*Keyifli okumalar canlar♡ Seviliyorsunuz!*

  Yaklaşık bir hafta geçti. Annemin kardeşimin oyuncağını her gün 15 dakika daha erken alma olayı ise resmen çöpe gitti. Çünkü ya Melina annemden daha erken uyanıyordu ya da annem oyuncağı alır almaz. Babam ise bana "Patronumun yeğenini tanıyor musun? Nereden tanıyorsun?" diye bir kez sormuştu. Ona olayı biraz evirip çevirerek anlattığımda bir daha sormadı.

  Jared ile mesajlaşma ve arada telefonlaşma dışında iletişime geçmedim. Tess ile bana gelmesi konusunda anlaşmıştık ama bir sorun çıktığını söyleyip bana gelmedi. Bende doğal karşıladım. Sadece bir anlığına Bella'nın ona engel olduğunu düşündüm ama en iyi arkadaşlarımdan birinin sadece bir erkek yüzünden böyle yapacağını sanmıyorum.

  Saat yaklaşık öğlen 4 idi. Tesa ile bir kafede buluşmaya karar verdik. Üzerime kırmızı minik minik çiçek desenleri olan siyah elbisemi geçirdim. Bir de siyah sandaletlerimi giyip birkaç önemli parça eşyamı kırmızı çantama attım. Ruj, el aynası, peçete, parfüm ve buna benzer birkaç şey. Saçlarımı ördüm ve ucuna kırmızı bir kurdele taktım. Hazırlanmam bittiğinde hafif bir parlatıcı sürmeyi akıl edip o işi de hallettim. Anneme nereye gideceğimi söyleyip yanağına bir buse kondurdum.

  Kulaklıklarım kulağımda yürümeye başladım. Yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşten sonra sonunda anlaştığımız noktaya vardım. Kulaklıklarımı çantama tıkıştırdım. İçeriye girdiğimde Tess hemen yanıma geldi. Ona sıkıca sarıldım ve gülüştük. Bir şeyler sipariş verip kendimize güzel bir köşe bulduk. Kısa bir sohbet ettikten sonra siparişlerimiz geldi. Az önceki sohbet anlamsız şeylerden ibaretken şimdi bana Jared hakkında şeyler sormaya başladı. "Gerçekten iyi biri mi? Çıkıyor musunuz? Birbirinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz? Bella sana kızgın. Jared ile bence yakışıyorsunuz." gibi cümleleri sürekli kullanıyordu.

  Ona yüz kez Jared ile çıkmadığımızı söyledim. Bella'ya da Jared'a aşık olmadığımı ve bana kızmamasını söylemesini de rica ettim. Gerçekten de aşık değildim. Ondan hoşlanıyordum elbet ama buna aşk demek biraz abartılı olur. Sonraki sohbetimiz ise eğlenceliydi. Konu artık Bella'nın siniri veya Jared değildi. Aklımıza gelen her şeyden konuşmaya başladık. Yaz tatili, elbiseler, espriler... Saat 6 olduğunda koltuğa popolarımızın izi çıkmıştı resmen. Oradan ayrılmaya karar verdik ve sarılıp dükkandan çıktık.

  Etraf kararmaya başlamıştı ve hava gittikçe soğuyordu. Bu kez kestirmeyi kullanmayı düşünüp bir ara sokağa daldım. Bir süre kulaklıklar kulağımda ilerledim ve arada arkamı kontrol ettim. Sürekli aksiyon filmi izlemek beni az biraz paranoyaklaştırmıştı. Evime beş dakikalık mesafedeyken kulaklıklarımı çıkarttım. Birkaç adım sonra göreceğim şeyden habersizdim.

   Kanlar içinde can çekişen adamdan.

  İlk tepkim koca bir çığlık oldu. Sonrasında yaşlıca adamın yanına yaklaştım. Gerçekten korkuyor ve kanla kaplı zemine baktıkça iğreniyorum ama içim bu adamı yalnız bırakmayı el vermiyor. "Yardım et, lütfen." diye inliyordu. Elini tuttum ve "Ambulans çağırıyorum. Benimle kalın. Her şey düzelecek." diye onunla konuşmaya başladım. Aklımda çalmaya başlayan hüzünlü şarkıya aldırmamaya çalıştım. Diğer elimle ambulans aradım ve acele etmelerini istedim.

  "Ben-benim ailem var. Bir kızım var. Sana benziyor. Koyu renk saçlı ve b-böyle buğday tenli. Adı..." Birkaç kez öksürdü ve çatallanmış sesiyle devam etti. "Adı Gwen. Ona onu sevdiğimi söyle. Yalvarırım."

  Zihnimdeki şarkı sözleri bitirmiş, melodi daha da hüzünlü hale gelmişti. Gözlerim yaşarmaya başladığında "Bunu ona sen söyleyeceksin. İyileşeceksin. Bak ambulans yola çıkmış." dedim. Beni duymazdan gelerek "Karıma da onu sevdiğimi söyle." dedi. "Ambulans gelmek üzeredir. Dayan biraz!" dedim. Canı acıya acıya güldü ve "Burada pizzacılar ambulanslardan daha çabuk geliyor." dedi.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!