Selamlar herkese. Evet, sürekli bölüm geciktiriyorum ve sizi de meraklansırıyorum ki hiç elimde olmayan sebeplerden dolayı. Okul ve okul dışı bir sürü vakit harcamam gereken şeyler var ve hepsine çok zor yetişiyorum. İki aydır wattpad'e giremiyordum bile hatta güncellemayi de yeni fark ettim. Ve iğrenç olmuş. Herneyse, ancak bu hafta rahatlayabildim maalesef. Dün gece başlamıştım bölüme ancak bir süre sonra beynim patladı ve yetiştiremedim. Bugüne kaldı. Bugüne kadarki tüm gecikmeler için takrar özür dilerim ancak bundan sonra bölümler en az haftada 1 kez düzenli olarak gelecek merak etmeyin :)
Bu arada 1D fanfic olan Take me as i am Türkçe'ye çevrilmeye başladı hikayeye @zarrythehot adlı kullanıcı arkadaşımızın profilinden ulaşabilirsiniz. Tavsiye ederim ;)
Harry arkasından metal kapıyı kapattığında kalbim boğazımda atıyormuş gibi hissediyordum.
'' Güvenlik ofisinden aldığım konuşmaya göre monitörden Styles'ın burada olduğunu gördüm. '' dedi Alec kötü bir şekilde.
Harry bana baktığında yüzünde sabırlı bir ifade vardı.
Ne düşündüğü ya da ne sandığı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Boğazım kurumuştu ve hiç kelime oluşturacakmış gibi görünmediğime emindim.
Alec, Harry'i benim aleyhime çevirmek için ona karşı hissettiğim duygularım hakkında yanlış kelimlerimi kullanmıştı.
'' Styles, sadece Rose'un ne söylediği hakkında kefil olabilir misin? '' dedi. Yüzünde hala uğursuz bir gülümseme vardı. '' Onun için hiçbir şey hissediyor musun? ''
Çok kısa bir süre için, gözlerinde-yeşilleri karanlık ışıktan dolayı sükse yapmadan önce duygu patlaması görmüştüm. Bakışlarında, birkaç saat önce beni karanlıkta tutuşunu kendi yöntemlerince temizleyişini, ardından ikimizin de gülüşünü ve elini benim sırtıma koyarak yıldızları izleyişimizi gördüm.
Ardından gözleri karardı ve sessiz yeşil gözleri neredeyse siyaha dönüştü.
'' Ben onun için hiçbir şey hissetmiyorum. '' diye çıkıştı. Gözlerini benden uzak tutup bakışlarını değdirmeyerek.
Kalbim çatlamış gibi hissediyordum.
'' Ben yanlış değerlendirmişim herhaled. '' dedi Alec, kaşlarını kaldırarak. '' Ama sen yalan söylüyorsan hala bir şans vardır. '' dedi gözleri parıldayarak.
Harry yutkundu. '' Sana söyledim, o hiçbir şey bilmiyor. Neden ona bir şeyler anlatayım ki? ''
Onun ağzından çıkan her sert kelime beni vuruyormuş gibi hissettiriyordu ancak yine de ben ifademi sabit tutuyordum.
'' Buradan çıkın, Styles. Artık ben toplantılara da katılmanı bekliyorum. '' dedi Alec. Masanın üzerindeki kağıtları toparlayarak doğruldu.
Harry başını salladı ve odadan dışarı adımladı.
Oturduğum yerden kalktım, Harry'i takip etmeden önce Alec'e son bir bakış attım ve döndüm.
Ben Alec'ten nefret ediyorum.
Oradan çıkıp caddeye yöneldiğimde Harry caddenin karşısına park edilmiş olan arabasının yanında duruyordu.
'' İçeri gir. '' diye çıkıştı bana onun yanına geldiğimde.
İç çektim ve ona uydum.
'' Ben anlamıyorum. '' dedim. '' Orada ne işin vardı? ''
'' Ben önceden onunla konuşmak için gitmiştim çünkü toplantıları kaçırdığım için sinirli olup olmadığından emin olmak istedim. O, Louis ve senin içeri yürüdüğünüzü farketti ve bana gözetim odasında beklememi söyledi. '' Harry bana bakmamıştı bile.
Ben kucağıma bakarken araba yolculuğu sessiz geçiyordu.
