Işık kirliliği fazlaydı, çok fazla. Neredeyse akşam olmuştu fakat sadece saat yardımıyla fark edebiliyordunuz; alev, dev alevler engelliyordu. Soluduğum gaz, bir süre sonra gözlerime batmaya başladığında yüzümü Jack'in göğsüne bastırdım. Islanmıştım, üzerime atılan battaniyeye rağmen üşüyordum. Hava soğuktu, yağacak gibiydi; ama sırf alevler sönmesin diye içini dökmüyordu. Tüm damlaları tutuyordu.

Serbest bıraktığında, bitecektik. Yaşamamımız değişecekti, türlü canlıların davranışları değişecekti. Şimdiki ben gibi.

Hem yağmuru tutan bulut; hem mağduru olan canlılar, ben.

Uzun süre sırrımı sakladım ve sonunda açıklığa kavuştuğunda yaşamım değişti, duygularım değişti, ben değiştim. Daha iki saat önce kül olma tehlikesindeydim. Olmamıştım, hala "yaşamımın dönekliğine" oyuncu olmak zorundaydım.

Benliğim, tir tir titrerken inat etmeliydim. Doğrusu, kabul etmeliydim. Bana verilen senaryoya, çocuklar '3 yaşından itibaren kalem tutmaya başlar' teorisine tepkiyle, doğumumda imza atmıştım.

Şimdi, çekiyordum. Hava beni ısıtmak istemiyordu, yangın sönmek istemiyordu, gaz gözümü rahat bırakmak istemiyordu...

Her geçen saniye: Üşüyordum, bela alıyordum ve acı çekiyordum.

İtfaiye sesleri devam ederken ise bulanmış ellerimle Jack'in ince kazağını avuçlarıma aldım. Kollarını biraz daha sıkılaştırıp battaniyeyi daha fazla yaydığında ağlamamak için dudaklarımı ısırmıştım.

Bir orkestra gibi birbirine karışan siren seslerini dinliyordum. Gözlerim, alevin ışığına ve karbonmonoksit gazına karşı yumuluydu. Ciğerlerimdeki yanma kendini hissettirdiği her an öksürüyordum.

İyi değildim fakat hastaneyi çekecek de değildim. "Ambulans görevlileri geliyor," diye kulağıma fısıldadı Jack. "İyi değilsin."

Ciğerlerimden gelen hırlama eşliğinde "İste-miyorum," dedim. Harfler dilimde dönüyordu, anlatabilecek nefesim yoktu.

"Bayan Wood," dedi görevli, sedyenin açılımından dolayı çıkan gürültü eşliğinde. "Sizi muayne için hastaneye götürmeliyiz."

Başımı Jack'in göğsüne bastırdım. "Ambulansta muayne edin, lütfen,"
"Hastane boğuyor."

"Herhangi bir durum söz konusu olduğunda--"

"Hastaneye giderim," diye devam edip kendimi Jack'ten ayırdım. Isım düşüşe geçtiği için dudaklarım birbirine çarpıyordu. Görevliler, bir koşu battaniye daha getirip bana sararken otele son kez baktım.

Çok kötüydü.

Duvarların bir kısmına is sıçramış ve çeyrekten biraz fazla kısmı kül olmuştu, yanmaya devam ediyordu. Bana kinle bakan otel sahiplerine bakılırsa tüm masraf benden giderilecekti, ne hoş...

Bakışlarımı fuşya duvarlardan çevirip ambulansın arka kapağına baktım. İçeride gerekli malzemeler vardı. Küçükken gördüğüm her boş ambulansa gider arka kapağına tırmanıp içerisini incelerdim. Malzemelerin sırasını ezberlediğimi hatırlıyordum hatta kendimi sedyede hayal ettiğimi...

Başımı sertçe sallayıp arka kapaktaki sedyeye yattım. Burnuma oksijen verildiğinde ciğerlerimde rahatlama oluşmuştu. Görevli bana sürekli sorular soruyordu ve nedenini anlamıyordum. Sonra doğrulup öksürdüm ve otelin gözüken camından dışarı baktım. Bir karaltı gördüğümde öksürmem şiddetlenmişti.

Yüzü yine belli değildi fakat burada ne aradığı beni deli gibi meraka sokuyordu. Jaxon göndermiş olabilir miydi? Amacı başkalarına verdiği emirle beni öldürmek miydi?

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!