Ellerim garip bir titremenin esiri altındayken Justin bunu fark etmişti. Belli etmemek adına çabalarken notu arkamda sakladım. Justin'in hiçbir şey anlamadığını belirten bakışları gözlerime bir ok gibi batıyordu ve buna katlanmak zorunda olmam işin en berbat tarafıydı.

Kalçamda duran elimi sıktım, kağıdın pörsümesini sağladım ve Justin'in gözlerine baktım.

Yaptıklarım sadece bu cümlede yer aldığı halde bunun zorluğunu ancak ben biliyordum. Ellerimin terlemesiyse yaptığım gizli-yok etme- yolunun, gerçekten "gizli" olup olmadığı karşısında ki endişemdi.

Beynimde atlı karınca gibi dönen katilim, ruh sağlığımı bozacak şekilde korkmamı sağlıyordu. Fakat şu an sadece Justin'in tepkisini düşünmem gerekiyordu;

Beynim ters çalışıyordu işte.

"Bebeğim?" dedi gözlerini irileştirirken. Ve be doğal olarak "Bebeğim" hitabına odaklandım: Not aklımdan uzaklaşmıştı bile.

"Ah... G-gü-" derken cümlemin saçma olduğunu düşündüm, değiştirdim:

"Erken geldin."

Yine saçmaydı; ama işe yarardı. En azından söyleyeceklerini unutması için...

"Rengin solmuş, elindeki ne?" diyerek birkaç adımla yanıma geldi.

Ben de avucumu açıp kağıdı yere düşürdüm. "Tarih notum. Yerde buldum." dememle, eğilmesine (düşen notu almak için) kalmadan Justin'e sarıldım.

Afallamış olduğunu belli etti, odun gibi dikildi. Bir an onu, bana sarılması için cimciklemek istedim; fakat düşüncelerimden önce davranıp kollarını belime sardı.

"Sen iyi değilsin," diye mırıldandı.

O görmese bile gözlerimi devirdim. "Sen geldin. İyiyim." Sözcükler ağzımdan kaçar kaçmaz onları kovalamaya başladım; yakalayamadım. Çoktan duymuş olmalıydı. "Her neyse, yalnız kalmaktan korktum. Gök gürültüsü vardı. İşi Jaxon'a bıraktığının yeni farkına varıyorum, üzgünüm. İstersen gidebilirsin: sonuçta gök gürültüsü yok, kar yağı-"

"Çeneni kapatsan... artık." dedi ciddiyetle.

Hatamı fark ettikçe daha beter batıyordum. Ne güzel (!)

"Gitmek istemiyorum. Hadi uyuyalım." dedi, sonra benim odama doğru yol aldı. Ben orada yatacağını düşünürken beni yanılttı, elindeki çarşaf, yorgan vs. ile geri döndü.

Kollarımı göğsümde birleştirip çarşafı sermesini bekledim; ama durdu. Tek kaşımı kaldırarak Justin'e baktığımda başından beri aynı tepkiyi o veriyordu. Çarşafı ve yorganı elime verip kendisi diğer koltuğa oturdu.

Hepsini benim yapmamı bekliyor... "Odun." diye mırıldandım ve dışımdan söylemenin verdiği rahatlığı yaşamak istedim.

"Neyi bekliyorsun?"

Omuz silktim. Çarşafı serdim, getirdiği yeni yastığı koltuğun baş ucuna koydum. Ve koyduğum gibi kendim yatarken buldum: Aniden kolumdan çekip, kendisiyle beraber koltuğa yatırmıştı.

"Üşüdün mü?" derken yorgana uzandı. Cevap vermeme kalmadan üstümüzü örtmüştü. "Sarıl bana."

Durdum.

Bir süre sonra bileğimi tutup boynuna doladı. "Elin nasıl?" dedi, elimdeki yarayı sargı bezinin üstünden okşadı. Gözlerimi kapatıp titrek bir nefes aldım.

Bu kesiği, katilim bıçağının yaptığını bilmemesine cidden üzülüyordum.

"Acımıyor." dedim sonra başımı boynunun girintisine yasladım. Bunu bekliyormuş gibi anında elini sırtıma koydu.

"Acımasın." dedi fısıltıyla. "Yarın okul var."