Gözlerimi kapatarak kafamı pencereye yasladım.
'' Yine benim arabamda uyuyakalma, seni yukarı taşımayacağım.
Harry'nin sözlerinden korkarak dik oturdum. '' Uyuyacak değildim zaten. '' dedim ona.
Elleriyle direksiyonu o kadar sıkı kavramıştı eklemleri neredeyse bembeyaz bir renge dönüşmüştü.
'' Neden bu kadar sinirli olduğunu bilmiyorum. '' dedim.
'' Söylediğin her şeyi duydum. '' dedi keskin bir tavırla. '' Her şeyi. ''
'' Ne olmuş yani? ''
'' Yani, benim hakkımda umrunda olmadığımı söyledin. ''
'' Bu senin için fark eder mi? ''
'' Bu tabii ki beinm için önemli. Biz dostuz. '' dedi başını sallayarak. '' Dosttuk. '' dedi tekrar kendi kendini düzelterek.
'' Bu asıl sebep değil ve sen bunu biliyorsun. '' dedim. '' Benim için hissettiğin duygular var ama bunu bana söylemeyeceksin. ''
'' Senin için hissettiğim hiçbir şey yok, Rose. Ben, ellerimle imekleyerek ve ayaklarıma geri geri Violet'e gitmeyi sana karşı duygular beslemeye tercih ederim. '' dedi.
Sözleriyle bana oldukça sert bir darbe vurdu ve ben ağlamamak için kendimi tutarak dudaklarımı ısırdım.
Arabayı apartmanın önüne park edip hızla arabanın içinden çıktığında bende aceleyle arkasından çıkarak '' Yalan söylüyorsun. '' diye seslendim ona.
Benim onun uzun adımlarına yetişmem için koşmam gerekiyordu ve hızla ilerledim.
Bunu Alec yaptı, biliyorum. O Harry ile benim ayrılmamızı ve gözyaşlarımızı istiyordu ve baaşarılı da oluyordu.
'' Ya her zaman beraber geçirdiğimiz zamanlar? '' diye bağırdım. Onun yürüyüşünü durdurmak için kolundan kavradım.
Durdu ve kolunu çekti.
İkimiz de ptoparkta dikiliyorduk ve biz öylece dururken rüzgar çevremizde oldukça sert bir biçimde esiyordu.
'' Ya seninle kalmama izin verdiğin gece? Ya seninle birlikte uyumama izin verdiğin zaman? Ya eğer tek bir dilek hakkın olsaydı 'senin için dilerdim' diyerek kast ettiğin şey? Ya beni öptüğün zaman, Harry? '' dedim. Sesim en sonunda çatlamıştı.
Onun bakışları benim bakışlarıma uymuyordu. '' Orada bana karşı hiçbir şey hissetmediğini söyleyen sendin. '' diyerek bana çıkıştı. '' Sen orada, bunu Alec'in yüzüne söyledin ve ben de gördüm. ''
'' Bunu ona söyledim çünkü eğer sana karşı hissettiğim duygularımın olduğunu ortaya çıkarsaydı her ikimizi de çivilerdi.
Gözlerini benimkilere oturttu. '' Benim için duyguların var mı? ''
'' Elbette sana karşı hissettiğim duygularım var, Harry! Tanrı aşkına, bunu şimdiye kadar nasıl bilmiyor olabilirsin ki? '' Bakışlarımı ondan çevirerek uzaklara baktım ve kollarımı göğsümün üzerinden çaprazladım. '' Sen...sen, beni bu var olduğundan haberim olmayan ateşin içinde tutuşturdun, Harry. Senin etrafında olduğum zamanlarda, orada bizi birbirimize çeken bir kuvvet gibi. Ben bunun nasıl olduğunu veya neden olduğunu bilmiiyorum ama sanırım buna bağımlıyım. ''
Cevap vermedi ve tekrar ona baktım.
'' Ama önemli değil. '' dedim. '' Sen buna her hangi bir şekilde inanmıyorsun, öyle değil mi? '' dedim.
Aşağı baktı.
Derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. '' Sen mutlu sonlara, yakışıklı prenslere ve kesinlikle aşka inanmıyorsun. ''
Gözlerimi açarak topuklarımın üzerinde döndüm ve apartmana girerek, Harry'i arkamda, beni izlediği yerde bırakarak yanından uzaklaştım.
