Seviliyorsunuz canlar♡ İyi okumalar x

"Seni aklımdan çıkarmam için seni öldürmem gerekiyor."

Sanırım ömrümde kurduğum ironik cümle buydu. Hem mantıklıydı hem de saçma. Hem canımı acıtıyordu hem de beni rahatlatıyordu. Bir yandan kulağa gülünç geliyordu diğer yandan ise üzücü. Delice ve akıllıcaydı. İçinde bulunduğum ironiyi en iyi özetleyen cümleyi kurmuştum ve bu cümle ile Jared hayatının en büyük şoklarından birini yaşamıştı.

Ne yapacağını bilemez bir şekilde öylece durdu. Eğer silahı elimden almak için hamle yapsa tetiği çekebileceğimi biliyordu. Ağzını bir şey söylemek isterce önce açtı sonra da kararsız kalarak geri kapattı. Yanlış bir şey söylemekten de korktuğu belliydi. Onu gerçekten öldürmek isteyip istemediğimden emin değildim ancak artık zihnim apayrı bir alemdeydi. Eskiden mantıksız gelen şeyler artık mantıklı hale gelmeye başlamıştı.

Üzerimdeki kazakta takıldı gözleri. Onun kazağını giyiyordum. Eskiden rengarenk giyinen ben, şimdi siyah tonlarına gömülmüştüm. İyi değildim. İyi olmayacaktım. Asla olamayacaktım. "Midye." dedi fısıltı gibi çıkan sesiyle. Bu kez kolyeme bakıyordu. Yalvarır gibi bir sesle "Kendine gel." dedi. Başımı iki yana sallayıp "Kendimdeyim." diyerek onu reddettim.

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre boyunca öylece kalıp birbirimize baktık. Ne o bir hamle yapıyordu ne de ben. Heykel gibi donup kalmıştık. "Neden?" dedim sinirli bir ses tonuyla. "Madem hayatımdan çıkacaktın neden hayatıma girip onu mahvettin?" diye devam ettim. "Bu benim hayatım! Sen bana ümit verdikten sonra öylece çıkıp gidemezsin! Beni kaçırıp ailemden uzak tutamazsın! Kim olduğunu sanıyorsun sen? Veya şunu sorayım; beni kolaylıkla oynatabileceğin bir kukla olarak mı görüyorsun?"

Söyleyecek bir şeyi olsa bile hiçbir şey yapmadan durup bana bakmaya devam etti. "Senin yüzünden birini öldürdüm ben! Beni herkese önemli kişi olarak gösterip koruduğun için beni kaçırmak isteyenler ve ölenler oldu. Bu kadar basit mi her şey yani? Hayatımızı ayırdık ve bitti mi? Bu kadar mı?" dedim öfkeyle. Kendime hakim olamıyor ve konuştukça elimde olmadan sesimi giderek yükseltiyordum.

"Nefret ediyorum!" diye bağırdığım esnada bir hareketlilik fark ettim. Jared'a bakmayı kesmeyerek görebildiğim kadarıyla hareketliliğe baktım. Göz devirmemek için kendimi zor tutarak "Sen bu yarı giyinik kadınla birlikte olurken bile seni sevdiğim için kendimden nefret ediyorum! Seni merak ettiğim için nefret ediyorum. Senin her şeyi bu kadar kolaymış gibi görmenden nefret ediyorum. Bana yaptığın her şeyden ve her şeyden nefret ediyorum! Senden nefret ediyorum!" dedim.

Yarı giyinik kız geri geri adımlar atarak odaya yeniden girip kapıyı kapattı. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başlamışlardı bile. Sinirden ağlıyor olmalıydım veya belki de üzüntüden. Hayal kırıklığı da olabilirdi. Tüm duygularım birbirine girmiş ve kör düğüm oluşturmuşlardı. "Biliyor musun?" deyip silahı ona doğrultmayı kestim. Sağ elimde olup yere bakacak şekilde silahı gevşek bir şekilde tuttum. Abartılı bir şekilde omuz silkip "Buna değmezsin." dedim.

Geri geri adımlar atarak bankoya yaklaştım. Silahı bankoya bırakıp elimle yoklayarak Jared'ın kazaklarını koyduğum çantamı kolayca buldum. Kazakları çıkartıp yere fırlattıktan sonra bankodaki birkaç kapalı sigara paketini göz ucuyla gördüm. Paketleri çantama attıktan sonra ceketimi yeniden giydim, berem ile gözlüğümü yeniden taktım ve silahı yeniden elime aldım.

Kapıya doğru yere yıkarca adımlar attım. Jared'ın yanından geçerken ona sert bir şekilde omzumla vurdum. Kapı kulpunu yakaladığımda beni kolumdan tutup kendine doğru çevirdi. Hiç düşünmeden silahı ona doğrulttum ve "Bırak beni!" dedim. "Yoksa tetiği çekerim." Sözlerimi duymamış gibi yüzüme doğru hafifçe eğildi.

"Benim canım acımıyor mu sanıyorsun?"

