Bir sonraki hikayemde görüşürüz canlar! O zamana dek kendinize iyi bakın. Seviliyorsunuz♡

•Sienna•
Hayır. Bağırmam işe yaramıyordu. Sesimi kimse duymuyordu. Her gün acım artıyordu. Bugün sondu. Bunu biliyordum. Jared pes etmişti. Amelia'nın bir keresinde bana "O bana emanet." tarzı bir şey dediğini duydum veya duyduğumu sandım. Ama o benimle konuşmayı başarıyorsa Jared neden başaramıyor? Hayır. Amelia bunu söylemedi. Benim hayal ürünüm. Ama bir şey söylemem gerekirse Amelia'ya Jared'a iyi bakmasını söylerdim. Jared'a ise onu sevdiğimi. Hem de çok sevdiğimi. Elveda Jared.

•Amelia•
İlkbaharın son günleri. Cıvıl cıvıl bir hava. Şoförler, yollar, kaldırımlar, hastane duvarları ve doktorlar. Her şey alışıldığı gibi. Ötüşen kuşlar, her gün yenisi açılan çiçekler, düzenli bir şekilde atan Sienna'nın nabzı, gün geçtikçe azalan Jared'ın ümidi. Klasik bir gün. Yine iki ders arası koşarak hastaneye giden Amelia. Dediğim gibi, klasik.

Ancak bu günü diğerlerinden farklı kılan iki olay vardı. Birincisi bugün doğum günüm. İyi ki doğdum! İkincisi hastane koridorunda boş bakışlarla Sienna'nın odasına bakan Jared'ın aldığı karar. Sonunda ümidinin tükendiğini söylemiş ve makinenin kapatılmasını doktorla konuşmuştu. Jared'ın yanına ürkek adımlarla ilerledim. Hangi duyguyu yaşadığını kestiremiyordum. Öfke? Üzüntü? Kendini suçlu hissediyordu belki? Bilemiyordum. Bildiğim tek şey mutlu hissetmediğiydi.

Yanına yaklaşıp Sienna'nın odasına baktım. Boşaltılmıştı bile. Jared'ın yüzü ise ifadesiz gibiydi. "Jared?" dedim sorarca. Ne soracağımı veya ne diyebileceğimi bile bilmiyordum ki. Aklıma gelen tek şeyi söyledim. "Üzgünüm." Başını bana doğru çevirip baktı. Sonra ise beni kendine doğru çekip sıkıca sarıldı. Kalp atışları sertti. "Üzülmene gerek yok. Bu senin suçun değildi." dediğinde yutkundum. Evet, benim suçum değildi ancak Jared arkadaşımdı. Sevdiği hemen herkesi kaybetmişti ve bu gidişle yapayalnız kalma ihtimali vardı.

Ailesinin cenazesinden sonra büyük erkek kardeşi Aiden kafa dağıtmak adına belirsiz bir süreliğine yurt dışına gitmişti. Haftada bir bana internet üzerinden mesaj atıp her şeyin nasıl olduğunu soruyordu. Cevabıma ise her defasında aynı yanıtı veriyordu. "Tamam." Tek söylediği şey buydu. Bu da benim için bir klasik olmuştu. Ancak belki de bugün her şeyin değişme günüydü.

"Sanırım artık her gün hastaneye gelmek zorunda değilim. Ancak artık her gün mezarlığa gitmek zorundayım." dedi Jared beni düşüncelerimden kopararak. "Her gün mü?" diye sordum kibar bir sesle. Sanki bana söz vermesini istiyormuşum gibi. Ama ben her gün gitmesini istemiyordum. Bir taş parçası ve toprağa bakarak mı geçirecekti artık her gününü? Hayır. Bunu istemiyordum. Kendine gelmesini, en azından biraz farklı yerlere gidip kafa dağıtmasını istiyordum. Belki de kamp yapmasını ya da ne bileyim yemek yapmayı denemesini veya küçük çocuklarla oyun oynamasını.

Hastaneden çıkıp sokaklarda yavaşça yürüyorduk ama nereye gittiğimizi ikimiz de bilmiyorduk. Hafif bir rüzgar bizi yakıcı güneşten koruyordu. Telefonumu sessize almıştım çünkü birbirimizi tanıdığımız ancak arkadaşım diyemediğim insanlardan samimi olmaktan uzak doğum günü kutlama mesajları geliyordu. Bu gece Tesa ile Bella'nın bize gelmesini ve bizde kalmalarını planlıyorduk ama Jared'ın bu hali içimi acıttığından onu yalnız bırakmak istemiyordum. Ah, bu arada aklıma gelmişken sigarayı artık bırakmak üzere olduğumu da söyleyeyim. Kimin yardımıyla mı? Cevap yanında yürüdüğüm kişi.

Jared.