Arkamdan, onun benim adımı seslendiğini duydum ancak bun görmezden geldim ve merdivenlerden çıkmaya devam ettim.
Gözlerimden taşan gözyaşlarıyla beraber kendi dairemin kapısını iterek açtım ve arkamdan çarptım.
Alec'ten nefret ediyorum. Bunu yaptığı için ondan fazlasıyla nefret ediyorum. O benim yalanlarımı tamamen gördü ve bunları tekrar bana karşı kullandı.
Harry'den de nefret ediyorum. Ondan, söylediğim şeylere inandığı için ve onu kalbime aldığım için nefret ediyorum.
Günün olaylarını temizlemeye çalışarak kendimi duşa sürükledim ancak bunun bana hiçbir faydası olmadı. Harry'nin yaralı, koyu renk gözleri hala düşüncelerimin arasında yüzüyordu.
Pijamalarımı değiştirdim ve yatağımın içine girdim, televizyonu açtım ve tembel bir şekilde tüm kanalları gezdim.
Saat on biri geçiyordu ancak Harry'nin benim rüyalarıma da dolanacağını bildiğim için hiçbir şekilde uyuma isteği duymuyordum.
Sonunda, gece yarısı civarında hala arkaplanda kısık sesle çalışan televizyonun eşliğinde uykuya dalmıştım.
Ve sedece uykuya daldığımda Harry'e karşı olan hislerim yok oluyordu.
Onu seviyordum.
Ertesi sabah kalktığımda, dışarda yerler bembeyazdı.
Şalımı sıkı sıkıya üstüme sardım ve bu yıl kar yağışının bu kadar erken gelmiş olmasına hayret ettim. Portland'de hiç değilse kar yağışları Kasım ayının sonlarına kadar görülmezdi.
Kendime bir fincan kahve yaptım ve saçlarımı toplayıp at kuyruğu yaparak sabah haberlerini izlemeye koyuldum.
Saat yaklaşık on civarında üstümü giyindim, saçımı düzleştirdim ve market listemi hazırladım.
Önceki geceki karşılaşmadan dolayı kendimi neredeyse uyuşmuş hissediyordum.
Saat on bir gibi eşyalarımı topladım ve apartmanın koridoruna çıkarak kapımı ardımdan kilitledim.
Elbette, sadece benim şansım-Harry.
'' Hey. '' dedi ve ona bakmak için kendimi zorladım.
Gri kazağıyla birlikte giydiği siyah Rolling Stones tişörtünün üstüne de bol, dökümlü bir palto geçirmişti.
''Merhaba. ''
Gözleri bana bakmadan önce bir süre yerde gzindi ve ardından boynunun arkasını kaşıdı. '' Öğle yemeği ister misin? ''
Başımı salladım. '' Hayır, teşekkürler. ''
Kendini yeniden toparlamadan önce bir kaç saniye hayal kırıklığına uğramış gözüktü. '' Emin misin? Panera'ya gidecektim. ''
Panera'yı seviyorum.
Onu seviyorum.
'' Eminim. ''
İç geçirdi. '' Bak, pekala. Ben üzgünüm. '' dedi. '' Dün gece söylediğim şeylari aslında söylememeliydim. '' diye açıkladı.
Kafamı salladım. ''Tamam. '' dedim, konuyu başka bir yere saptırarak. '' Ama hala seninle öğle yemeğine gelmiyorum. ''
Dilinin dudaklarının üzerinde çalıştırarak dudaklarını yaladı. '' O zaman nereye gidiyorsun? ''
'' Market alışverişine. ''
'' Seninle geleceğim ve sonra öğle yemeğine gidebiliriz. ''
'' Harry, hayır, '' Duruşumu dikleştirdim. '' Ben şu an...şu an seninle zaman geçirmek istediğimi sanmıyorum. ''
Uzun süre bana baktı.
Ardından kafasını salladı.
İtitraf ediyorum, onu bu şekilde görmüş olmak acıtmışta ama yine de kafamı salladım. Yanından ayrılarak merdivenlere doğru yürümeye başladım. Onunla birlikte bir asansör yolculuğuna katlanmaktansa merdivenlerden inmeyi tercih ederdim.
