İyi okumalar!
**
Telefonu gelişigüzel yatağın üzerine fırlattıktan sonra, dolaptan çıkardığım eşofman ve sweatshirtü alelacele üzerime geçirdim.
Odamdan çıkıp kapıya doğru ilerlerken koridorda annemle karşılaştım. Bugün onun izin günüydü.
"Kenetlenmişsin kalbime ilmek ilmek, işlenmiş gibisin hasretinle yüreğime. Nereye böyle bileyim söyle." gülümseyip yanağından öptüm.
"Anne, kısaca nereye gittiğimi neden sormuyorsun?" dedim, koluna girerek beni kapıya kadar geçirmesini sağladım.
"İkra'nın yanına gidiyorum."
Kapının önüne gelince ayakkabılıktan spor ayakkabılarımı çıkarıp giyindim.
"Nerede buluşacaksınız?"
"Evlerine çağırdı." dedim kapıyı açarken.
"Sürekli onların evine gidiyorsun, annelerine iş çıkarma durduk yere." dediğinde gözlerimi devirdim ve merdivenlere yöneldim.
"Anne, evi dağıtmıyoruz ki. İnsan gibi oturuyoruz."
"Keşke kendi evinde de insan gibi otursan." diyerek kapıyı arkamdan kapattı. Trip mi atmıştı yani?
Omuz silkip merdivenlerden hızla indim. Apartmandan dışarıya adeta fırladım. Zaten yeterince vakit kaybetmiştim.
Bizim evle onlarınki arasında üç durak vardı. Koşmak saçma olurdu. O yüzden arka sokaktaki durağa yöneldim. Buradan geçen otobüslerin hepsi onların sokağının başından geçiyordu.
Otobüs geldiğinde hemen telefonumun arkasına yapıştırılmış kartı çıkarıp hazırlandım. Durakta yalnız olduğum için hızlıca bindim; otobüs hemen hareket etti.
Çağıl'ın beni neden çağırdığını hâlâ anlamamıştım ama bu hoşuma gitmişti. Hafifçe gülümsedim. Kimse deli sanmasın diye suratımı toparlayıp direğe tutundum.
Şansımıza her ışığa yakalanmıştık. İç geçirdim ve telefonu elime aldım. Saate baktım, sonra tekrar cebime koyacaktım ki bir bildirim geldi.
ikra: nerede kaldın?
siz: otobüsteyim
ikra: tamam çabuk ol
siz: olur, şöföre söylerim
"Nasıl çabuk olayım? Otobüsü kullanan ben miyim sanki?" diye içimden söylendim.
İneceğim durağı görünce durma tuşuna bastım. Ancak otobüs tamamen durmadan kapı açılınca, içimden şöföre sövmemek için zor tuttum kendimi.
Otobüs durunca atlar gibi inip adımlarımı hızlandırdım. Evlerinin önüne geldiğimde kapı açıktı. Muhtemelen İkra geldiğimi fark edip içeri geçmişti.
Ayakkabılarımı çıkarıp doğruca Çağıl'ın odasına yürüdüm. Belki de uyuyordur diye sessiz davranıyordum.
Odaya girdiğimde İkra'yı telefonla ilgilenirken, Çağıl'ı ise alnında bezle uzanırken buldum.
"Geldin mi?" dedi İkra, beni görünce ayağa kalkarak.
"Geldim ya, kör müsün?" diyerek Çağıl'ın yanına geçtim.
"Ateşi düştü mü?" diye sordum, alnındaki kurumuş bezi alıp kenara koyarken. Elimle alnına dokundum, hâlâ yanıyordu.
"Kızım bu yanıyor." Sesimi duyan Çağıl gözlerini açtı, neden orada olduğumu anlamaya çalışır gibi bana baktı.
İkra yanımıza gelip açıkladı:
"Abi bak, Su geldi."
Çağıl öksürüp hem bana hem İkra'ya baktı.
"Su neden geldi?" diye sordu.
"Sen çağırmışsın ya?" dedim şaşkınlıkla.
"Ben mi? Ne zaman?" deyip İkra'ya çevirdi bakışlarını.
"Abi sana sorduk, ne istiyorsun diye... sen de 'Su' dedin." Elimdeki bezle öylece kalakaldım.
"Kızım, salak mısın? Susadım, su istedim. Susuzluktan ölüyorum! 'Bekle' dedim diye bunu mu anladın!" deyip mızmızlanarak gözlerini kapadı.
Kaşlarımı çatıp İkra'ya döndüm, o da bana baktı.
"Şey... ben çok yanlış anlamışım ya."
Ciddileşerek elimdeki bezi yeniden ıslatmak için leğene batırdım. Ama böyle ateş düşmeyecekti.
"İkra, git sirke getir. Sirkeli su yapalım, yoksa bu ateş inmeyecek."
İkra tam kapıya yönelmişti ki, Çağıl aniden bağırdı:
"Hayır!"
Gözünden süzülen yaşlara bakakaldım.
"Ne demek hayır? Ateşin çok yüksek, düşmez böyle." dedim. İkra'ya da gitmesi için kapıyı işaret ettim.
"Sirke sevmiyorum, valla kusarım bak." deyip ağlamaya başladı.
"Sen... ağlıyor musun?"
"Hayır, gözüm yanıyor!"
Kafamı iki yana sallayıp yaklaştım. Gözlerinden süzülen yaşları sildim.
"Kalk."
Kolundan tutup nazikçe kaldırmaya çalıştım.
"Nereye?"
Kolunun altına girerken yanıt verdim:
"Duşa giriyoruz."
"Oha! Sapık! Hastalığımdan faydalanıyor. İmdat!"
Söylediğine kahkaha attım, ama onu zorla da olsa yürütmeye devam ettim.
Ateşten öyle yanıyordu ki kolunun altında ben bile terlemeye başlamıştım. Zorla da olsa banyoya kadar getirdim. Kapıyı açıp ikimizi de içeri soktum. Onu klozetin üzerine oturttum, ben de suyu açtım. Ilık hale gelene kadar elimle kontrol ettim.
İkra'ya haber vermediğimi fark edip kapıdan seslendim.
"İkra, biz duştayız!"
Duyduğunu varsayarak tekrar içeri döndüm. Çağıl gözlerini kapatmış, klozette hafifçe uyukluyordu.
"Çağıl. Üstünü çıkarmam gerekiyor."
Hiçbir şey demeden kollarını havaya kaldırdı. O kadar halsizdi ki hareketleri bile yarım yamalaktı. Tişörtünü çıkardım.
Altına baktım. Mecburen eşofmanını da çıkarmam gerekiyordu. Tıpta ayıp olmazdı.
Onu ayağa kaldırdım, eşofmanını da çıkardım. Göz temasından kaçınarak duşakabine soktum.
"Su."
Gözlerini aralayıp fısıldadı.
"Efendim?"
"Sen de gel, düşerim."
Sen bana böyle bakarken, seni nasıl reddedebilirim ki?
Sessizce kafamı sallayarak elini tuttum. Suyun altına girdim, onu da yanıma çektim. Titremeye başlayınca sarıldı. Ne yapacağımı bilemeden ben de ona sarıldım.
Dakikalarca, ateşi biraz düşene kadar suyun altında öylece kaldık.
**
bölüm sonu.
Çağıl'a kıyamam ya...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Seni Seçtim |yarı texting✓
Teen Fiction-tamamlandı.- "Bak şimdi efekt sonucunda bir sayı çıkacak ve sen bu sayı kimin forma numarasıyla denk olursa ona anonim olarak yazacaksın." Kaşlarımı çatarak ona baktım. Tam bu sırada Çağıl'ın takımından Efe basket atmıştı. Alkışladıktan sonra İkra...
