HATIRLATMA

"Ne oldu? Beraber gitmeyecek miyiz?"

Bunu tam Justin'in önünde durduğumda söylemişti.

"Üzgünüm Nero. Justin'e sözüm vardı." Justin'i işaret ettiğimde gözlerini kısarak ona baktı sonra büyük ve mükemmel sırıtışını ortaya koydu.

"Ow, ben de söz istiyorum güzelim."

Hala kolunun altında mayışmış bir şekilde duran Katarina ortay atıldı.

"Evet! Kesinlikle söz istiyoruz."

Nero kıkırdarken ben de kıkırdadım, Justin bu sırada purosunu yakıyordu.

"Gidelim mi 'BEBEĞİM'?" dedi bana bakarak. Puro yandığında sırıttı sonra Nero'ya odaklandı. "Sanırım ismin Nero. Her neyse, bu bahsetiğin söz bir çüke sahip olduğun da gerçekleşecek. Uzgünüm, dostum."

Justin küçümseyici bakışlarını atarken dediklerine gözlerimi büyülttüm.

O ise...

Yani Justin... halinden memnundu.

18.BÖLÜM

Nero ve Katarina'yı arkamızda bırakarak eve doğru yürümeye başladık. Justin'in gülümsemesi solmamış, aksine attığımız her adımda daha da genişliyordu. Nero ve Katarina'nın bizi göremeyeceği uzaklığa ulaştığımızda Justin'in koluna cimcik attım.

Hafifçe inlerken refleks olarak kaşlarını çattı ve bana baktı. Gözleri ve yeni çıkmış bıyıkları çok tatlı duruyordu.

"Arkadaşlarım hakkında kötü konuşamazsın."

Sesimin otoriter çıkmasına özen gösterirken hala bana bakıyordu. Yüz ifadesi aynıydı, ve bunun neyin habercisi olduğunu bilmiyordum. Arkadaşlarıma (özellikle yeni tanıştıklarıma) hakaret etmesini beklemiyordum, buna hakkı yoktu çünkü daha hiçbirini tanımıyordu. Ön yargılı olabileceği aklımdan bile geçmemişti, bazen her şeyi abartabiliyordu.

"Onu sevmedim."

Fikrini sormadan verdiği yanıt benim için gereksizdi. Zaten sorsam bile cevabı beni hiç ilgilendirmezdi. Tıpkı onun, seçimlerime kalıbını basamayacağı gibi.

"Ne yapmamı bekliyorsun?"

Apartman merdivenlerime geldiğimizde, sorumu yanıtlamak için durdu.

"Yapacağın basit. Onunla takılmayacaksın"

Yüzüme aptal bir sırıtış ekledim. Kendini ne sanıyordu bu? Ona göre hareket etmediğimi anlamış olması gerekirdir.

"Hayır. Sen karışma."

İtiraz edeceğini bildiğim için merdivenlerden çıktım. Adımımı atar atmaz cevabımı almıştım.

"Kendi türümü bilmeyecek kadar salak değilim. Erkekleri tanımadığını Jaxon'a güvenerek belli ettin. Tekrar üzüleceksin ve yanıma geleceksin."

'Jaxon' ismini duyar duymaz, sözcüklerin yarattığı ağrı iki katına çıkmıştı. Önünde ağlayacak kadar aciz düşmüştüm bir kere, bunun tekrar olmasını istemiyordum. Eğer şimdi bunu yaparsam o son cümlesi gerçekleşecekti. Ona döndüm ve kollarımı göğsüm de birleştirdim. Yere bakarak saçlarını düzeltti sonra dudaklarını yaladı. Giyimi sanki benim yaşıtımmış gibiydi, belki de genç kalmak istiyordu veya genç görünmeyi seviyordu. Fakat eve girer girmez bir yetişkin ruhu kaplıyordu onu, evinde bekleyen Sally ve Jim Bütün gençliğini o dakika içinde tüketiyordu.

"Sadece sen yoksun ve Üzüldüğüm de aklıma gelecek ilk kişi asla olmadın, anladın mı?"

Justin yüzünü buruşturarak bana baktı, gözü seğiriyordu. Cevap verecekti ama açılan kapıyla hepsini içine hapsetti. O bana olan bakışlarını sürdürürken kapıyı açan Sally'e baktım. Kucağında Jim'le, Justin ve beni süzüyordu. Justin belirgin bir şekilde derin nefes aldı, nedeni büyük ihtimalle dikkatimi çekmekti. Aynı biçimde karşılık verip Justin'e odaklandım,

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!