altı

24.2K 1K 247
                                        

İyi okumalar!

**

Kulağımı tırmalayan telefon sesiyle gözlerimi açtım. Göz bandımı gözümden çıkarıp telefonun nerede olduğuna baktım; masamdaydı. Üzerimdeki yorganı tekmeleyerek yataktan kalktım. Arayan İkra'ydı.

"Gü—" lafımı ağzıma tıkayarak çemkirmeye başladı.

"Su! Sen saatin farkında mısın?! Neden telefonumu açmıyorsun?" Konuşması bitince telefonu kulağıma yaklaştırdım.

"Aradın ve açtım, sabah sabah ne bağırıyorsun?" Kendimi yatağa bıraktım.

"Sabah sabah mı? Saatin kaç olduğuna hiç baktın mı, canım arkadaşım?" Duvardaki saatle göz göze gelince ağzımdan ufak bir küfür kaçtı.

"Oha, bu saat doğru mu?"

"Evet, biraz daha uyusaydın akşam olacaktı." Özür dilemek için ağzımı açmıştım ki konuşmasına devam etti: "Çabuk hazırlan."

"Tamam, yarım saate ge—"

"On dakika, sadece on dakika."

"A—" Yüzüme kapatılan telefonla yataktan fırladım.

Koşarak lavaboya girdim, beş dakikada işimi halledip çıktım.

Sanki tabakhaneye bok yetiştiriyoruz, acele etmeye ne gerek var?

Saate baktığımda, saat dörte yaklaştığını gördüm. Hızlanarak sandalyenin üzerine bıraktığım kıyafetleri üzerime geçirdim. Yüzüme nemlendirici sürdükten sonra hazırdım.

Telefonumu arka cebime sıkıştırıp aynı hızla kapıya yöneldim. Evde haber verebileceğim kimse olmadığı için ayakkabılarımı da alıp dışarı çıktım.

Telefonum çaldı; kimin olduğuna bakmadan açıp kulağıma dayadım.

"Alo?" Karşıdan gelen sesle yerimde durdum. Telefonu uzaklaştırıp arayanı gördüm. İkra'ydı ama telefondaki o değildi.

Telefondan tekrar ses gelince, kulağıma yaklaştırdım.

"Alo? Orada mısın?" Konuşmam gerektiğini anlayınca cevap verdim.

"Evet, buradayım Çağıl. Şaşırdım sadece, İkra'yla konuşmayı bekliyordum."

"İkra bana telefonu verip seni almam için evden kovdu. Geldim, zaten telefonu kapatabilirsin." Dediğiyle ekrana, bir de karşımdaki arabaya baktım.

Doğal olmaya çalışarak karşıya geçtim, arabanın kapısını açıp yolcu koltuğuna yerleştim.

"Selam." Diyerek ona döndüm. Yüzünde her zaman görmeye alışkın olduğum gülümsemesi vardı.

"Emniyet kemerini tak, gidelim." Onu kafamla onaylayarak emniyet kemerine elimi attım. Ne kadar çeksem de becerememiştim.

"Olmuyor." Dedim kemeri çekerken.

"Salak mısın, Cemile?" Söylediği şeye gülmek için döndüğüm sırada, o da emniyet kemerime uzanmak için bana yaklaşmıştı.

Ben bu klişe anı yaşamak istemiyordum, Allah'ım.

Yakınımdaki yüzüne baktım. O benimle değil, kemerimle ilgileniyordu; benim tek ilgim ise onun yüzündeydi.

Yüzüne bakarken düşündüğüm tek şey, gerçekten ondan hoşlanmaya başladığım olmuştu.

**
bölüm sonu. 

kısa oldu ama diğer bölüm de bu şekilde ve bu bölümün devamı şeklinde olacak...

<3

Seni Seçtim |yarı texting✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin