32.Bölüm

1.7K 99 33

Burcu
Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey Berkin karnımda uyuması oldu. Uykulu şekilde gülümsedim. Elimi atıp saçlarını okşamak istediğimde elimi sıkı sıkı tuttuğunu görünce tebessümüm büyüdü. Etrafa bakındığımda hastane odası olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. Neden hastanedeydim? Yoksa yine epilepsi krizi mi geçirmiştim? Gözlerimi kapattım ve hatırlamaya çalıştım. Gözlerimin karşısında canlanan ilk şey Muratın pis gülüşü oldu. Ve işte o andan itibaren her şey beynime bir anda çöktü. Muratın eve gelmesi, Simgenin Berkin telefonuna çıkması, epilepsi krizim. Bu kez gözlerimi açtığımda Berke kırgın gözlerle baktım. Neden Simgeyleydi yine? Uyandırmak istedim, ama yüzüne bakınca, gözlerinin altındaki o morlukları görünce kıyamadım. Simgenin yanında oluşu beni çok incitiyordu, ama nedense Berkin beni üzecek bir şey yapacağına bir türlü inanamıyordum. İlla ki bir açıklaması olduğunu diyordu kalbim. Belki de kendimi aldatıyordum, ama Berk Murat değildi. O asla böyle bir şey yapmazdı. Hüzünlü bakışlarla Berkin yüzünü sezdim. Boş olan elimi kaldırıp yüzünde, sakallarında gezdirdim. Yüzü çok solgundu, belli ki çok endişelenmişti. Yüreğim sızladı. Uyandırmaya karar verdim. Bu konuşmayı yapıp bir an önce kalbime çöken o taştan kurtulmak istiyordum. Yanağına hafifçe vurarak seslenmeye başladım.

"Berk... Berk, uyan hadi!" Nihayet yavaş yavaş gözlerini açarak bana odaklandığında uyanık olduğumu görünce bir anda yerinden fırladı. Gözleri panikle bana bakıyordu. Baş ucuma geçerek yanaklarımı ellerine aldı.

"Burcu! İyi misin? Bir yerin ağrıyor mu? Nasılsın-"

"Berk nefes al, iyiyim ben" hafifçe gülümseyerek dediğimde sanki bir az rahatladı. Elinden tutup çekerek yatağa yanıma oturmasını sağladım ve direk gözlerinin içine baktım.

"Bana anlatman gereken şeyler var" yavaşça dediğimde gözleri kederlendi.

"Burcu, Simge olayı tamamen tesadüftü. Bak ben bahçedeydim birden geldi, konuşmak istediğini söyledi, sonra sen aradın ve birden telefonu elimden aldı. Muratla planlı yapmışlar, sana zarar vermek için Murat bu planı yapmış" bir nefeste dediğinde burukça gülümsedim. Zaten öyle tahmin etmiştim. Murata benziyordu. O hep böyle sinsi planlar yapmayı severdi. Bir zamanlar ondan hoşlandığım için kendimden utanıyordum. Ben nasıl o pisliği sevebildim? İnsan nasıl da kör olabiliyormuş, Allah hiç kimsenin gözlerini perdeyle kapatmasın. Sonra kendine gelince dünyanın en iğrenç yaratığı gibi hissediyorsun.

"Bir şey demeyecek misin?" Berk yavaşça sorduğunda birden düşüncelerimden ayrılarak hala bir şey dememi bekleyen Berke baktım. Suçlu gözlerle bana bakıyordu. Elimi uzatarak saçlarında gezdirdim.

"İyiyim ben. Dediğini de zihin altı tahmin etmiştim ama işte kriz geçirdiğim için Simgenin sesi bir az daha fenalaştırdı halimi sadece"

"Burcu, ben çok özür dilerim, senin yanında olamadım, Allah kahretsin ki, seni o herifden koruyamadım-" sözlerini keserek avucumu dudaklarına bastırdım ve gülümsedim.

"Lütfen kendini suçlama. Unutalım artık her şeyi. O geceyi de, Muratı da, Simgeyi de artık arkada bırakmak istiyorum ve sadece ikimize ve dizimize odaklanmak istiyorum" yumuşak şekilde dediğimde Berkin gözlerine parlaklık oturdu. Elimi dudağından çekerek elimin tersini öptü.

"İşte benim sevgilim! Yepyeni bir sayfa açacağız seninle, orada ne Simge, ne Murat ne de başkası olacak. Sadece biz" gülerek deyip bana yaklaşarak yanağıma öpücük kondurdu. Tam bu sırada kapının açıldığını duydum.

"O, hayırlı işler, gençler!" Tolganın sesini duyunca gözlerimi devirip gülerek kapıya baktım. Handeyle ikisi el ele orada duruyorlardı.

"Gelinsenize"

"Biz bölmeyelim" Hande imalı şekilde dediğinde gözlerim büyüdü.

"Salak salak konuşma, Hande, hadi gel içeri." İkisi de gülerek kapıyı kapatıp içeriye girdiler ve yanıma oturdular.

"Ee, nasılsın bakalım fıstık?"

"İyiyim, iyiyim de, ben bu hastaneyi baya bir alışkanlığa dönüştürdüm ya, kendime gelmem lazım artık" kaşlarımı çatarak dediğimde Hande gülerek heyecanla bana baktı.

