Zaman, insanlık için gelmiş geçmiş en önemli kavramdı. Her defasında 'onu iyi kullanmamız' söylense de, uygulama taraftarı değildik. Bu yüzden çoğu istediklerimizi alamadık; istemediklerimizin cezasını çektik.

Sürekli 'kaybeden taraf' olmamın ana fikri gibiydi, zaman. Bu hatayı tekrar yapmamak için farklı davranışlar sergilemeye çalışsam bile eskiye dönüyordum.

Yaşadığım her olayı tekrarlamaktan çekinmiyordu, hayat.

En son Jaxon'ı ve Sally'i tehtid etmiştim, kendimi güçlü hissettirmiştim. Fakat şimdi, bir kedi yavrusu kadar güçsüz, savunmasızdım. Beni koruyacak kişiler, gitmişti. Yalnızdım.

Ve günlerce uğraşmam gereken Jaxon vardı; çünkü kaçamamıştım. Kilitlemeyi unuttuğum arabanın kapısı, ben daha hareket etmeden açılmıştı.

Yine zamanı kullanamamıştım...

"Y-yeter artık." diye fısıldadım. Olanlara gücüm kalmamıştı. Benden ne istiyorsa almasını ve sonra serbest bırakmasını istiyordum. Yoksa bu merakım beni öldürecekti. Jaxon benden ne istiyordu?

"Ne istiyorsun, Jax?" yine fısıldadım.

Kısa çaplı kahkahası, beni germek için elinden geleni yaparken başını arabaya soktu, sol elini torpidoya ve sağ elini sürücü koltuğuna yasladı. İrkilerek aramıza mesafe koydum.

"Cevabını bildiğin sorunun üstüne neden basıyorsun?" diye kaşlarını çattı.

"Senden nefret ediyorum!" diye bağırıp onu arabanın dışına ittirdim. Tekrar eski halini alıp üstünü düzeltirken sırıttı:

"Daha iki ay önce, çoğu mesajlarda, 'seni seviyorum' yazmamama kızan sen mi şimdi benden nefret ediyorsun?"

Yanağımdaki yaşları silip yandaki koltuğa oturdum. "Duygularınıza ayak uyduruyorum. İstemsizce veya istemli-" kaşlarımı çattım. "...yapıyorum."

'Hah' gibi bir ses çıkarıp sürücü koltuğuna oturdu. Araba anahtarına yuvasından çıkarıp cebine atarken bana baktı ve dudaklarını yaladı. "Hikayelerimizin benzediğini hiç düşündün mü?" kaşlarını sorusuna itaat eder gibi kaldırıp bir süreliğine ellerini ısıtma çabasına girdi. Hava Ocak aylarına göre daha yumuşaktı; fakat her halukârda soğukluğu, donduracak cinstendi. "İlişkimiz olmadığı halde benimle birlikte oldun. Ve Justin'in evli olduğunu umursamadan onunla sevgili oldun." kahkaha attı sonra başını arkaya yasladı. "Tanrım. Senden intikam aldım. Ben olmasaydım hala Aşk Böcekleri olacakt-"

"Kapa çeneni." diye tısladım.

Kaşlarını çatarak bana baktı. Korkutucuydu. "Sözümü kesme!" diye kükredi. Birkaç saniye sonra yumuşayıp devam etti: "Duygulara karşılık verdiğine emin misin?"

"Evet" dedim.

Konunun nereye geleceğini kestirmeye çalışırken gülümsedi. Direksiyonda ritim tutmaya başladı.

"Sende de yapıyorum. Belli olmuyor mu?"

"Ah, ya yapmamışsan? Sana bir kere bile 'seni seviyorum' demedim. " birden bana yaklaştı. "Bu seni gerçekten sevmediğim anlamına mı geliyor?" diye fısıldadı. Kaşlarım çatılırken sırıttı. "Belki seni seviyordum."

Beni etkilemeye çalıştığının farkındaydım ama hiçbir etki hissetmiyordum. Onu her gördüğümde devreye giren kelebekler ölmüşlerdi, veya Jaxon öldürmüştü. Kahkaha ataraka göz yaşımı sildi ve fısıldadı: "Belki sevmiyordum!"

"Lanet olsun." diye tıslayıp Jaxon'ı ittim. "Psikopatlaşmayı bırak. Evime götür beni."

Arkasına yaslanıp gözlerini kapadı. "Ah, Mil. Ne kadar yaramaz olmuşsun sen?"dedi. "Benden kaçacak kadar akıllı mısın? İçerdeki gösteri, iyi olabilirdi fakat... Hala saf olduğunu anlayabiliyorum. Neredeyse bir gündür misafirimsin ve Justin'den haber yok." çarpık gülüşünü yüzüne bir süs gibi koyup bana baktı.

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!