2.Bölüm

2.7K 135 21

Burcu

Sabah telefonumun mesaj sesine uyandım. Allahım, sabah sabah kimse bana mesaj atan, yemin ederim öldüreceğim. Elimi atarak telefonu aldığımda, saate baktım. Tam 6 dakika erken uyandırmıştı beni o şahıs, tam da içimden küfürler yağdırmak isterken, mesajın Berkten olduğunu gördüm ve yerimden sıçradım. Bir anda kalbim tavan yaptı, dudaklarım kaçtı. Yine sabah sabah bana noluyordusa. Mesajı açtığımda yüzümde salak bir gülümseme oluştu. Dünkü selfiemizi yollayıp "Dünyanın en tatlı Jokerine iyi sabahlar, yarım saat sonra ordayım, ona göre" yazmıştı. Bir saniye önceki öldürme planlarım kafamdan uçup gitmişti, kalbim böyle garip atıyordu, karnım böyle rahatsızdı. Kaşlarımı çatarak derinden nefes çektim. Artık bu anlayamadığım tepkilerden yorulmuştum. Berk bir taraftan bana çok iyi geliyordu, ama diğer tarafdan da ona olan anlamsız tepkilerim beni hırpalıyordu. En çok beni yoransa, hislere isim koyamamdı. Saate baktım, 25 dakikam vardı hazırlanmak için, hemen yatağımdan zıplayıp, banyoya koştum. Elimi yüzümü yıkayıp, odamdan bir tişörtle mavi şort alıp giyerek, mutfağa geçtim. Saçımı çabucak dağınık topuz yapıp çayın altını yaktığımda, zil çaldı. Berk erken mi gelmişti ne? Kapıya adımladıkça her adımla kalp atışlarım hızlanıyordu. Sakin ol, kızım, Burcu bu ne hal? Gören de sanki Leonardo Dicaprio geliyor sanacak. Kafamı sallayıp kendime çeki düzen verdim ve kapıyı açtım. Karşımda duvara yaslanan beyaz gömlekle mavi pantolonlu gülümseyen bir adet Berk duruyordu.

"Nasılsın, hırçın kız?" Dediğinde şapşal şapşal gülümsedim. Kendimi dövesim geliyordu.

"İyiyim de, sen bir az erken geldin galiba"

"Ya evet, trafik olacak diye erken çıktım, ama yollar bomboştu" dedi şirince kafasını kaşıyarak. Gülerek kapıyı daha fazla açıp içeri girmesini işaret ettim. Beyaz dişleriyle gülümseyip içeri girdi. Arkasından baka kaldım. Yanımdan geçerken parfümü burnuma işledi ve beni bu dünyadan alıp götürdü. Mükemmellik kokusuydu bu, artık en sevdiğim kokuydu.

"Burcu?" Düşüncelerimden Berkin bana kaşlarını kaldırıp bakarak seslenmesi ayılttı.

"Ha pardon, bir anlık daldım da. Şey, kahvaltı yaptın mı sen?" Diyerek mutfağa geçtim, Berk de arkamca geldi.

"Yani, atıştırdım bir şeyler"

"Otursana beraber yapalım" dedim utanarak. Yuh, Burcu, sanki ahlaksız bir teklif yapıyorsun, ne diye kızarıyorsun?

"Tabi neden olmasın, senin ellerinden kahvaltıya hayır der miyim ben hiç, kanka?" Dedi yanaklarımı çimdikleyerek. Kanka sözünde içime garip bir sancı girdi, hoşlanmamıştım o sözden, ama niye? E biz kankaydık, arkadaştık, neden salakça düşünceler giriyor ki beynime? Allahım deliricem.

"Ya yanaklarım çıktı, napıyorsun, ayı" dediğimde güldü ve masaya oturdu. İki çay süzüp masaya koydum ve dolaptan dün aldığım börekleri çıkararak tabağa koydum. Geçip karşısına oturdum ve beraber yemeye başladık. Zaman zaman ona bakıyordum, ağzı doluyken yanakları şişiyordu, çok şeker oluyordu. Ona baktığımı farkettiğinde yemekten başını kaldırıp bana baktı, hemen gözlerimi kaçırdım.

"Neye bakıyorsun? Yüzümde bir şey mi var?" dedi dudaklarını peçeteyle silmeye çalışarak. Güldüm, kafamı salladım.

"Hayır, yerken çok komik oluyorsun da"

"Ah canım, ben her zaman komik ve çekiciyim"

"Egon da maşallah hemen tavan yaptı" dediğimde ikimiz de güldük. Yemekleri bitirdiğimizde masayı toplayıp odamdan çantamı aldım ve beraber arabasına indik. Bana kapıyı açtığında gülümseyerek kafamla teşekkür ettim ve içeriye oturup kemerimi taktım. Baya da centilmenmiş Berk bey. Yola konulduğumuzda birden telefonu çaldı.

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!