Canlar! ♡ Seviliyorsunuz ve keyifli okumalar! Berbat bir ruh hali ile yazdığım bir bölümdü & birkaç kişiyi rahatsız edebilir. Affınıza sığınıyorum :(
NOT: 6Bin mi olsak haftaya kadar??

Okul sabahı isteksizce uyandım. Gözlerimi açar açmaz ilk yaptığım şey telefonumun alarmını kapatıp mesajım var mı diye bakmak oldu. Tahmin ettiğim gibi mesajım vardı. Üç mesajım vardı ve üçü de farklı kişilerdendi. Biri Tesa'dandı. Günaydın diyor ve Bella'nın bana dünden dolayı hala kızgın olduğundan dikkat etmemi söylüyordu. Diğeri Alec'tendi. O da günaydın demişti ve bugün okulda görüşeceğimizi söyleyip göz kırpan bir yüz koymuştu. Beni esas heyecanlandıran ise kısacık bir mesajdı. Jared'dan.

Günaydın Midye'm.

Gülümseyerek ona "Günaydın Kabuk'um." yazıp yolladım. Ardından örtüyü üzerimden atıp yataktan hızla kalktım. Odamdaki soğuk hava, sıcacık yorganın altından yeni çıkmış sıcak bedenime bir tokat gibi çarpsa da aldırmadım. Bugünden itibaren elimden geldiğince mutlu kalacaktım. Ufacık şeyleri takmayacak ve sonunda her şeyin olması gerektiği gibi olacağını umarak yaşayacaktım. Bella ile uzun zamandır en iyi arkadaştık ve bir erkek yüzünden bu kadar geçmişi olan bir arkadaşlığı bitirecekse kendi bilirdi. Ancak ben ondan sırf biriyle çıktığım için özür filan dilemeyecektim.

Kendimi okula hazır hale getirmem yarım saatten fazla zamanımı aldı. Hazır olduğumda otobüsün gelme zamanının gelmesine çok az vardı. Paltomun yakalarını enseme doğru çekiştirip ellerimi ceplerime sokarak evden dışarıya çıktım. Telefonumdan bir müziği yeni açmıştım ki otobüs geldi. Tek kulağıma kulaklığımı takıp yavaş bir şarkı ile otobüse bindim. Sabırsız şoförümüz ise benim oturacak yer bulmamı beklemeden gaza basınca olduğum yerde sarsıldım ancak bir koltuğun başlığına tutunarak dengemi sağlayıp düşmekten kurtuldum.

Gözlerimle boş koltuk taradığımda ilk gördüğüm şey Bella'nın yanının boş olduğuydu. Ona baktığımı görmüş olacak ki çantasını sertçe yanındaki boş koltuğa koydu. Göz devirip arkalara doğru koltukları tutarak ilerlemeye başladım. Bella'nın oturduğu yerden birkaç koltuk arkada yalnız başına oturan bir erkek vardı. Etrafa bir kez daha bakıp boş koltuk aradım ancak tek boş koltuk buydu. Kulaklıkları kulağındaydı ve başı camdan dışarıya dönüktü. Ürksem de omzuna yavaşça dokundum.

Bana baktı ve gülümseyerek bir kulaklığını çıkardı. "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Evet, tabi ki." diyerek bana izin verdiğinde teşekkür ettim ve oturdum. Sarışındı. Altın sarı saçları vardı. Açık mavi gözleri buzları anımsatıyordu ve soğuk bakıyordu ancak sesi gözlerinin tam tersiydi. Sıcacık ve içten. Kaşında piercing vardı. Beyaz teninin üzerindeki koyu pembe dudakları karlar arasındaki bir kırmızı elmayı andırıyordu. Uzun lafın kısası görünüşü, insanın göz zevkine iyi geliyordu.

Bir süre tek kaşını kaldırarak yüzüme baktı. Bakışlarından dolayı rahatsız olarak "Bir şey mi var?" diye sordum. Bu sabah aynaya bakmayı unuttuğumu anımsayarak yüzümde sivilce olabilir mi diye düşündüm. Ya da dudak çevremde diş macunu kalmış olabilirdi? Umarım beni rezil edecek bir şey yoktur. Hala dik dik yüzüme bakıyor oluşu beni daha da huzursuz hale getirdi. Sanırım benim neşeli kalma planım artık etkisini kaybetmişti çünkü şimdiden karamsar düşüncelere kapılmıştım.

"Bu yüz bana bir yerden tanıdık geliyor." dediğinde rahat bir nefes aldım. Yüzümde utanç verici bir şey yoktu. Yüzümün tanıdık gelmesi aynı okulda olduğumuzdandı büyük ihtimal. Veya bir restorant, bir dükkan ya da alış veriş merkezinde beni görmüş de olabilirdi. İhtimaller sınırsızdı. Bir süre daha bakınca "Keser misin şunu?" dedim olabildiğince kibar bir şekilde. "Bu beni rahatsız ediyor. Dik dik yüzüme bakıyorsun."

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!