24.Bölüm

1.6K 114 19

Burcu
Sahilin kenarına oturup denize baktım. İstemeden gözümden yaşlar akmaya başlamıştı. Sinirle yanaklarımı silip kafamı salladım. Artık ağlamaktan bıkmıştım. Her defasında canım yandığında çocuklar gibi gözyaşı dökmekten yorulmuştum. Ben ne ara bu kadar sulugözlü oldum bilmiyorum, ama Berkle olduğumdan beri daha da bir duygusallaşmıştım. Bu hoşuma gidiyordu mu gitmiyordu mu tam bilmiyordum. Berke çok fazla aşık olmuştum, daha hiç kimseye ben kendimi bu kadar kaptırmamıştım. Onu deliler gibi kıskanıyordum, o kızı da onun dudaklarına yapışarken görmek kalbimin küçücük parçalara ayrılmasına neden olmuştu. Bu kıskançlık olayı hiç hoşuma gitmiyordu. Ben daha toleren bir insandım, tamam tabii ki sevgilimi başkasının öpmesine değil ama, başkasıyla konuşup dans etmesine bir söz demezdim. Ama tabii Murata olan hislerimle Berke olan duygularım tamamen farklıydı. Berke olan duygularım o kadar katıydı ki, bazen kendi içimde nasıl o kadar şeyi taşıyabiliyordum diye kendime şaşırıyordum. Benim için çok kıymetli olmuştu, hiç bir zaman kalbimi kırmayacaktı diye düşünüyordum, ama bu gün beni incitmişti. Belki de o kızı isteyerek öpmedi,ama ona yüz vermişti, beni yalnız bırakıp gidip onunla dans etmişti, hem de ne kadar rahatsız olduğumu göre göre.
Esen rüzgar iliklerime işliyordu. Yarın hasta olacaktık kesin ama umrumda değildi. Şu an hissettiğim manevi acı tüm diğer duygularımı bastırmıştı. Çalan telefonumun sesiyle irkildim. Cebimden çıkarıp ekrana baktığımda Tolganın aradığını gördüm. Açıp açmamak arasında kaldım. Kesin nerede olduğumu soracaktı, ama şimdi yalnız kalmak istiyordum. Diğer taraftan da onu merakta bırakmak istemiyordum. Derinden nefes alarak telefonu açtım.

"Alo?" Sesim ağlamaktan ve soğuktan çok boğuk çıkmıştı.

"Fıstık, nerdesin sen? Meraktan çatladık burda. Berk berbat günde" dedikleri kalbime sancı soktu, demek o da iyi değildi, ama şimdi onu duymak istemiyordum. Sinirimin yatışması gerekti.

"Tolga, şimdi konuşacak durumda değilim, yalnız kalmak istiyorum, lütfen..."

"Ama Burcu, yapma böyle.. Berkin bir suçu yok, kız kendi atlamış boynuna, Berk de onu bir saniye sonra itti, tabii sen orasını göre-"

"İnan şu an hiç bir şey umrumda değil, sadece yalnız kalmak istiyorum, lütfen" cümlenin sonuna doğru sesim kırıldı. Gözümden bir yaş damladı. Elimin tersiyle sildim. Ağlamak istemiyordum. Ağlamayacaktım.

"Burcu..." Tolganın sesindeki üzgünlüğü hissede biliyordum, ama bir şey diyemiyordum. Çünkü gerçekten kendimi çok kötü hissediyordum.

"Tolga, sadece bu gece, lütfen, beni bir az yalnız bırakın" nerdeyse yalvarıyordum. Diğer tarafta Tolganın teslimolucu nefes çekişini duydum.

"Tamam, ama bir şey olursa beni hemen arıyorsun tamam mı? Saat fark etmez, ara!"

"Tamam canım, sağol, görüşürüz" diyerek cevabını beklemeden telefonu kapattım. Sessize alarak cebime soktum ve denizi izlemeye devam ettim. Demek o kızı itmiş. Peki bu içimde bir değişiklik yaratıyordu mu? Bilmiyorum. Tabii ki itmesine sevinmiştim. Ama içimde bana ağırlık eden başka bir şey vardı. Ne olduğunu anlayamıyordum, adını koyamıyordum. Derinden nefes alıp kollarımı dizlerime sardım ve başımı dizlerime gömdüm. Bir süre öyle kalarak kendime gelmeye çalıştım. Dalgaların sesi bana çok yardım ediyordu, huzur ve sakinlik getiriyordu. Rüzgar da diğer yandan saçlarımı okşuyordu. Tıpkı annem gibi. Annemi düşününce onu ne kadar çok özlediğimi hissettim. Onunla konuşmaya ihtiyacım vardı, o beni hep desteklerdi, moralimi yerine getirirdi. Onu aramaya karar vererek cebimden telefonu çıkardığımda Berkten 4 tane cevapsız arama geldiğini görünce dudaklarımı bastırdım. Aslında onunla da çok konuşmak istiyordum, ama şimdilik yapamazdım. Hemen telefon rehberinden annemin telefonunu bularak aradım. İlk çağrıda açtı.

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!