iyi okumalar!
**
Zile basarak geri çekildim. Yaklaşık iki dakikadır İkra'nın kapıyı açması için zile basıyordum. Defalarca çalmama rağmen gelmemesi, sinir katsayımın hızla yükselmesine neden olmuştu.
Tam sinirle yumruk yaptığım elimi kaldırıp kapıya sallamak üzereydim ki, kapı aniden açıldı. Elim boşlukta savrulunca dengemi kaybettim ve açılan kapının etkisiyle içeriye doğru yuvarlandım.
"Hop! Dikkat et," dedi bir ses, ardından ıslak kollar belime sarıldı. Kafamı kaldırıp kolların sahibine baktım. Tanıdık gözlerle karşılaşınca hafifçe geriye çekilerek onu göğsünden ittim.
"Şey... İkra evin boş olduğunu söylemişti," dedim ve bakışlarımı yere indirdim. Sonuçta onu daha önce, ateşi çıktığında, istemeden çıplak görmüştüm ve kesinlikle sapık gibi görünmek istemiyordum.
"Evet, ev boş. Yani sadece ben varım. İkra ve annem, İsmet'e alışverişe gitmek için yarım saat önce çıktılar," dedi. Başımı sallayarak onayladım.
İkra beni oyuna getirmişti. Bunu ona ödetirim!
"Neyse, ben gideyim o zaman. Rahatsızlık verdiysem kusura bakma," diyerek arkamı dönmüştüm ki bileğimden tutarak beni durdurdu. Bu beklenmedik hareketle başımı, bileğimi tutan eline çevirdim, sonra göz göze geldik. Sorgulayan bakışlarımı görünce yavaşça bileğimi bıraktı ve ensesini kaşıdı.
"Yalnızım... İstersen içeri gelebilirsin."
Bir saniye, evde kimse yokken beni içeri mi davet ediyor?
"Evde kimse yokken gelmem ne kadar doğru olur sence?"
"Haklısın... Aslında yardıma ihtiyacım vardı," dedi. Kaşlarımı çatarak devam etmesini bekledim.
"Ütü yapmam gerekiyor ama daha önce hiç yapmadım. Yardımcı olabilirsin diye düşündüm."
Gülümseyerek ayakkabılarımı çıkardım. Yardım etmeye razı olduğumu anlayınca kapının kenarına geçerek bana yol verdi. Kapıyı kapattıktan sonra peşinden yürümeye başladım. Odasının önüne geldiğimizde durup bana döndü.
"Sen nereye geliyorsun?"
"Ütü yapmayacak mıyım?" dedim, şaşkınlıkla. Gülerek başını iki yana salladı.
Benimle dalga mı geçiyor?
"Üzerimi giymeme de yardım etmek istersen, hayır demem."
"Aman görmediğim şey m—" dedikten sonra fark ettim ne dediğimi. Gözlerim büyüdü.
Ne diyorum ben?
"Yok canım, kendin giyin tabii. Ben kapıda bekliyorum," diyerek bulunduğum yere çöktüm. Kafasını sallayıp gülerek odaya girdi ve kapıyı kapattı.
Ütü yapmayı bilmediğimi ona söylemeli miydim acaba? Neyse, ne kadar zor olabilir ki?
Çağıl kısa süre sonra elinde ütülenecek kıyafetlerle odasından çıktı. Birlikte ütü masasını aramaya başladık.
"Bence ütü masası gardırobun arkasındadır. Bizim evde öyle mesela," diyerek onu Birsen Abla'nın odasına doğru çektim.
"Orada ne işi var?" diyerek sorgularken gardırobun yanına gelmiştik. Ütü masasını söylediğim yerde bulunca, gururla Çağıl'a döndüm.
"Ütü masasının evdeki tek yeri burası, aklında olsun," diyerek özgüvenle gerindim.
"Bunu bulduk, tamam. Asıl sorun ütü nerede?" dedi. Gözlerimi devirdim, ütü masasını açarken cevap verdim:
"Onu da sen bulacaksın. Annenin odasını karıştıramam."
Sözlerim mantıklı gelmiş olacak ki kıyafetleri masaya bıraktıktan sonra etrafı kurcalamaya başladı. Ben de bu sırada telefonumdan gizlice "ütü nasıl yapılır?" diye aratmaya başladım.
"Buldum!" dedi bir süre sonra. Onun geldiğini görünce telefonu hemen cebime koydum.
"Tamam, ver ütüyü hemen yaparım," dedim ve elinden alıp masaya koydum. Gömleği alıp telefonda gördüğüm gibi yerleştirdim. Yavaşça ütülemeye başladım. Çağıl beni izliyordu. Bir dakika sonra ütüyü kenara koyup gömleği kaldırdım. Ama kırışıklık hâlâ oradaydı.
"Bir şey soracağım... Bu ütü bozuk olabilir mi?" diyerek ona döndüm. Yüzündeki gülümsemeyi fark edince hemen ciddileşti.
"Allah Allah, en son bozuk değildi ama..." diyerek ütüyü eline alıp inceledi. Ciddi bir şekilde onu izliyordum. Dudaklarını bastırmış gibiydi, sanki...
Derken gülmeye başladı. Ne olduğunu anlamayıp baktım. Ütünün kablosunu kaldırdı. Fişi takmamıştım!
"Ya çok kötüsün! Bir de dalga geçiyorsun!" diyerek koluna vurmaya başladım. Ama bu onu durdurmadı, daha da çok gülmeye başladı.
"En başından beri seni izliyordum, bakalım ne zaman fark edeceksin diye. O kadar ciddiydin ki fişi söyleyemedim."
Ütüyü kenara bırakıp gözünden yaş silerken hâlâ gülüyordu.
"Çok komiktin," dedi.
Bu söze yumruğumu tekrar ona geçirdim. Ama o, bileğimden tutarak beni kendine çekti.
"Ve çok tatlıydın."
Söylediği bu söz yüzümdeki siniri silip attı. Nabzımın karnımda attığını, heyecandan dilimin kuruduğunu hissettim. Elimi omzuna koyduğumda ne yapacağımı bilemedim. Bakışlarının yoğunluğunda ezildiğimi hissettim. Gözleri dudaklarıma kayınca yutkundum. Tam bir şey söyleyecek gibiydi...
"Su, ben çok susadım. Biraz su içebilir miyim?"
***
bölüm sonu.
ters düz takla
düşmanı hakla
boş boş durma
bölümü oyla
öncelikle hepinizin bayramını enişten dileklerimle kutlarım,
seni seçtim 10k oldu, hâlâ inanamıyorum. kitabı yayınlayalı 3-4 ay olmuşken okunmasının bir anda artmış olması beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. her zaman yerimde sayıp duracağımı düşünüyordum, bana ilaç gibi geldi. hepinize çok teşekkür ediyorum <3
artık bölümleri çok daha hızlı bir şekilde yazıp yayınlamaya başlayacağım, beklettiğim için üzgünüm.
bir sonraki bölümde görüşmek üzere!
seviliyorsunuz<3
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Seni Seçtim |yarı texting✓
Teen Fiction-tamamlandı.- "Bak şimdi efekt sonucunda bir sayı çıkacak ve sen bu sayı kimin forma numarasıyla denk olursa ona anonim olarak yazacaksın." Kaşlarımı çatarak ona baktım. Tam bu sırada Çağıl'ın takımından Efe basket atmıştı. Alkışladıktan sonra İkra...
