiş olabilirim hchcfztxhcj finale 4 bölüm kaldı. Sizi seviyorum ❤

Sınır: 30 OY

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!