*Merhabalar! Seviliyorsunuz ve iyi okumalar dilerim canlar ♡*

Yaptığım darbeyle dizleri üzerine düşen kız, şok olmuş bir şekilde yaptığım şeye bakan Brad ve ben. Ellerimle ağzımı kapatarak birkaç adım gerilediğimde kızın hala silahını tutuyor olduğunu gördüm. Korkarak arkasından yaklaştım ve eline doğru tekme atarak silahın elinden fırlamasını sağladım. Silah, merdivenlerin önüne doğru sürüklenip duvara çarptı ve çarpmanın etkisiyle duvardan 10 cm kadar uzaklaştı. Ağzımı açsam da ses çıkaramıyor, yardım isteyemiyordum.

Hızla yaklaşan ayak sesleri duyduğumda bir nebze rahatlasam da karşımda benim yüzümden acı çeken bir kız vardı. Silahın yanına doğru yönelirken gözlerimi kızın üzerinden ayırmadım. Bana inanamaz gözlerle bakmaya başladı ve ardından bakışları sertleşti. Adım sesleri yaklaşırken hızla boynundaki kolyeyi kopardı, kolyenin ucundaki minik şişenin ağzını açtı ve bandanayı indirererek minik şişeyi kafaya dikti.

Şişedeki bir yudumluk sıvı bittikten saniyeler sonra Marcus merdivenlerin başında belirdi ve olduğu yerde donup kaldı. O esnada kız sol tarafa doğru devrildi. Kısa sürede hepsi Marcus'un yanına dizilmiş bize inanamaz bakışlar atarken Lisa Brad'i kaptığı gibi kilerden çıktı. Marcus koşarak yanıma gelip beni kendine çekti ve sarılarak kıza bakmamı önledi. Gözlerim yaşlarla dolmaya başladığında olayı kavrayabildim.

Ben birini öldürdüm...

Dolaylı yoldan da olsa birini öldürmüştüm. Katil olmuştum. Birini korumak için diğerine zarar vermem gerekmişti. Elimdeki kocaman bıçak hiçbir kemiğe değmemişti fakat bu yine de iğrenç bir histi. Zoey ve Jared burayı halledeceklerini söyleyerek Marcus ile benim oradan çıkmamı sağladılar.

Marcus ile odamda öylece durup birbirimize bakıyorduk. Bu yaptığım şey bana oldukça fazla gelmişti. Kaldıramayacağım kadar fazla. Marcus konuşursam hüngür hüngür ağlayacağımın farkınaydı diye tek kelime etmiyordu. Bense hala konuşacak kadar güç bulamıyordum. Herkesi canlı gördüğüm için rahatlamıştım ancak o kızın oraya nasıl girebildiğini hala anlamamıştım. Ev oldukça büyüktü diye her yeri kontrol edememişlerdi anlaşılan.

Zoey canını zor kurtardığını söylemişti. Bu defaki çatışma gerçekten zor geçmişti, orası kesin. Kendimi zorlayarak ağzımı açtım ve "Bizden birine zarar geldi mi?" diye sordum. Marcus ise sakince başını salladı. "Büyük bir şey değil. Birkaç sıyrık. Her zaman oluyor zaten." diye yanıtladı. Başımı onaylarca sallayarak suskunluğa bir kez daha gömüldüm. O anda odanın kapısı iki kez tıklatıldı ve kapı aralığında Jared belirdi. Yanımıza yaklaşırken "Teşekkürler Marc. Sen git dinlen." dedi Jared. Marcus da söyleneni yapıp odadan çıktı.

Jared yanıma yaklaşırken içimde garip bir duygu uyandı. Biraz korku, biraz hüzün gibi bir şey. Jared karşıma oturunca pürüzsüz yanağındaki kırmızı ince çizgiyi fark ettim. Elmacık kemiğinden kulağına doğru olan uzun çizik. Gözümün yanağındaki yaraya takıldığını fark edince eliyle orayı kapatıp "Abartılacak bir şey değil." diye mırıldandı. Bakışlarımı bu kez gözlerine yönlendirdim. Üzerine ağır bir sigara kokusu sinmişti. Oldukça gergin olduğundan bolca içtiği belliydi.

Marcus ile yaptığımız sessizce bakışma işi Jared ile devam ediyordu. Ta ki yanıma oturup bana sıkıca sarılana kadar. Sanki bana çok ihtiyacı varmış gibi sıkıca sarılmıştı ve başını boyun girintime gömmüştü. O güçlü kişi gitmiş ve yerine kardeşim Melina gelmiş gibiydi. Fakat bu kaslı bir Melina olurdu. Bana sıkıca sarıldığında kaburgam kırılacak sandım.

Sırtının hafif titrediğini fark edince "Jared, iyi misin?" diye sordum. Cevap vermek yerine kollarını biraz daha sıktı. Boştaki kollarımı ona güven verirce doladığımda rolleri değişmişiz gibi hissettim. "Öylesine korkuyorum ki..." dedi boğuk bir sesle. Şaşkınca "Korkuyor musun?" diye tekrarladım. Jared gibi birinin korkacağı aklıma gelmezdi. Başını kaldırıp bana baktığında yüzünden süzülen birkaç damla yaşı fark ettim.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!