HATIRLATMA

"İki yıl oldu, ama bir yıldır oyun devam ediyordu!" dedim bağırarak.

Artık o da kızgındı, Bu sefer saçlarını çekiştirecek gibi durmuyordu. Kendince haklı olduğunu düşünüyordu, tıpkı benim gibi. Jaxon'ın araya girmesiyle bu reklamın zar zor gerçekleşeceği aklıma dank etti. Gözlerimi kapattım ve yumruğumu sıktım, sadece yerde tepinmek istiyordum.

"Yanlış anladın sen. Sana dışarda konuşalım dedim!" Jaxon'ın ellerinden silkelenerek kurtuldu ve bana doğru gelmeye başladı fakat Justin araya girmişti.

"Mil, bir yere gitmiyor. Sen de Cehenneme gitmek istemiyorsan defol!" dedi tıslayarak.

Justin ardından kolumdan tutup beni Jack'ten uzaklaştırdı.

"Van nasıl?" dedim Justin'in ardından.

"Hala bağımlı, sürekli seni soruyor ve beni suçluyor. Maine'ye gelmeye kalktı ama engelledim." sesi sakinleşmişti.

"Şimdi geri dön. Bitti zaten artık uğraşma." dedim.

Jack derin nefes alarak odayı terk etti. Ya gitmezse, seni takip edip kapına dayanırsa. İç sesim korkuyla haykırırken istemsizce küfür ettim. Jaxon ikimize bakıyordu, Justin kolumdan çekip beni tam önüne getirdi. Yüzü korkutucuydu.

"Bana açıklamak zorundasın, Miley. Hemen." Dedi tıslayarak.

15.BÖLÜM

Geçmişi bir suya atmıştım, şimdi hepsi batıyordu. Fakat Jack için görünürdeydi, hiçbiri batmamıştı, Bu da benim sayemde olmuştu. Justin'in ufkuna geçmişimi dikmek istemiyordum. Aslında hiç kimse için bunu düşünmüyordum, inat etmesi beni ondan uzaklaştırabilir ya da daha çok bağlanmasına sebep olabilirdi. Geçmişimin karanlığına ışık yerine tutsak olursa ben kötü duruma düşecektim... belki de ikimiz, beraber çırpınacaktık ve kendimizi o tutsaklıktan kurtarmaya adayacaktık. En kötüsü ise beni karanlıkta yalnız bırakmasıydı, çünkü geçmiş su yüzüne tekrar çıktığında ben batacaktım.

Apartmanın tozlu havası ciğerlerimde yerini ayırmadan merdivenlere doğru kolumdan çekti. İnatçıydı, zorla geçmişimi anlattıracaktı ve benim fikrimi asla umursamayacaktı Tıpkı Jaxon işte. Kolumu bütün gücümle kurtardığımda Şirkette ki halinden daha kızgındı ve kızgınlaşıyordu da.

"Baksana, Evine git sen. Yarı-"

"Sikerim evini!"

Kolumla birlikte merdivenin duvarına yapıştığımda gözlerim olanlara inanamazmışçasına açılmıştı. Hem korkutuyor, hem de canımı acıtıyordu fakat geçmişimin onu ilgilendirmediğini unutuyordu. Resmen duvar ve onun arasında sıkışmıştım. Altımda ise 6-7 basamak vardı, gözlerimi kırpıştırdım.

"Bu sinir ne?! Söylemek zorunda değilim! Bok çuvalı gibi ses çıkarmayı kes!"

Son dediğime inanamazken tekrar kolumdan tuttu ve daireme çıkarttı.

"Umrumda değilsin! Seni zorla Alabama'ya götüreceği için umrumdasın!"

Söylediklerini kavramaya çalışıyordum, ne saçmalıyor lanet? Burada oyun mu oynuyoruz açıkça konuşsa ya, göt?!

Küfür darcığımın gelişmesine hayret ediyordum. Maine'de "çiş"ten başka ayıp kelime bilmeyen ben, büyüğümden rap hızında saydırmayı öğreniyordum, Sayesinde Puro'nun zararlı olmadığını da öğrenmiştim, Evet, Büyükler sağlığa zararlıdır, Tıpkı Spor gibi.

Koltuğa düştüğümde bileklerimi ovuşturdum, tabi Justin'e kışkırtıcı bakışlarımı atmayı da ihmal etmiyordum. Hemen yanıma bok çuvalı gibi yayıldı, ardından bana baktı (Uzun süre).

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!