Ayaklarım dışardaki karla kaplı zemine gömülüyordu ve yürüdüğüm yerlerde ayak izlerimi bırakıyordum. Arabama binmek, dışarıdaki kardan kaynaklanan mayhoş etkiyi nispeten de olsa azaltmıştı.
Sürücü koltuğuna oturduğumda içerdeki sıcaklıkla beraber saçlarımı da omuzlarımın gerisine attım.
Arabayı kullanırken bir yandan dudaklarımı kemiriyor bir yandan da buzlu yolda ilerlerken daha dikkatli davranmaya çalışıyordum. Bu hava bana New York 'u hatırlatmıştı ve evimi düşünerek biraz da olsa gülümsedim.
Ailemin neler yaptığını merak ediyordum-geçen hafta kesinleşen boşanma olayından sonra. Onları aramak istemiştim ama sanırım bir şekilde aklımdan çıkmıştı.
Annemin numarasını tuşladım.
'' Merhaba? ''
'' Merhaba anne. Ben Rose. ''
'' Ah! Merhaba Rosie. Nasılsın? '' sesi neredeyse tüknemiş gibi bitkin geliyordu.
'' Ben iyiyim. Her şey nasıl? Şey...Babamla? ''
'' Ah. '' duraksadı. '' Geçen hafta başka bir eve taşındı. Evin velayetini aldım. ''
Kalbim çırptı. Ailem artık gerşekten de birlikte değildi.
'' Her neyse. Bana Portland'den bahset. ''
Ona dün gece nasıl kar yağdığından ve işimin nasıl gittiğinden bahsettim.
'' Peki ya Aaron? ''
Neredeyse gülecektim. '' Hayır, hayır biz ayrıldık. ''
'' Ah, Rosie ben üzgünüm. Peki ya senin şu komşun? ''
'' Komşu? ''
'' Elizabeth senin oldukça 'sıcak bir komşun' olduğundan bahsetti. ''
Ben arabamı marketin otoparkındaki bir noktaya park ederek kahkaha atmaya başladım. Şimdi , Elizabeth'e aramızdaki sorunları hallettiğimiz gece Harry'i oldukça sıcak bir şekilde anlatmadığımı hatırlıyordum.
'' Ee? '' Annem sordu. Sesindeki sırıtmayı anlıyordum.
'' Harry ve ben...arkadaşazı. '' dedim. Hatta artık bunu bile söyleyebilir miydik?
Ben, bacaklarımın ve ellerimin Violet'e doğru geri gitmesini, sana karşı duygular beslemeye tercih ederim.
Onun için hiçbir şey hissetmiyorum.
'' Onun bir İngiliz olduğunu duydum. ''
Yüzümdeki gülümseme düştü .'' Evet. ''
'' Rose? İyi misin? ''
'' Evet, üzgünüm. Bak, ben sizi bu hafta tekrar arayacağım, şu an bir marketteyim. ''
'' Tamam, yakında tekrar seninle konuşacağız, Rosie. Seni seviyorum. ''
'' Ben de seni seviyorum anne. ''
Telefonu kucağıma düşürdüm ve dudaklarımı dişlerimin arasına alarak ısırdım.
Onun için hiçbir şey istemiyorum.
Senin için dilerdim, Rose.
Bacaklarımın ve ellerimin Violet'e doğru geri gitmesini, sana karşı içimde duygular beslemeye tercih ederim.
Senin için dilerdim.
Onun cümleleri zihnimin içinde yüzüyordu ve bununla birliktebaşımı ellerimin arasına aldım.
Onunla birlikte öğle yemeğine gitmeliydim ve ondan özür dilemeliydim. Ona, dün gece söylediklerimin aslında hiçbir şey ifade etmediğini, hiçbir anlamı olmadığını ve herşeyin tekrar normal olması gerektiğini söylemeliydim.
Sanırım, gerçekten konu bana ve Harry'e gelince hiçbir şey kesinlikle normal olamayacaktı.
Şükran haftası benim için oldukça hızlı geçmişti.
Neredeyse her gün, bizim deyimimimzle ''ittifak''ımızla bir araya gelmiştik. Çoğu günler Harry'nin evine gitmiştik ancak bazen de Zayn'in evinde toplanmıştık. Konu Alec'e geldiğinde ise hepimiz toplanırken çok daha dikkatli olmaya karar vermiştik-o, tahmin edilemez birisiydi.
