Bölümün tadını çıkarın canlar, keyifli okumalar! Seviliyorsunuz♡

Jared ile sarılıp uyumak umduğum kadar kolay olmamıştı. Kabus görerek onu 2 veya 3 kez daha uyandırmıştım. Sabaha yakın bana papatya çayı yapmak için mutfağa gitmişti. Saat başı sigara içmişti. Kısacası hem onun hem de benim uykumu iyice mahvetmiştim. Her şeyimi anlatabileceğim bir psikoloğa ihtiyacım olup olmadığını sordu. Buna gerek duymadığımı söylememe rağmen ileride psikolog olmak isteyen bir arkadaşının olduğunu ve yarın onu çağıracağını söyledi.

Sabah olduğunda ikimizde zombi gibiydik. Yorgunluktan bayılmak üzereydim ancak uyumaya her giriştiğimde kabuslar daha da korkunç bir hal alıyorlardı. Kabusumda bile o iğrenç hissi yaşıyordum. 3 saatliğine uyuyakalmamıza rağmen uyandığımızda saat yeni yeni 8 oluyordu. Normalde olsa öğlenlere kadar uyurduk ancak bu sıradan bir gün değildi.

Uyku akan gözlerimizle kahvaltıya indik ve herkesle birlikte kahvaltı yaptık. Ben her ne kadar istemesem de Jared, psikolog konusunu açtı ve Marcus bunu onayladı. Kahvaltı sonrasında Marcus birini telefonla aradı ve onu buraya davet etti. Bense "Kim gelirse gelsin konuşmayacağım!" diye diretmeye devam ediyordum.

Saat 11 gibi kapı çaldı. Üzerinde koyu yeşil pantolonu, beyaz gömleği ve sivri burunlu beyaz topuklularıyla kapı aralığında hoş bir kız belirdi. Kahverengi dümdüz saçları ve zümrüt yeşili gözleri vardı. Dudaklarını ise kırmızı renkteki ruju kaplıyordu. Soğuktan dolayı yanakları kızarmıştı. Kapıdan girdiğinde beni gördü ve hemen konuya girmek isterce bana elini uzatarak "Sen Amelia olmalısın. Merhaba! Ben Emerald.*" dedi. Hızlıca konuşuyor olmasına mı yoksa bu ani gelişine mi şaşırsam bilemedim. Elini sıkarken onaylayan bir mırıltı çıkardım.

Marcus yanımıza yaklaştığında Emerald ona kocaman gülümseyerek "Demek sıkıntı yaşayan güzelimiz bu. Merak etme. Biz onunla yakın arkadaş olacağız." dedi. Marcus ise "Seni ve bu psikolog olma aşkını yeniden görmek güzel." dediğinde Emerald kıkırdadı.

Emerald ile üst kattaki boş odalardan birine geçtiğimizde "Adımı sürekli yeşil giymemden değil de zümrüt yeşili gözlerimden hatırlayabilirsin. Birçok insan adımı unutuyor da." deyip kıkırdadı. Başımı onaylarca salladığımda kendini odadaki koltuğa bırakıp bitmek bilemeyen neşesi ve heyecanıyla "Amma sessizsin! Ben sana yardıma geldim buraya ve sen susup kalacak mısın? Hadi bana canını sıkan her şeyi anlat. Bu arada merak etme. Marcus ve Jared'ın ne işlerle uğraştığını biliyorum. Bana şu cinayet olaylarını da anlatabilirsin." dedi.

Oflayarak karşısına oturdum. "Dinle. Sana karşı bir şeyim yok ve bence oldukça iyi biri gibi görünüyorsun ancak anlatacak bir şeyim olduğunu sanmıyorum. Zorunda olduğum için birini bıçakladım ve dolaylı yoldan ölümüne sebep oldum. Bu benim ilk cinayetimdi ve bana ağır geldi. Hepsi bu. Anlatacak başka bir şeyim yok." dedim. Başını iki yana sallayarak "Daha fazlası da olmalı. Daha önce yaşadığın herhangi bir sorun veya sıkıntı filan?" diyerek beni konuşmaya teşvik etmeye çalıştı.

"Aylardır sıkıntılı bir hayat yaşıyorum ve hepsini sana anlatmaya kalksam bu günler sürer." dediğimde neşeli bir şekilde "Bolca zamanım var." dedi. Göz devirip ayağa kalktım. "Gidiyorum ben." deyip kapıya yöneldim. Tam dışarıya çıkacağımda beni kolumdan tuttu ve "Hadi ama! Bir şans vermeyecek misin?" diye sordu. Hayal kırıklığının esir aldığı yüzü içimi acıtmıştı. Oflayarak "Ben herkese her şeyimi anlatamam. Şimdiye kadar psikoloğa filan ihtiyaç duymadım ve hala ihtiyacım yok. İzin verirseniz bir süre bunalıma girip ağlayacak, bolca çikolata tüketip biraz daha ağlayacak ve bunu kendi başıma atlatacağım." dedim.

Omuzları düştü ve kolumu bıraktı. Zümrüt yeşili gözleri hüzünle bakmaya başladı. Neşesi ise kayboldu denilecek kadar azaldı. Kapıyı açıp çıktığımda merdivenleri tırmanan Marcus ile karşılaştım. "Ne kadar da çabuk!" dedi hayretle. "Kimseyle hiçbir şey konuşmak istemiyorum!" diye haykırıp odama gidiyordum ki önüme geçti. "Onunla konuşmadın mı?" diye sorduğu sorusuna "Kimseyle konuşmayacağım. Yalnız bırakın beni." dedim.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!