İyi okumalar!
**
Çağıl'dan
Pencereden gelen sesle sarıldığım yastığı kulağıma bastırdım. Muhtemelen dolu yağıyordu.
"Sen Antalya'sın, kendine gel!"
Tekrar uyumaya çalışırken cama daha sert bir şey çarptı. Bu sefer dolu olmadığını anladım, çünkü yağmurun sesi bile yoktu.
Oflayarak yatakta doğruldum.
"Rahat bir uyku çekemeyecek miyim yani?"
Zaten İkra yüzünden bu odadaydım.
Gece uykumdan uyandırmış, odasında bir örümcek olduğunu ve en son gördüğü yerde artık olmadığını söylemişti. Sonra da beni kendi odamdan kovup kendi odasında yatmama sebep olmuştu.
Pencereyi açıp aşağı baktım, kimse yoktu. Camı kapatıp tekrar yatağa oturdum. Oturur oturmaz yine pencereye bir şey atıldı. İçimden söverek tekrar kalkıp pencereyi açtım, ama yine kimse yoktu.
Tam pencereyi kapatacakken, kapının önündeki arabanın yansımasında birini fark ettim. Demek arabayı hesaba katmamıştı.
Kendi kendine güldüğünü görünce ben de hafifçe gülümsedim. Ama ciddileşmeliydim.
"Uykumdan etti beni, daha ne!"
Önce odadan, ardından evden çıktım. Merdivenleri sessizce indim ve kapıyı aynı sessizlikle araladım.
Su, pencerenin altında, sırtı kapıya dönük şekilde bekliyordu.
"Çok yaramazsın Su, çok."
Kapıyı usulca kapattım ve Su'nun arkasına geçtim.
Tam ileri adım attığında kolumu önüne siper ettim. Hareketsiz kalınca bana dönmesini bekledim.
Kim olduğumu anladığı için bu kadar sessizdi, eminim.
Yavaşça bana döndü. Ama gerçekten yavaş.
"Korku filmi çekmiyoruz Su!"
"Şey... kolunu çekersen daha rahat konuşabiliriz sanki, ha?" diyerek konuşmayı o başlattı.
"Pencereme taş atmasan daha rahat uyuyabilirdim sanki, ha?"
Onu taklit ettim. Oda bana ait değildi belki ama orada ben yatıyordum sonuçta. Bunu onun bilmesine gerek yok.
"Ben senin pencerene neden cam atayım canım?"
Cam mı?
Yüzünün aldığı şekil ve söylediği şey öyle komikti ki kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Pencereye cam atmak mı? Güzel aktivite, bir gün birlikte yapalım."
Onunla uğraşmak hoşuma gidiyor. Bu fırsatı kaçırmam.
"Neden dalga geçiyorsun? Dilim... şey oldu."
Omzuma vurdu ve dudaklarını büzdü. Çok tatlı gözüküyordu. Bunu fark ediyor muydu acaba?
"Dilin ne oldu?"
Gülerek sordum.
"Sürttü."
Bu cevabı duyunca kendimi tutamadım, kahkaha patladı.
Kimse uyanmasın diye kendimi zor dizginliyordum.
"Dilin araba mı sürtüyor?"
"Hayır yani, dilim sü— bak hâlâ dalga geçiyorsun! Ben de gelmiş açıklama yapıyorum işte!"
Tekrar omzuma vurdu.
"Kızım ne vurup duruyorsun? Elin de ağır, uykumu vura vura kaçırdın!"
Gerçi eli ağır değildi. Tam aksine, kuş kadar hafifti. Masaj gibi.
"Al, bir daha vurdum."
Aynı yere tekrar vurdu.
Vur canım vur.
"Bir daha vur bak ne yapıyorum!"
Yalandan kaşlarımı çatarak tehdit ettim ama beni tanıyordu, ciddiye almazdı.
Yine elini kaldırınca refleksle bileğinden tuttum ve elini duvara yasladım.
Aramızda duvar vardı artık, ya da belki duvardan çok daha fazlası.
Su, bir bana bir de eline bakıyordu, aramızdaki mesafeyi ölçer gibi.
"Seni uyarmıştım."
Uyarıların hiçbir zaman işe yaramadığına eminim, ama söylemeden duramıyorum.
"Bırak, ısırırım!"
Başını kaldırarak bana baktı. Bu tehditten korkmamı mı bekliyordu?
"Olur, ısırsana. Neremden ısıracaksın?"
Bakışındaki şaşkınlığı görünce sırıtmamak elde değildi. Belki de başından beri sırıtıyorum, bilmiyorum. Zaman durmuş gibiydi.
"Bak ısırırım!"
O ısırırsa ben de ısırırım. Bu kadar basit.
"Isır."
Ona doğru biraz daha yaklaştım.
"Çağılcığım, biraz uzaklaşır mısın? İstek değil, ihtiyaç."
Dinlemedim. Hatta biraz daha yaklaştım.
"Çüş! Üstüme çık."
Kafasını kaldırınca aramızdaki mesafe tamamen kapanmıştı.
Bu kadar yakın olacağımızı ben de beklememiştim.
Yüzümdeki sırıtış yavaşça kayboldu.
Gözlerim, gözlerinde kilitlendi.
Aramızdaki çekimi ikimiz de fark ettik... ya da belki sadece ben uyduruyordum.
Yanaklarım yanmaya başlamıştı.
Utançtan değil.
Ben Su'dan utanmazdım, çekinmezdim.
O ise yanaklarıma bakarak gülümsedi.
Hoşuna gitmişti.
Hoşuma gitmişti.
Elini kaldırdığını fark ettim, ne yapacağını merakla bekledim.
Eli yanaklarıma ulaştı, usulca okşadı.
Sonra yanaklarımı sıktı.
Kalbim hızlandı.
Gülümsemesini izlerken tek düşündüğüm şey onun ne kadar tatlı güldüğüydü.
Elini yanağımdan çekeceği sırada onu tuttum.
Neden böyle bir şey yaptığımı ben de bilmiyorum.
Su, elini tutan elime baktı.
Su, inan ben de ne yaptığımı bilmiyorum.
"Hop, ne oluyor burada?"
Salak arkadaşımın sesiyle Su'dan uzaklaştım.
"Bir şey olmuyor da, senin burada ne işin var Efe?"
Ellerimi cebime attım.
Lan!
Pijamam mı?
Kafamı hızla eğip üzerime baktım.
Bugs Bunny'li pijamam bana göz kırpıyordu.
Ah anne, beni rezil ettin!
**
bölüm sonu.
Bugs Bunny'li Çağıl>>>>>
biliyorum bu bölüm bir önceki bölümle aynı oldu gibi ama daha uzun ve çağıl'ın da ne hissettiğini öğrenmemize yardımcı olan bir bölümdü.
neden ikra'nın odasında olduğunu da böylelikle öğrenmiş olduk. hangimiz ikra'yla aynı olayı yaşamadık ki?
diğer bölüm düz yazı olacak, yazabilirsem bugün atarım.
seviliyorsunuz<3
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Seni Seçtim |yarı texting✓
Teen Fiction-tamamlandı.- "Bak şimdi efekt sonucunda bir sayı çıkacak ve sen bu sayı kimin forma numarasıyla denk olursa ona anonim olarak yazacaksın." Kaşlarımı çatarak ona baktım. Tam bu sırada Çağıl'ın takımından Efe basket atmıştı. Alkışladıktan sonra İkra...