Ayrıca, hepimiz, Wolfe İşletmeleri hakkkında Robert Crystal ile konuşmaya ihtiyacımız olduğuna karar vermiştik. Zamanımız tükeniyordu ve hepimiz bunun farkındaydık.
Harry benimle hiçbir zaman konuşmayı denememişti, ben de onunla konuşmayı denememiştim. Aramızdaki mesafeyi hep korumuştu ve ben de aynı şekilde kendi mesafemi muhafaza etmiştim. Geceleri, yine de bir şekilde, her zaman rüyalarımın içine girebilmeyi başarabilmişti.
Aramızdaki tek konuşma, Salı akşamı Harry'nin postasını kendi posta kutumda bulmamala beraber gerçekleşmişti.
Usulca kapısını çaldım.
Bana kapıyı açtığında kulağında da telefonu vardı ve konuşmasını bitiriyor gibi görünüyordu. Ekoseli bir gömlek giymişti ve ayaklarında sadece çorapları vardı.
Telefonunun cebine koydu ve gözleri yavaşça benim üzerimde gezindi. O an gerçekten beni görüyormuş gibi hissettim, dümdüz ruhumu görüyor gibiydi.
'' Senin postanı benim posta kutuma koymuşler. '' dedim sonunda, zarf yığınını ona teslim ederken.
Tek kelime etmeden zarfı elimden aldı. '' Ah. ''
Yutkundum.
'' Teşekkürler. '' dedi.
Başımı salladım. '' Sorun değil. ''
Ona arkamı döndüm ve onun kalın sesinden kendi adımı duyana kadar yürümeye devam ettim.
Geriye dönüp baktım.
'' O Postacıyla konuşmayı düşünüyorum. ''
Dudaklarımın köşeleri yukarı doğru kıvrıldı. '' Ben de öyle düşünüyorum. ''
Kapıyı kapatmadan önce dudaklarında küçük bir gülümsemeyi bana gösterdi.
Şükran günümü birkaç iş arkadaşımla beraber geçirmiştim-Zayn, Perrie, Lana, Phil ve Jesy. Perrie kendi evinde bize yemek yapmıştı ve harıladığı yemekler muhteşemdi. Bütün akşam yemeği boyunca Harry'nin şükran gününü yalnız geçirip geçirmediğini merak edip durmuştum.
Onların hafif sarhoş bir şekilde, kalmamı istemelerine rağmen saat yaklaşık dokuza kadar Perrie'nin evinde zaman geçirmiştim ve ardından herkese iyi geceler dileyerek oradan ayrılmıştım. Onlara Pazartesi günü görüşürüz dileklerimi iletmiş ve yola koyulmuştum.
Yol üzerinde telefonuma bir çağrı geldi.
'' Merhaba? ''
'' Rose bir yerde benimle buluşabilir misin? ''
Kaşlarım çatıldı. '' Harry? ''
'' Evet, Harry. Sadece, bir yerde buluşalım mı? ''
'' Neden? ''
'' Lütfen. '' Sesinde hafif çatlaklar oluşuyordu ve bunlar birisi omuzlarımdan asılıyormuş gibi, kalbimde bir ağırlık hissetmeme neden olmuştu.
'' Nerede? ''
Bana yolu tarif etti ve kısa bir süre sonra telefonu kapattı.
İçimde bekleyen endişeyle beraber Harry'nin tarif ettiği adrese doğru arabayı sürdüm ve bir süre sonra Willamette Nehri üzerindeki bir restorantın otoparkına park ettim.
Arabadan indim ve Harry'i kendi arabasının önünde sağa sola adımlar bir şekilde buldum.
Ona doğru yaklaştım ve '' Harry? '' diye sordum.
Onun yanına geldiğimde adımlayışı durdu ve yeşil gözleri vahşileşti. Yanakları soğuktan kırmızı pembe bir renk almıştı ve koyu renk ceketiyle botlarını giymişti. Sertçe yutkundu ve boğazındaki adem elması aşağı yukarı doğru sallandı.
'' Bir telefon aldım. '' dedi titreyen sesiyle.
'' Kimden? '' diye sordum.
'' Benim... '' Nefes aldı. '' Benim kız kardeşimden. ''