14.Bölüm

2.2K 136 26

Burcu
Arabada hiç konuşmamıştı. Yüzüme bile bakmıyordu, sanırım siniri haşa geçmemişti. Ama ben napabilirdim ki? Ne yani, şimdi sıcakta pantolonla mı gezeyim? Napayim yani? Üstümdeki yaş giysiler de beni rahatsız ediyordu. Üşüdüğümün farkındaydım, ama aklım Berkte olduğu için pek aldırmıyordum. Hapşırıyordum arada, burnum sulanmaya başlamıştı bile. Bir de hastalığı çekemem, acilen gidip bir şeyler içmem lazımdı. Berke döndüğümde aklı sanki başka yerlerdeydi. İçten nefes çekip battaniyeye daha da sarıldım. Eğer o konuşmayacaksa ben de bir şey demeyeceğim. Evin önünde durduğumuzda onu beklemeden arabadan inip kapıya doğru gittim. Arabasının kapısını vuruşundan geldiğini anladım. Arkama bakmadan kapıyı açıp içeri girdiğimde, tam da salona geçmek isterken Berk sertçe elimi kavrayıp, beni kendisiyle kapı arasında sıkıştırdı. Sinirle yüzüne baktığımda onun da bana aynı şekilde baktığını gördüm.

"Ne bu tavırlar?" Sorduğunda kaşımın birini yukarı kaldırdım.

"Bende mi? Asıl seninkiler ne? Deminden beri bana suratını asıyorsun, yüzüme bile bakmıyorsun. Sence de tavır yapmaya hakkım yok mu?"

"Hayır yok, çünkü ben sana tavır yapmıyorum, ben sadece sinirliyim ve senin kalbini kırmamak için bir şey söylemiyorum." Gözlerimi devirip ondan aralanmak istedikte kollarımdan tutup daha da sıkıca beni kapıya yapıştırdı.

"Ya bıraksana, öküz!"

"Bırakmıyorum. Var mı bir deyeceğin? İstediğimi yaparım, sevgilim değil misin?"

"Sevgilim olabilirsin,ama bu sana hayvan gibi davranma hakkı vermiyor!" Dişlerimin arasından söylediğimde gözlerini kapdı. Belli ki kendini sakin tutmaya çalışıyordu.

"Hayvan gibi davrandığımı nereden çıkardın? Bak, Burcu, sana gelince ben çok kıskanç biriyim tamam mı? Biri sana değil dokundukta, baktıkta bile deliriyorum. Bunu anlamak bu kadar zor mu?" Dediğinde bir anlık dondum. Sinir ve tutku arası bir duyguyla söylemişti. Gözleri sinirden mi, ya başka şeyden mi, koyulaşmıştı, nerdeyse siyahtı. Söylediklerimden kalbim hızlı atmaya başladı,ama kendimi ele vermemeye çalıştım.

"Kıskandığını anladım, o zaman bana niye kızıyorsun ki?"

"O kısa şeyleri giyen sen değil misin?" Kaşını kaldırarak baktığında ben de aynı ifadeyle cevap verdim.

"İstersen ben en iyisi kapanayım, evde oturayım, dizinin dibinde, ha? Bu size uygun mu acaba, taş erkek?"

"Evet,hatta çok uygun. Bana bak, en kısa dizinden iki parmak yukarı giyebilirsin anladın mı?" Onu itmeye çalıştığımda ellerimi sinesinde tutup birleştirdi.

"Çekilsene öküz! İstediğim gibi giyinirim ve sen bana karışamazsın!"

"Bal gibi de karışırım! Şimdi..." Sözünü demeden dudaklarıma yapıştı. Kendim de bilmeden hemen cevap verdim. Aklım uçmaya başlamıştı. Benden ayrıldığında küçük ve emin bir gülümseme ile bana baktı. "Dediğimi yapacaksın."

"Hayır" bu defa sesim daha yavaş çıkmıştı. Ağzımı açıp bir şey söylemek istediğimde, dudaklarıyla bir kez daha susturdu. Adaletin batsın, dünya. Bu hayatta karşı koyamadığım bir insan vardı ve o da bunu bal gibi biliyordu. Beni baştan çıkarıp dediklerini yaptıracaktı. Ayrılıp bir kez daha suratıma baktığında,artık afallamıştım, kalbim nerdeyse boğazıma çıkıyordu.

"Anlaşıldı mı?" Tekrar sorduğunda salak salak yüzüne baktım. Hala dudaklarının etkisi altındaydım.

"Hiç adi oynamıyorsun biyorsun, değil mi?" Sorduğumda sırıttı. Tokatı yüzüne yapıştırmak istiyordum, ama öyle bir başdan çıkarmıştı ki, öylece kala kalmıştım.

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!