15.Bölüm

2.2K 124 20

Burcu
Berki zar zor ikna edip hastaneden çıktığımızda sete doğru yol aldık. Nolursa olsun, set gününü kaçırmak istemiyordum. Sessizce gidiyorduk, ama ikimiz de huzur içindeydik. Berkin itirafı beni çok mutlu etmişti. Sonunda en çok beklediğim o açıklamayı yapmıştı. Bundan başka ne isteye bilirdim ki? Pencereyi açıp sonbahar havasını içime alarak gözlerimi kapadım ve gülümsedim. Hayat bize güzeldi. Hastalıktan dolayı kendi fiziksel olarak çok yorgun ve yıpranmış hissetsem de, Berk o sözcükleriyle moralimi çok yerine getirmişti.

"Canım, bak yine üşüyeceksin, sonra hasta olacaksın, lütfen kapat şu pencereyi" Berkin sesini duyduğumda gözlerimi açarak ona doğru baktım. Gözleri yoldaydı, ama kaşları çatıktı. Gülerek yaslanıp yanağından öptüm.

"Ay benim sevgilim benim için endişelenirmiş de" şeker şeker söylediğimde bir anlık bana baktı.

"Tabii endişelenirim, seni bir daha o halde görmektense çatıdan atlarım daha iyi. Bu gün en az 5 sene yaşlandım ben, Burcu"

"Ay canım benim, kıyamam sana" diyerek yanağından bir makas aldım.

"Bu kadar seni neşeli göreceğimi bilseydim, çoktan itirafımı ederdim" dediğinde yüz ifadem değişiyor. Neşe yerine yumuşak bir tebessüm oturuyor. Kırmızı ışıkta durduğunda Berk bana dönüp aşk dolu gözlerle bakıyor. Bu bakışın bana doğrulduğunu bilmek beni çok mutlu ediyordu. Bir zamanlar bana öyle bakmıyor diye, ağlıyordum. Ama olmuştu. Berk bana aşık olmuştu ve şimdi hayal ettiğimden bile güzel bakıyordu.

"Ben de seni çok seviyorum, biliyorsun, değil mi?" Gülerek kafasını sallayıp çabucak bir öpücük alıyor dudaklarımdan ve yoluna devam ediyor.
Sete yetişdiğimizde beraber inip el ele karavanlara gidiyoruz. Handeyle Tolga bizi görür görmez ayaklanıyorlar.

"Fıstık, noldu sana böyle? Neden rengin ruhun kaçmış?" Endişeyle sorduğunda ona sarılarak omuzundan vuruyorum.

"Bir şey yok, canım, sadece bir az hastayım o kadar"

"Bir az mı? Hatırlatayım, kollarımda bayıldın, Burcucuğum" Berk söylediğinde gözlerimi devirerek ona kaş göz yapıyorum. Tolgaları boşu boşuna endişelendirmek istemiyordum.

"Ne?? Bayılmak mı? Kızım iyi misin sen?" Hande telaşla kollarımdan tutarak kendine döndürdü ve dudaklarını alnıma dayayarak ateşime baktı.

"Handeciğim, canım, bak yok bir şeyim. Ateşim vardı, düştü, şimdi iyiyim." Alnımda da bir şey hissetmediğine göre, Hande başını sallayarak beni bırakıyor. Beraber geçip koltuğa oturarak bir süre repliklerimizi çalışıyoruz. Mola verdiğimizde kendimize bir çay yapıp sohbet ediyoruz.

"Bu gün bir şeyler mi yapsak acaba? Ne dersiniz?"

"Aklında ne var, Hande?"

"Ya sahilde çok güzel bir restoran açılmış, canlı müziği de var, hem hava da çok güzel. Böyle dördümüz gidelim takılalım, ne dersiniz?"

"Bence süper olur" dediğimde Berk elini kaldırarak itiraz ediyor.

"Asla olmaz, Burcu daha yeni kalktı, açık hava falan olmaz"

"Ya Berk abartma, hem içim açılmış olur. Bak kendime sıcak bir şeyler götürürüm olur biter"

"Ama Burcu..."

"Lütfen, Berk" diyerek yalvaran gözlerle ona baktığımda bir ah çekip koltuğa yaslanıyor.

"Öyle bakma bana. Dayanamadığımı biliyorsun. İyi tamam, gidelim, ama bak sıcak olacak üstün tamam mı?"

"Tamam, annecim" dediğinde Berk dilini göstererek Tolgaya dönüyor.

"Ay siz çok tatlısınız" Hande kocaman gülerek ikimize baktığında hafifçe yanaklarım kızarıyor.

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!