Bilemem bilemem sonu çok mühim değil
Silemem silemem yazılmışı kim silebilir
Nasıl anlatsam hiç gitmediğim yerler gibisin
Yabancıydı senden önce meseafaler

Duyamam duyamam desem de hep sesin gelir
Sarıya kafa tutan yan yana iki mavidir
Nasıl anlatsam hiç gitmediğim yerler gibisin
Yabancıydı senden önce mesafeler

İstemeden gözlerim doldu. Bir yaş aktı.

"Burcu? Sakın bana ağladığını söyleme!" Kahkaha atarak başımı bir sağa sola edip burnumu çektim.

"Ya sen bana bakma, gerçekten çok seviyorum bu şarkıyı. Her seferinde beni ağlatmayı başarıyor"

"Öyleyse neden dinliyorsun?"

"Çünkü hislerimi anlatıyor." Kırmızı ışıkta durmuştuk. Dönüp bana garipçe baktı.

"En çok hangi satır?" Gözlerine baktım. Yapabildiğim kadar tüm duyguyu söylediğim satırların içine koydum. Çünkü bu satırları o bilmese de ben ona söylüyordum.

"Duyamam duyamam desem de hep sesin gelir
Sarıya kafa tutan yan yana iki mavidir
Nasıl anlatsam hiç gitmediğim yerler gibisin
Yabancıydı senden önce mesafeler" dudağımın altında hafifçe mızıldandım. Hala bana bakıyordu. Gözlerinde bir anlam arıyordum, ama ne hissettiğini anlayamıyordum. Çünkü 1 saniyede hem üzgünlük, hem hüzün, hem sevgi, hem sevinç gibi karışık bir şeyler gördüm yüzünde. Sanırım ikimiz de duygu karışıklığı geçiriyorduk. Öylece kala kalmıştık. O bana bakıyoru, bense ona, hiç birimiz gözlerimizi çekemiyorduk. Gözlerine dalıp gitmiştim. Keşke her sabah uyandığımda gördüyüm ilk şey onun gözleri olsa. Ama bu sadece bir masaldı. Sinyal sesiyle ikimiz de irkildik, çoktan yeşil ışık yanmıştı, Berk yola dönüp hızla gaza bastı. Sinyal sesiyle ben de gerçek hayata dönmüştüm. Evet bu masaldı. Çünkü o beni sevmiyordu. Bir süre sessiz kaldık. Sonra bana dönüp hafifçe gülümsedi.

"Sesin güzelmiş"

"Teşekkür ederim. Ben bir ara kendimi müziğe vermiştim"

"Hadi ya, alet de mi çalıyorsun?" Şaşkınlıkla sordu.

"Evet, keman"

"Off, en çok sevdiğim alet. Bir gün benim için de çalar mısın?" Dedi beklentiyle bana bakarak. Bir şey cevap veremedim. Çalmayacaktım. Çünkü kemanım benim için çok özeldi ve ben onu sadece en özelleriyle paylaşırdım. Evet, Berk de özeldi, ama ben onu o listeden çıkarmayı düşünüyordum. O yüzden yapamazdım. Ama bunu yüzüne söyleyemedim. O yüzden sahte gülümseme ile başımı salladım. Yüzümü çevirip pencereden baktım. İçim kan ağlıyordu. Ama yapmalısın, Burcu! Yoksa daha fazla eziyet çekecektim ve ben bunu bir kere yaşamışken, ikinci defa istemiyordum.
Sete vardığımızda arabadan inip karavana doğru yürüdüm. Karavana bindiğimde Tolgayı gördüm. Beni görür görmez ayaklanıp yanıma geldi ve kocaman sarıldı. Ben de kendimi onun kollarına bıraktım. Onun sarılması bana hep iyi geliyordu.

"Nasılsın fıstık?" Kulağıma fısıldadıkta gülümsedim. Ayrılıp koluna vurdum.

"Merak etme iyiyim." Dudaklarım bir şeyi söylüyordu ama gözlerim başka şey diyordu ve Tolga da bunu görüyordu.

"Bana da yapma, Burcu" dediğinde aşağı baktım.

"Tamam, dürüst olacağım. İyi değilim, ama bu günden sonra iyi olacağım" Tolgaya baktığımda soru işaretleriyle bana bakıyordu.

"Bu gün ne olacak ki?"

"Bu gün son kez Berkle takılacağım, ama yarından itibaren artık onunla arama mesafe koyacağım" dediğimde Tolganın kaşları çatıldı.

"Bunun doğru şey olduğuna emin misin?"

"Emin değilim, ama yapmak zorundayım, yoksa ben aklımı kaybedeceğim, Tolga" dedim yavaşça. Tolga üzgün ifadeyle bana bakıp yine beni kendine çekti. Başımı omuzuna koyup gözlerimi kapattım. Her şey iyi olacaktı. Artık hiç bir şey yüzünden kendime acı çektirmeyeceğim. Tolgadan ayrılıp gülümsedim ve gitmek istediğimde Tolga kolumdan tutup ona bakmamı sağladı.

"Ne olursa olsun, ben hep senin yanındayım, biliyorsun değil mi?"

"Biliyorum canım ve bunun için de sana hep minnettar olacağım. Ben anlayan tek insansın." Tolga güzel tatlı gülüşüyle yanağıma öpücük kondurduğunda Berk içeriye girdi. Dönüp ona baktığımda bir anlık kıskançlık ifadesini gördüm. Kaşlarımı çattım. Ben galiba kafayı yemeye başlamıştım artık. Berk ve beni kıskanmak. Alemsin Burcu. Berk sonra kendini toparlayıp bize yaklaştı.

"Naber millet?"

"Hiç, abi, ben gidiyorum, çekimim var, Burcu sana emanet. Görüşürüz, fıstık" bana göz kırpıp Tolga karavandan indi. Berke baktığımda tuhaf tuhaf bana bakıyordu.

"Neden bana öyle bakıyorsun?"

"Sizin aranızda bir şey mi var?" Dediğinde kahkaha attım.

"Kim? Benimle Tolga mı?" Kafasını salladı yavaşça.

"Saçmalama Berk, nolacak. Tolga benim çok iyi arkadaşım."

"Diyorsun" ellerini göğüsünde birleştirip bana ciddiyetle baktı. Noluyordu anlamıyordum.

"Evet de, sen neden soruyorsun ki?"

"Hiç, baya bir yakınsınız da, benden bir şey saklıyor musun diye soruyordum" dediğinde kafamı sallayıp omuzuma vurdum.

"Alemsin, Berk" diyip makyözün yanına gittim. Berk de gelip yanımdaki masaya oturdu. İkimizi de makyaj yapmaya başladılar. Bir anlık kafamı çevirip ona baktım. Gözleri bendeydi. Ona baktığımı gördüğünde gülümsedi ve başını aynaya taraf çevirdi. Ben de aynaya dönüp kendime baktım. Yanaklarım kızarmıştı, ama dudağımda küçük bir gülümseme vardı. Beynimde sadece bir soru dolaşıyordu.
Berk beni kıskandı mı?

İşte 5ci bölüm :) bir az kısa oldu ama, Berkle Burcunun geçireceği günü ayrıca bir bölüm yapmak istedim. Umarım beğenmişsinizdir. Lütfen oy ve yorumlarınızı unutmayın! Sizi seviyorum! Gelecek bölümde görüşmek üzere :)

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!