En beğenerek yazdığım ve en uzun bölüm şimdilik bu canlar Sizlere keyifli okumalar dilerim! Seviliyorsunuz! :)

Marcus ile okula birlikte gidip gelmeye ve aynı sınıfta olduğumuz için birlikte ödev yapmaya başlamış olsak da matematiğe Robin sadece beni çalıştırıyordu. 5 gün filan geçmişti ve ben o kadar kısa sürede tırnaklarımdaki ojeyi mahvetmiştim. Özellikle saçlarımı yıkarken oje kabuk kabuk olarak azar azar dökülmüştü. İyi haberse saçlarım kırıksız! Birkaç haftaya yeniden kırmayı başarırım büyük ihtimal.

Saçlarım sıkı bir topuzken ve üzerimde siyahlı beyazlı polar eşofmanım varken yatağın üzerine bağdaş kurmuş elimdeki tarih kitabını okuyordum. Komodinin üzerindeki çayımdan birkaç yudum almaya kalktığımda yanlışlıkla üzerime dökünce beyaz bluzumda sarımsı kahve bir lekeye sebep oldum. Hızla kitabı fırlatıp çay fincanımı alelacele komodinin üzerine koydum. "Yandım! Çok sıcak!" diye mırıldayıp hızla üzerimdekini çıkartıp yere fırlattım. Elimle çayı döktüğüm yerdeki nemli derimi kuruladım ve oraya yapabildiğim kadar üflemeye başladım. Bir yandan da sessizce tepiniyordum "Yandım!" diye.

Sonunda oradaki acıyı ve yanma hissini azaltmayı başarıp düz siyah olan ince uzun kollumu giydim. Banyoya yöneldim ve elimi soğuk suda ıslatıp çay döktüğüm yere koymaya başladım. Aşağı inip bu soğukta buz istesem saçma kaçacaktı. Ayrıca insanlar üzerime üşüşebilirdi ama bunu istemiyordum. Aynada sıcak çayın tenimde bıraktığı kırmızı ize bakıp yüzümü ekşittim. Bunu biri görmese iyi olur.

Odama geri gidip hızla beyaz bluzumu kaptım ve banyoya yeniden gittim. Çay lekesini suyun altında biraz beklettikten sonra onu odada bulunan ahşap kirli sepetine fırlattım. En azından yıkaması daha kolay olacaktı. Birkaç gün önce giysileri yıkayan genç bir kız görmüştüm. Bayağı kötü görünüyordu. Çok yorgun olmaydı. Onunla konuşmaya kalktığımda geçiştirirce cevaplar verdi. Konuşmaktan rahatsız olduğunu anladığımda onu çamaşırlarla yalnız bırakıp salona gitmiştim.

Kapı aralığında yün çoraplarımla ve belime koyduğum ellerimle odaya şöyle bir baktım. Ne tarih kitabı ne de çay ilgi çekici gelmediğinden salona inip diğerleriyle birlikte film filan izlemeye karar verdim. Her şeyi öylece bırakıp merdivenlere yöneldim ve dikkatlice aşağıya indim. En son Lisa yün çoraplarla hoplaya zıplaya bu merdivenleri inerken ayağı kaymıştı ve onu Marcus son anda yakalamıştı yoksa yuvarlanarak inecekti aşağıya.

Son basamağa adımımı attığında korumalığa kenetlenmeyi kestim ve bir şey olmamış gibi sakince salona geçtim. Herkes bir koltuğa yayılmıştı. Televizyon açıktı açık olmaya ama izleyen yoktu. Herkes elindeki telefonun içine gömülmüştü. Öyle ki salona girdiğimi bile fark etmediler. Saçma bir şey yapıp tüm dikkati üzerime çekmeyi istemediğim için boş bulduğum tek yer olan Robin'in yanına oturdum. O anda beni fark edip "Tarih çalışman bitti mi?" diye sordu.

Rob konuşunca herkes kiminle konuştuğuna bakmak için başlarını gömdükleri telefonlardan kaldırdılar. Bana bir gülümseme yolladıktan sonra telefonlarına geri döndüler tabi. "Evet. Bugünlük bu kadar yeter." deyip ona telefonumu isterce baktım. Bakışlarımı anlamadığında başımla diğer koltukta beraber oturan telefona gönülü Lisa ile Zoey'i işaret ettim. Tek kaşı kalkınca elindeki telefonu işaret ettim. Gülümsedi ve cebinden telefonumu çıkartıp bana verdi. Tabi ki Lisa ile yer değişti ve Lisa mesajlarımı okumaya başladı. Artık bana güveniyorlardı ama bir hata yaptığım an Jared'ın vereceği tepkiden korkuyorlardı. Tesa ve Bella ile biraz mesajlaştık.

Gözlerimi kırpıştırarak açtığımda yatağımdaydım. Hava ise karanlıktı. Büyük ihtimal koltukta mesajlaştıktan sonra birlikte film izlemeye başladığımızda uyuyakalmıştım. Eh, film güzel değildi. Uyuyarak bir şey kaçırmamış oldum yani.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!