Gözlerimi aniden açıp kaşlarımı çattım. "Senin derdin ne? "Romantik" kelimesinin başına "Or" getirme diye bir hobin mi var senin?"

Kıkırdadı ve "Romantik mi? Bu mu Romantik?" dedi. Saçlarımdan öptü. "Çok safsın. O kadar safsın ki bazı şeyler buna yetişemiyor."

Bazı şeyler?

"Anlamadım." dedim.

Bekledi. "Ben de anlamadım." dedi.

İç çektim; Armani Code kokusunu ciğerlerime doldurmuş oldum. "Neden şifreli konuşuyorsun ki? Gereksiz değil mi?"

Tekrar kıkırdadı. "Biliyor musun? Aslında şifreli konuşmuyorum, gerçekten safsın."

"Biliyorum. Sürekli tekrar etmezsen iyi olur. Katarina gelecek... sen burada yat, ben odama gideyim. Yanlış anlayabilir" dedim ama aslında odama gitmek istemiyordum. Burası gayet iyiydi.

"Gitme. Gelmeyecek." dedi ve daha sıkı sarıldı.

Burnum o muhteşem kokuyla mutlu olurken ben onunla birlikte uyumaktan mutlu olmuştum. Kendimi papatyalarla dolu bir kırdaymış gibi hissediyordum ve hepsinin bana ait olmasını bencilce istiyordum. Sadece ben o papatyaları koklayayım, gerekirse sadece ben koparayım. Sadece benim.

"Uyudun mu?" dedi Justin. Uyku beni Justin'in kollarından çekmeye çalışırken reddettim.

"I-ıh"

Saçlarımdan öptü. Gülümsediğini hissedebiliyordum. "Bana eskisinden fazla yakın davranıyorsun." dedi.

Başımı hafifçe yukarı kaldırıp gözlerine bakmaya çalıştım. "Seni tanıdığım için. İste-"

Gözlerini kapatıp işaret parmağını dudağıma bastırdı. "Sus"

Sonra yanağını yanağıma koydu. Hafif çıkmış sakalları biraz rahatsız etsede mutlu hissediyordum. Aramızdaki uzun köprünün yarısından çoğunu tamamlamıştık. Gün geçtikçe duygularım güçleniyordu. "Saflığına neden bu kadar takılıyorum... Biliyor musun Miley?"

Bilmiyordum.

Elini sırtımdan kalbime indirdi, iç çekti. Uyuduğumu düşünüyordu. "Sakın uyuma, güzelim."

Bebeğim?... Güzelim?...

"Birlikte uyuduğumuz ilk günü hatırlıyor musun?" derken durdu. "Sarhoş olmuştum, hatırlarsan." Başımı salladım. O günü fazlasıyla iyi hatırlıyordum; Hatta Justin'in beni sarmalayan kollarından dolayı öleceğimi düşünmüştüm, gülünç bulmuştum. Fakat şimdi böyle bir şey olsa, "en iyi ölüm budur." derdim.

Justin'in kollarında ölmek... Değişik, ama güzel.

"O akşamı çok iyi hatırlıyorum. Ama sen hatırlamıyorsun. Bu yüzden bu saflığın devam ediyor..." dedi ve tekrar başımın üstünü öptü. "Bebeğim... O günden sonra yaptığım şey ne oldu biliyor musun?" dedi yanağımdaki baskısını yok ederken, tabii yerine dudakları almıştı. "Saflaştırdım... Onu. Her şeyi. Ben buna devam ederken daha fazla saflaştın:
Ben aşkımı saflaştırırken ; sen bunu göremeyecek kadar saftın."

------------------

En iyi yerde bıraktım Bekletme için özür dilerim, sizi seviyorum Bakıciley. Daha güzel bir aşk sahnesi yapmak isterdim fakat yeni bir hikayeye yoğunlaştım. Türkçe öğretmenime bile taslağını gösterdim, beğendi ve okuyacak

Birkaç bölüm biriktirdikten sonra yayınlayacağım. İsmi "ASİL" olacak. Neredeyse bütün destekleri aldım, harika bir kitap olacak gibi duruyor. Siz de destek verirseniz mutlu olurum.

Seviliyorsunuz ❤❤

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!