Fısıltı gibi çıkan sesi, soğuk olan ortam ve yüzüme bir tokat gibi çarpan sıcak nefesi ile bir süre öylece durdum. Beni kolumdan çekerek kendine biraz yaklaştırdı. "Severken bırakmak," duraksayıp yüzüme baktı. "Unutmak için deli gibi çabalamak, akışına bırakamamak, merak etmek ancak asla kontrol edememek... Bunlar sence kolay mı?" diye devam etti. Diğer elinin tersiyle silahı yavaşça ittirdi. "Beni vurmayacağını biliyorum, Midye. Beni unutmayacağını, beni sevdiğini, beni çok sevdiğini biliyorum." dedi. Sonrasında ise "Bizi unutmayacağını biliyorum." diye düzeltip hemen ardından "Çünkü ikimizde ne kadar denersek deneyelim unutamayacağız." dedi.

"Benden ne yapmamı bekliyordun?" dedim yardım dilerce. Omuz silkti ve yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirirken "Bunun dışında her şeyi." dedi. Başıyla elimdeki silahı işaret etti. Gülümseyemeyecek durumda olduğum için öylece durup gözlüklerimin ardından ona baktım. "Baştan başlamak mı istiyorsun? Ailenden uzak kalmayı kabul ediyor musun? Çatışmaları? Böyle bir hayatı kabul ediyor musun?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım. "Normal bir hayat istiyorum. Sıradan sevgililer olmayı. Ayrıca yaşanan bunca şeyi nasıl unutabilirim ki?" diyerek yanıtladım.

Yutkunup başını eğdi. Fısıltı gibi çıkan sesiyle "Biliyorsun. Her istediğini elde edemezsin." dedi. "Seçim mi yapmalıyım?" diye sorduğum an başını salladı. Düşünmeye gerek duymadan "Ailemi seçeceğimi biliyorsun. Sıradan hayatımı." dedim. "Her ne kadar istemesem de biliyorum. Bu yüzden seni serbest bıraktım. Seni sevmediğim için veya senden uzak kalmak için değil. Seni sevdiğim için." dedi.

"Seni seviyorum." diye mırıldandım. Bu cümle canımı yakarak çıkmıştı dudaklarım arasından. Sonra ise alt dudağımı pişman olmuşça ısırdığım an beni kendine çekti. Dudaklarıyla benim dudaklarımı örttü. Ne yapacağımı bilemeyerek öylece durdum. Karşılık alamayınca geri çekilmişti. Ona karşılık vermemi beklemesi saçmaydı. Bunca şeyden sonra bu olamazdı. "Bir günlüğüne sıradan olamaz mısın?" diye sordum. "Söz veriyorum. Eğer öyle bir şey olursa ilk seni görmeye geleceğim." diye yanıtladı.

Söylediği şeyden çıkardığım anlamın doğruluğunu teyit etmek isterce "Bu git demek mi? Git ve bir gün -veya hiçbir zaman- görüşürüz mü demek?" diye sordum. İçimden ise yalvarıyordum. Lütfen, lütfen hiçbir zaman görüşemeyeceğiz deme. Senden uzak kalmak istemiyorum. Bir şekilde sıradan biri ol. Lütfen bir çare bul. Biz olmak istiyorum. Birinin bana severek ve içten bir sesle seslenmesini istiyorum. O kişi de sensin.

"Midye."

Öyle narin bir şekilde söylemişti ki tüm düşüncelerim birden kaybolmuştu. Bu özel kelimeyi tıpkı ince bir buzun üzerinde yürüyormuş gibi temkinli ancak yeni doğmuş bir bebek gibi hassas bir tonla dile getirmişti. "Gözlüğünü çıkar. Bunu gözlüğünden kendime bakarken değil sadece senin gözlerinin içine bakarken söyleyebilirim." dedi.

Kolumu bıraktı ve gözlüğümü çıkartıp arka cebime koydum. Diğer elimde silah hala duruyordu. İki eliyle buz gibi elimi tuttu. Giydiği tişörte rağmen elleri soğuk değildi ancak sıcak da değildi. "Midye." Sözüne yeniden başladı. "Senin için deneyeceğim. Bu asla demek değil. Bir şekilde sıradan olacağım. Nasıl bilmiyorum ama bir yolunu bulacağıma eminim."

Başımı sallayarak onayladım. "Bu zaman alacak, değil mi?" dedim bu kez. "Elimden geldiğince kısalacak bir zaman." diye yanıtladı. Elimi bırakıp avcunu yanağıma koydu. Başparmağı ile yanağımı okşarken "Sen benim Midye'msin. Bunu asla unutma. Ve lütfen bir daha bana silah çekme. Asla." dedi. Elimde olmayarak gülümsedim sonrasında ise kıkırdadım. İkimiz de kahkahalarla gülmeye başladığımızda bana sıkıca sarıldı ve gülmeye devam etti. Bende kollarımı belinin etrafına doladım ve güldüğü için titreyen göğsüne başımı yasladım. Kalp atışlarını dinledim.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!