Beni bir kez sigara içerken yakalamış ve benden tüm paketi ile çakmağı kaptığı gibi çöpe atıp bir saate yakın bir süre bana bunun ne kadar zararlı ve saçma olduğunu söylemişti. Her gün üzerimi yoklamaya da başlamıştı. Sonra ise farklı yöntemler deneyerek beni sigaradan uzaklaştırmıştı. Ve bu yöntemlerden biri lolipoptu. Bana "Ağzına yanan bir sigara yerine dinamit koyup ucunu ateşlemen aynı şey. Al sana bir lolipop." deyip lolipopu ağzıma tıkmıştı. Her gün hastanede beni lolipopla karşılıyordu. Tesa ve Bella'yı da uyarmıştı. Artık onlar da bana izin vermiyorlardı.

Cebinden bir lolipop çıkartıp bana uzattığında gülümseyerek elinden aldım. Paketi açmaya çalışırken aniden duraksadı ve orada beklememi söyleyip yanından geçtiğimiz dükkanlardan birine girdi. Yaklaşık on dakika sonra dükkandan hiçbir şey yokmuş gibi çıktı ve yanımda yürümeye devam etti.

Eve varır varmaz ilk işin Aiden sormadan ona olan biteni anlatan bir mesaj atmak oldu. Bana yanıtı ise bu kez sadece bir kelime değildi. Tamam demek yerine "Kardeşimin yanında olmak için en kısa sürede geleceğim. Teşekkür ederim Amelia." olmuştu. Sienna kimsesizler mezarlığına gömülecekti. Jared böylesinin daha iyi olacağını düşünmüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Sienna'nın ebeveynleri hakkında bilgimiz yoktu ve Jared ile henüz evlenememişlerdi. Bu yüzden kimsesiz sayılıyordu.

Gece Tesa ve Bella ile benim evin salonunda kamp kurmuştuk. Annem ile babam odalarına çekilmişlerdi. Melina yanımızda kalmak konusunda ısrar edince ona tamam diyerek onu da aramıza almıştık. Jared mı? Tahmin edin neredeydi. Odamda. Hem de herkesin bundan haberi vardı. Anneme olanları anlatıyordum ve bugün Sienna'nın bağlı olduğu makinenin kapandığını söylediğimde Jared'a anlayışlı bir şekilde bakmıştı. Sonra ise onun da bizim aileden olduğunu söyleyip akşam yemeğine davet etmiş ardından eve gitmesine izin vermeyip bu gecelik bizde kalmasını söylemişti. Babam bu işe pek sıcak bakmıyordu tabi. Zaten ben kızlarla salonda uyuyacaktım. O da odamda uyuyabilirdi. Tabi eğer uyuyabilirse.

Tesa ve Alec hala çıkıyorlardı ve mutluydular. Bella ile ben ise bekar bekar takılıyorduk ama halimizden mutluyduk. Melina zaten biriyle çıkmak için çok küçüktü ama Jared'a hayrandı. Özellikle de içinde olduğu otobüsün kaçırıldığı gün Jared onu kurtarmak için gittiğinde Jared'ı görmüş. Eve döndüğünde Jared ona hediyesini vermemi söylemişti. Jared'ın hediyesi inci küpe ve kolyeydi. Hediye paketinin içinde "Bizim incimizsin." yazıyordu ve Melina esas mesajı anlamasa da sevinmişti.

Kızlar ve Melina uyuyakalınca Jared'ı kontrol etmek adına odama yöneldim. Yavaşça kapıyı açtığımda karanlık odamda yatağa uzanmış bedenini zorlukla seçebildim. Yanına yaklaştığımda tahmin ettiğim gibi uyumadığını gördüm. "Bir şey ister misin? Annemin yaptığı çorba artmıştı beğendiysen getirebilirim." dedim. Başını iki yana salladı ve yana kayıp yanında yer açtı. Yanına oturup karanlıkta bile belli olan yüz hatlarına baktım. Bana bir şey uzatıp "Geçmiş doğum günün kutlu olsun." dedi. Elindeki ambalajlı hediyemi alıp "Buna gerek yoktu. Çok teşekkür ederim. Ne zaman aldın ki?" dedim. "O dükkana girdiğimde." dedi.

Hediye paketini açtığımda küçük bir kardan küre gördüm. "Altında düğmesi var." dediğinde o düğmeye bastım. Mavi ve yeşil ışıklar yandı. Başında hale, ardında kanatları olan gülümseyen melek; ışıkların arasında daha da hoş görünüyordu. "Bu sensin." dedi. Sesinden anladığım kadarıyla gülümsüyordu. "Bunu söylerken ciddiyim. Biliyor musun? Başkası olsa bana senin davrandığın gibi iyi davranmazdı. Teşekkür ederim. İyi ki doğdun, Midye."

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!