"Benim de tam sana göre bir planım var! Bak şimdi önümüzdeki hafta benim doğum günüm ve ben dördümüz beraber bir iki günlüğüne bir yerlere gidelim diyorum. Söyleriz Sadullah hocaya, aynı günde bize röpo verirler" fikir karşısında için kıpır kıpır oldu.

"Ay çok güzel olur! Hoca razı olur mu ki?" Dudağımı ısırarak sorduğumda Tolga kafasını salladı.

"Ya neden razı olmasın? Olur olur, sen merak etme. En esası sen iyi ol da, gerisini biz hallederiz" göz kırparak dediğinde gülümsedim.

"Gerçekten iyi misin?" Berk endişeyle sorduğunda gözlerim ona kaydı.

"Ya iyiyim, bak hatta sizin için dans bile edebilirim" dediğimde Berk kaşını kaldırdı, diğerleri ise güldü.

"Sen dansı ancak benim için edebilirsin" Berk pis pis gülerek dediğinde omuzuna vurdum.

"Hadi ya. Anca rüyanda canım!" Dil çıkararak kafamı Tolgalara çevirdim.

"Bu konuyu daha sonra konuşuruz, Burcu hanım" Berkin dedikleri karşısında yüzümü buruşturdum. Tolgalar bir saat yanımda oturdular, dedik eğlendik, güldük, daha sonraysa çekimler için gitmek zorunda kaldılar. Zaten ben de bu gün taburcu olacaktım. Doktorlar bir kaç test yapıp epilepsi krizi için bir kaç ilaç daha yazdılar. Sonuncu kriz bedenimi baya bir zayıflatmıştı. Artık kendime iyi bakmam lazımdı. Her gereksiz insan yüzünden kendimi o hale sokmamalıydım. Daha güçlü olmalıydım. Yanımda bu kadar beni destekleyen insan varken, beni deliler gibi seven, aşık olan adam varken bu kadar kendimi hırpalamaya izin vermemeliydim ve artık daha çok kendime güvenli olmalıydım. Böyle devam etseydim, artık etrafımdaki insanları da bıktırabilirdim, o yüzden, Berkin de dediği gibi artık bu günden itibaren gerçekten kendim için yepyeni bir sayfa açıyordum. Aslında Muratın yaptığı derin bir izdi, bunu kolay kolay atlatmayacağımı biliyordum, ama artık onda odaklanmak istemiyordum. Hayatın sadece köyü yönlerimi görmekten çok bıkmıştım. O yüzden, artık dadece iyi taraftan bakacaktım ve sadece mutluluklara odaklanacaktım. Berkin elini tuttuğum zaman kalbimin heyecanlı atışı, onun dudaklarının dokunuşu, saçlarımı okşayışı, burnumdan öpüşü, Tolganın kocaman gülümsemesi, Handenin güzel enerjisi gibi küçük mutlulukların içindeki büyük mutluluklar bu hayata gülümseme ile devam etmeme yeter, artardı bile.
Nihayet eve geldiğimizde, evin temiz ve toparlanmış olduğunu görünce kaşlarım çatık Berke baktım.

"Sen ne ara yaptın bunu?"

"Ben yapmadım, yaptırdım. Tabii ki, senin o sahneye ger dönmeni istemezdim, Burcu" ciddiyetle dediğinde gülümseyerek ona doğru gidip ellerimi boynuna sardım. O da ellerini belime koyarak beni kendine çekip dudaklarıma yapışınca hiç zaman kaybetmeden karşılık verdim.

"Seni deliler gibi özledim" dudaklarımda fısıldadığında bir kez daha öptüm onu. Bana öyle sıkı tutunmuştu ki, sanki bırakırsa bir daha geri gelmeyecekmişim gibi hissediyordum. Belli ki bu son olay onu çok korkutmuştu. Dudaklarından ayrılıp ensesindeki saçlarla oynamaya başladım.

"Sen iyi misin?" Sakince sorduğumda dudaklarını bastırarak yutkundu.

"Bilmiyorum. Seni o halde görünce çok korktum. Gözlerimin önünden bir türlü gitmiyor" acıyla dediğinde başımı boynuna gömerek sıkıca ona sarıldım.

"Bak, yanındayım artık, geçti, bana hiç bir şey olmadı. Yoruldum artık negatif olaylardan, her şeyi geride bırakalım" yorgunca dedim. Dudaklarını alnıma yapıştırarak sanki kokumu içine çekermiş gibi derinden nefes aldı.

"Bırakalım. Sen yanımda sağlam ve mutlu olduğun sürece benim gözüm başka bir şey görmez zaten" içten söylediğinde gülümsedim.

"Senin olduğun her yerde her saniye ben mutluyum. Seni çok seviyorum, Berk"

"Ben de seni, bitanem, dünyalar kadar..."

Bir az kısa bölüm oldu, ama nihayet bu hikayeyi yazabildim. Büyük dramları burada artık bitirmiş olduk bu hikayede. Sadece küçük tatlı dramlar olabilir. Gelecek bölümde Handeciğin doğum günü var ❤️ Umarım beğenirsiniz, oy ve yorumları unutmayalım 🙏🏻

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!