elli beş (final)

2.3K 125 106
                                    

Son kez...

İyi okumalar!

---

Sabah gözlerimi kuş sesleriyle açmıştım. Yanımda uyuyan İkra'yı birkaç dakika sessizce izledim. Uyurken çok masum gözüküyordu. Dudakları büzülmüş kaşlarını çatmıştı, rüyasında birisine sinirlendiğini düşününce gülmeden edemedim. Ses çıkarmamaya çalışarak yerimde doğruldum. Aynı sessizlikle çadırın fermuarını aşağı indirdim. Çadırdan dışarı çıkıp doğrulduğum zaman her yerimin tutulduğunu anlamıştım. Belimi kütlettikten sonra biraz rahatlamıştım. Temiz havanın keyfini çıkarmak için deniz kenarına gitmeye karar verdim. Saat henüz çok erken olduğu için benden başka uyanan kimse yoktu. Biraz hava aldıktan sonra kahvaltı hazırlayabilirim. 

Deniz kenarına gelince dalgaların kıyıya vurmasını büyük bir zevkle izledim. Denizin kıyıya vurma sesi tek başına benim huzurla hissetmeme neden oluyordu. Ayakta durmanın mantıksız olduğunu düşünerek kendimi yere bıraktım. Dizlerimi kendime çekerek çenemi dizime yaslayarak denizin keyfini çıkarmaya çalıştım. Böyle bir yerde yaşamak için her şeyi yapabilirim. Her sabah denizin sesi ve kokusuyla güne başlamak güzel olurdu. 

Bir süre daha denizi izledikten sonra oturduğum yerden kalktım. Birazdan herkes uyanabilirdi ve benim bir şeyler hazırlamam gerekiyordu. Böyle bir zorunluluğum yoktu hatta herkes uyanınca birlikte de hazırlayabilirdik ama içimden gelmişti. Erken uyandığım için hakkını vermem gerektiğini hissediyordum.

Çantadan kahvaltılık ne bulduysam çıkarıp masaya koydum. Kamp alanı olduğu için bank ve masalar da vardı. Buraya kamp yapmaya gelenler gerçekten düşünülmüştü. Masa hazır olunca ilk önce bizim çadıra giderek İkra'yı uyandırdım. 

"Beş dakika daha!" diyerek bana sırtını döndü.

"Kalk kızım yerine yat." sırtını ayağımla dürterken onunla dalga geçtim.

"Tamam anne!" İkra'nın cevabı kahkaha atmama sebep olmuştu.  Kaşlarını çatarak yerinden doğruldu. "Benimle dalga geçiyor bir de!"

"Dalga denizde olur, çadırdan çıkarsan dalgayı görürsün." gülerek çadırdan çıktım. Çok kötü bir espri olduğunu kabul ediyorum ama İkra'yı ancak böyle bir espri uyandırabilir.

Arkamdan bana sövdüğünü duymuştum ama duymazdan gelmiştim. Daha önemli bir işim vardı. Çağıl'ı uyandırmak gibi.

Çağıl ve Efe'nin kaldığı çadırın önüne gelince fermuarı indirdim. Gördüğüm kare kaşlarımı çatmama neden oldu. Efe bacağını ve kolunu ahtapot gibi Çağıl'a sarmıştı. Çağıl'ın başı Efe'nin kolunun üstündeydi. Daha ben Çağıl'a böyle sarılamamıştım! 

Yerimde dikilmeyi kesip Efe'nin kolundan çekerek Çağıl'dan uzaklaştırdım.

"N'oluyor ya!" Efe yerinden kalbini tutarak kalkınca kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Sevgilime nasıl dolamışsın kolunu bacağını! Denize düşen yılana sarılır sözünün karşılığı gibisin!"

"Sen Çağıl'a yılan mı diyorsun?"

"Lafı evirip çevirip istediğin yere getiriyorsun ha!" elimle çadırın dışını gösterdim. "Neyse, sen çık ben sevgilimi uyandırayım. Hâlâ nasıl uyanmadı anlamış değilim." sözümü bitirdikten sonra Çağıl mırıldanarak soluna dönerek sırtüstü pozisyona geçti.

"Çağıl'a Allah sabır versin. Ayrıca çıkamam üstümü değiştirmem lazım. Ben uyandırım Çağıl'ı sen çık."

Efe sözünü bitirdikten sonra Çağıl tekrardan mırıldanarak soluna döndü. Dönerken Efe'ye tekme atmayı ihmal etmedi.

Seni Seçtim |yarı texting✓Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin