İyi okumalar!
**
Elimdeki taşı İkraların camına attıktan sonra binanın altına girerek saklandım. Ses gelmeyince dışarı çıkarak ikinci kattaki pencereye bir taş daha attım. Bu sefer çıkan yüksek sesle birlikte hızla binanın altına koşup tekrar saklandım. Şimdi de duymazsa, İkra büyük ihtimalle sağır.
Pencerenin açılma sesiyle yerimde heyecanla kıpırdandım. Yüzümde öyle bir sırıtış vardı ki, dışarıdan gören biri resmen Joker sanırdı beni.
Neden mi böyle bir şey yapıyorum? Çünkü İkra'dan almam gereken bir intikam var. O nasıl beni söverek uyandırdıysa, ben de onun sabahına renk katmak istiyorum. Hem de taşlı, gürültülü ve sinir bozucu bir sabahla!
Pencerenin kapanma sesini duyduktan sonra bir süre bekledim, sonra tekrar binanın altından çıktım. Sinirlenip bağırana kadar taş atmaya kararlıydım. Elime aldığım taşı pencereye fırlattım ama taş duvara çarptı. Cebimden başka bir taş çıkardım, bu sefer tam isabet!
Kahkahamı zor tutarak tekrar binanın altına girdim. Sırtım bina kapısına dönük, yukarıdan gelen sesleri dinlemeye çalışıyordum.
O sırada birden önümde beliren dövmeli kollar yüzünden ayağım havada kaldı.
Sanki bir korku filmindeymişim gibi yavaşça başımı çevirip kolların sahibine baktım. Kim olduğunu tahmin ediyordum ama yine de bir umut, İkra olmasını dilemiştim. Tabii o dövmeli kollarla bunu düşünmem bile saçmaydı.
Kafamı tamamen çevirdiğimde, gözlerim bir çift uykulu gözle buluştu. Sinirli gibi görünmüyordu ama yine de duvara sinmiştim.
"Şey, kolunu çekersen daha rahat konuşabiliriz sanki, ha?" diyerek sessizliği bozdum. Yoksa o, konuşacak gibi durmuyordu.
"Pencereme taş atmasan daha rahat uyuyabilirdim sanki, ha?" diye beni taklit etti. Taklitler aslını yüceltir paşam, demek isterdim ama yemedi. O kadar da iddialı değilim!
"Ben senin pencerene neden cam atayım canım?" dedim ama fark etmeden karıştırdığım kelimeler yüzünden kaşlarımı çattım. Çağıl ise gülmemek için kendini sıkıyordu.
"Pencereye cam atmak mı? Güzel aktivite, bir gün seninle yapalım," diyerek dalga geçti.
Dudaklarımı büzüp omzuna hafifçe vurdum.
"Neden dalga geçiyorsun? Dilim şey oldu..."
"Dilin ne oldu?" Gülerek benim bu şapşal hâlimi izliyordu.
"Sürttü..." dedim utanarak.
"Dilin araba mı, sürtüyor?"
"Hayır yani... Dil sür- bak hâlâ dalga geçiyorsun! Ben de gelmiş açıklıyorum işte!" diyerek tekrar omzuna vurdum. Şu an omzuna gerçekten üzüldüm.
"Kızım ne vurup duruyorsun, elin de ağır. Vura vura uykumu kaçırdın."
Açılması kesin bundan olmuştur.
"Al, vurdum." dedim ve bir kere daha vurdum. Neden vurduğumu gerçekten bilmiyorum. Gaza gelmiş olabilirim.
"Bir kere daha vur bak, ne yapıyorum." dedi ve kaşlarını yalandan çattı.
Ben de akıllanmadım tabii. Ona bir daha vurmak için elimi kaldırdım ama elim Çağıl'ın omzuna değemeden duvarla buluştu. Bileklerimi tutup duvara yasladı. Resmen onunla duvar arasında sıkışıp kalmıştım!
"Seni uyarmıştım."
Ben ne zaman uyarıları ciddiye aldım ki?
"Bırak, ısırırım." Yukarı bakmaktan boynum ağrıyordu. Neden bu çocuk biraz daha kısa değil?
"Olur, ısırsana. Neremden ısıracaksın?"
Şok olmuş şekilde yüzüne baktım. Hiç geri çekilecek gibi durmuyordu. Bir de salak gibi sırıtıyor!
"Bak ısırırım!"
"Isır," diyerek bana iyice yaklaştı. Gel gel, dibime gir!
"Çağılcığım, biraz uzaklaşır mısın? İstek değil, ihtiyaç."
Ama o, dediğimi yapmak yerine sanki imkânı varmış gibi daha da yaklaştı.
"Çüş! Üstüme çık!"
Yorgun düşmüş kafamı yeniden kaldırdım... Kaldırmaz olaydım.
Çağıl'ın yüzü burnumun ucundaydı ve... o arabada yaşadığımız yakınlaşmadan sonra bu durum bana hiç iyi gelmiyordu.
Yüzümü çevirmek istedim ama yapamıyordum. Neden bilmiyorum... Sebebi aramızdaki çekim mi, yoksa kafam mı karışık? Emin değildim.
Çağıl'ın da bakışlarının değiştiğini fark etmem uzun sürmedi. Yüzündeki sırıtış silinmişti. Yanağına tatlı bir pembe yayılmıştı. O hâline bakarken gülümsememe engel olamadım.
Kendimden bağımsız olarak boşta kalan elim havaya kalktı ve Çağıl'ın yanağına uzandı. Parmaklarım yanaklarına hafifçe dokundu, onları sevimlice sıktım. Koparacak gibi değil, sadece narin bir temas.
Bakışlarımı yanaklarından çekip gözlerine baktım. Gözleri benim gülümsememe takılı kalmış tatlı bir şekilde o da gülümsüyordu.
Tek fark onun gözleri de gülümsüyordu.
**
bölüm sonu.
bu bölümü yazarken bitmesini hiç istemedim ama uzatırsam anın büyüsünü bozarım diye korktum.
bir sonraki bölüm Çağıl'ın anlatımı olsun mu? neden ikra'nın odasında vs.
çok tatlılar ve ben çağıl'a aşığım sanırım. rüyama bile girdi biliyor musunuz? çok güzeldi, çok!
ben kafayı çağıl ile bozmadan gidiyorum. kendinize iyi bakın.
seviliyorsunuz!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Seni Seçtim |yarı texting✓
Teen Fiction-tamamlandı.- "Bak şimdi efekt sonucunda bir sayı çıkacak ve sen bu sayı kimin forma numarasıyla denk olursa ona anonim olarak yazacaksın." Kaşlarımı çatarak ona baktım. Tam bu sırada Çağıl'ın takımından Efe basket atmıştı. Alkışladıktan sonra İkra...
