İlgimi elimden süzülen kanımdan daha çok çantamın içinde ucu gözüken bıçak çekmişti. Gözlerim bir pinpon topu büyüklüğüne gelirken ayağımın ucundaki çantama çömeldim.

Titrek ellerimle aldığım bıçağın keskinliğini dokunmadan bile tahmin edebilirsiniz. Ve bu keskinlik korkutucu bir gerçeği boydan boya yarıyordu. Elimdeki kan, bıçağı kirletirken arkadaşlarımın öldürüldüğü bıçak olduğu hem kalbimi sızlatıyor hem de korkutuyordu. Bıçak ondan kaçtığım iki ay boyunca sadece keskinleştirilmek için kullanılmıştı, kılıç kadar keskindi.

Elim transa geçmiş bir şekilde titrerken Justin'in içinde endişe yatan kadifemsi sesini duydum. Ne yapacağımı o saniye içinde düşündüm ve bıçağı arkamdaki bir hırsızın kaçabilecek -en azından bir insanın- büyüklükteki pencereden fırlattım. Cam büyük bir gürültüyle parçalandı, kapıda Justin belirdi.

"Mil!"

Yere çömelmiş elimden düşen not kağıdını çantamın en altına koymuştum. Kısa bir süre sonra gözlerimiz kesişti.

"Bu camlarda neyin nesi?" Ben ona ilk yalanımı söylemek için hazırlanırken kaşlarını abartılı bir şekilde kavisledi sonra dudaklarını yaladı.

"Çantamı karıştıran birini gördüm, beni fark edince camı kırıp kaçtı."

Elimi olabildiğince saklamaya ve canımın yandığını belli etmemeye çalışıyordum fakat siktiğimin kesiği hissetmediğim acıyı her geçen dakika arttırmaya başladı. Dudaklarımı ısırmış Justin'e bakıyordum ama onun dikkati saniyesinde yere kaymıştı.

"Siktir. Adam mı kestiniz! Ne biçim kan bu!" abartıya kaçan tepkisinin elimden damlayan kanlardan olduğunu anladığımda elimi arkamda daha fazla hapsettim. Her defasında değişik bir yalana başvurmamın kötü olduğu belliydi; fakat bu anası-çılgın-katil meselesini tek başıma halletmek istiyordum. Zaten bu olanlardan sonra Justin'in beni yanına yaklaştırmaması doğal olurdu. Ama o ne olursa olsun beni yanında tutmuştu, bunuda bana karşı beslediği ilgiden varsayıyordum. (Buradan Miley'nin gözünün aslında kör olmamasıní anlíyoruz, Bakıciley :D)

"Miley neler karıştırıyorsun ve neden dikiliyoruz? En önemlisi bu kan ne!?"

Benden daha hızlı davranarak cama yaklaştı sonra etrafa bakındı. Anlık gerçekleşen bu hareketi elimi görmesiyle son buldu.

"Hırsıza mı dalaştın?!"

Elimi zorla kontrol ederken sesli bir küfür etti. O bana hakaretlerini sıralarken beklemediğim bir şey yaptı: Bok çuvalı beni kucağına aldı. Ardından tek hamleyle kaptığı çantamla beraber çıkışa doğru ilerledi.

"Ufak bir çi-"

"Kapa o çeneni!" Ani çıkışına afallamama kalmadan bir taksi çevirdi ve benim için kabus olan yere doğru araç yola çıktı.

Işıklar beyaz, doktorların önlükleri beyaz, duvarlar beyaz... Kısaca her şey beyazdı ve bende huzur yerine intihar etme sebebi yaratıyordu. Benim zorumla değişen hemşire, ürkek olan hemşireden biraz daha iyi olabilirdi. Fakat bu hastahaneyi seveceğim anlamına gelmiyordu. Bu berbat hastalık bana iyi bir deneyim olmuştu. İşini bitiren siyah saçlı hemşire "Geçmiş olsun" gibi zırvalıklar edip odada beni yanlız bıraktığında aynı pozisyonda en az üç dakika kalmış kolumu ovuşturdum.

Kesilen elimde büyük ihtimal iz kalacaktı çünkü yara oldukça derinmiş. Gerçi umursadığım bu değildi: Katilimin Maine'de beni bulmuş olmasıydı. Derin bir nefes alıp olacakları düşündüm.

Justin belki Jim'i alana kadar ben de kalabilirdi aynı şekilde Katarina. Bu yüzden onlardan gizli iş yürütmek zorlayacaktı. Ben başından beri Justin'in bu olaya karışmamasını istiyordum, uğraşması gereken daha önemli bir sorunu vardı. Ve bu onun için yeterliydi. Kimseyi kendi çukuruma çekmek asla istemem, arkadaşlarıma olanları gördükten sonra öldürseler bile bunu yapmam. Tek gereken şey tedbirli olmamdı, bunun dışında belki işler yoluna gittiğinde Amerika kıtasını tamamen terk edebilirdim.

"Selam güzellik" dedi Justin ve elinde iki kağıt bardak kahveyle yanıma geldi. "Hemşireye göre hırsız fena hırpalamış." Sesindeki rahatsız ton ile beraber dişlerini sıktı.

"Olan oldu. Ben iyiyim, sadece buradan kurtulmak istiyorum. Fazla macera iyi değil kovboy!" Taktığım isimlerden birine ilk defa hoşnut olmuştu, bunu kısa kahkahasından anlayabiliyorduk. Memnun bir şekilde odunluğunu sergileyip odadan ilk kendi çıktı, kapıyı tutmaya bile tenenzül etmedi.

Fazla üstüne gitmemeyi düşünerek aklımda esen soğuk fırtınalara kulak verdim. Tamam, itiraf ediyorum; Amerika kıtasını asla terk edemem. Ama artık kaçmaktan bıkmıştım ve yakında katilin beni bulması için davetiye vermeye korkuyordum. Kaçan kovalanır tabiri tam bana göreydi ve bu sefere kaçmayacaktım. Bir deyişle ölüme yürüyecektim. Ve bunun zararı kime dokunacağı bariz olsa bile.

"Bir daha hastanelik bir durumun olursa Steteskobu götüne sokacağım, ciddiyim." dudaklarını kemirip ciddi bir hava takınmaya çalıştı. Fakat hepsi gülmesiyle son buldu.

"Bence kendini fazla zorlama..."

Kaşlarını alay içeren bir tavırla kaldırdı. "Tanrım, Miley bana laf yetiştiremiyorsun."

"Zorlanmayasın diye söylüyorum; o Stetoskobu ilk baş kendinde dene, daha az efor harcarsın." Birkaç saniyelik bakışmadan sonra kaşlarını çattı.

"Bazen çok gıcıksın."

"Bilmediğim bir şey söyle, Jus"

"Bence de bunlar hakkında konuşmalıyız çünkü ne kadar içimde tutabili-" dedi ve taksicinin geldiğimizi belirten sesiyle sustu. Taksiden inip apartmana girerken "Neymiş içinde tuttuğun şey?" dedim. Kísacık bir zaman diliminde bana bakıp ardından kendi dairesine bakmaya başladı sonra tam önünde durdu. Merdivenlerin birkaç basamağını çıkıp "Justin" dedim.

Fakat oralı bile olmamıştı. "Özlemek çok berbat. Hatta yanındakini bile özleyebiliyorsun, garip." (Justin'in kapalı mesajını anlamışsınızdır umarım.)

Omzumu duvara dayayıp "Gördüğün birini nasıl özlersin ki?" dedim.

Başını kısa süre bana çevirdi. "Sadece görmek yetmiyor, Miley. İçinde ki fırtına her zaman daha fazlasını ister."

"Bencilce."

"Ve otoriter. Bu isteklere bedeninde ruhunda karşı çıkamaz. En fazla saklarlar." dedi sonra titrek bir nefes aldı. "Jim'i özlüyorum ve bunu engelleyemem. Onu görmek bile bu özlemimi..." kaşlarını çatıp bana döndü, düşünceliydi. Bir süre sonra hızla merdivenlerden çıkmaya başladı. "Kimi kandırıyorum? Özlemim sadece beni yiyecek ve ben biteceğim, o değil!"

Justin içeriye girer girmez dairesine ilerledim. Sevimli bir paspas ve zilin üstündeki "Bebeğimiz uyuyor!" yazısı.

"Bu fırtınayı azdırırsa" dedim ve zilin üstündeki notu koparttım. "Ben dindiririm."

Tek gereken nereden başlayacağımdı.

--------------
Merhaba Bakıciley! Mükemmel bir Teog sınavı sonrası bölüm yayınlamak istedim ve artık fazla bekleteceğimi düşünmüyorum ama yine de size bağlı. Yorumlar ve oylar çok düştü, bazen hikayeden sıkıldığınızí düşünúyorum, eğer böyle bir şey varsa söyleyebilirsiniz. Sorun neyse düzeltmek için elimden geleni yaparım.

Bölümü oylara ve yorumlara göre yayınlamak istiyorum hem biraz hikaye aktifleşir. Sizi seviyorum ❤

@Mileyyyyz

@iperfbizzle

@Tommily

@iremelacelen

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!