on dört

11.9K 619 214
                                    

İyi okumalar!

**

Çağıl'dan.

Pencereden gelen ses yüzünden sarıldığım yastığı kulağıma bastırdım. Muhtemelen dolu yağıyordu. Sen Antalya'sın kendine gel!

Tekrar uyumaya çalışırken daha sert bir şey cama çarptı. Dolu olmadığına karar verdim çünkü yağmur yağdığına dair bir ses gelmiyordu.

Oflayarak yatakta doğruldum. Rahat uyku çekemeyecek miyim? İkra yüzünden zaten bu odadaydım.

Gece beni uyandırmış odasında örümcek olduğunu ve örümceğin en son olduğu yere baktığında orada olmadığını söylemişti. Odamdan beni kovarak odasında yatmama sebep olmuştu.

Pencereyi açarak aşağı baktım, kimse yoktu. Pencereyi kapatıp tekrardan yatağa oturdum. Yatağa oturmamla tekrar pencereye bir şey atılmıştı. İçimden söverek tekrar kalkıp pencereyi açtığımda yine kimse yoktu. Tam pencereyi kapatıyordum ki kapının önündeki arabanın yansımasında birisini gördüm. Arabayı hesaba katmamıştı anlaşılan. Kendi kendine güldüğünü görünce ben de gülümsemiştim. Ciddi olmam lazım, onun yüzünden uykumdan olmuştum.

İlk önce odadan daha sonra evden çıktım. Merdivenleri sessizce inerek kapıyı aynı sessizlikle açtım. Su sırtı kapıya dönük pencerenin altında bekliyordu. Çok yaramazsın Su, çok.

Kapıyı yavaşça kapatarak Su'nun arkasına geçtim. İleriye adım attığını fark ettiğim anda kolumu önüne siper ettim. Su hareketsiz bir şekilde kalınca onun bana dönmesini bekledim. Kim olduğumu anladığı için bu halde olduğunu anlamıştım.

Yavaşça bana döndü ama gerçekten çok yavaştı. Korku filmi çekmiyoruz Su!

"Şey, kolunu çekersen daha rahat konuşabiliriz sanki ha?" diyerek konuşmayı başlatan taraf o oldu.

"Pencereme taşları atmasan daha rahat uyuyabilirdim sanki ha?" diye onu taklit ettim. Oda benim değildi belki ama orada uyuyordum sonuçta. Bunu onun bilmesine gerek yok tabii.

"Ben senin pencerene neden cam atayım canım?" cam mı? Söylediği şey ve yüzünün aldığı şekil yüzünden kahkaha atmak istesem de kendimi tuttum.

"Pencereye cam atmak mı? Güzel aktivite bir gün seninle yapalım." onunla uğraşmak hoşuma gidiyor ve ben bu fırsatı kaçırmam.

"Neden dalga geçiyorsun? Dilim şey oldu." omzuma vurarak dudaklarını büzdü. Çok tatlı gözüktüğünün farkında mıydı?

"Dilin ne oldu?" gülerek onun ne diyeceğini bekledim.

"Sürttü." dedi ve bu benim tekrardan kahkaha atmamı engellememe sebep oldu. Kahkahamla kimseyi uyandırmak ve bu anın bitmesini istemiyordum.

"Dilin araba mı sürtüyor?"

"Hayır yani dilim sü- bak hâlâ dalga geçiyor. Ben de gelmiş açıklıyorum!" tekrardan omzuma vurdu.

"Kızım ne vurup duruyorsun elin de ağır zaten, vura vura uykumu kaçırdın." eli ağır değildi, kuş kadar hafifti acıtmak yerine masaj etkisi veriyordu.

"Al vurdum." diyerek aynı yere tekrar vurdu. Vur canım vur.

"Bir kere daha vur bak bakalım ne yapıyorum." yalandan kaşlarımı çatarak biraz korkutmak istemiştim ama beni tanıdığı için bunu ciddi yapmadığımı anlayacağına eminim.

Tekrar elini kaldırınca refleksle bileğinden tutarak elini duvara yasladım. Duvarla benim aramda kalmıştı. Aramızdaki mesafeyi gözleriyle ölçmek ister gibi bir bana bir de duvardaki eline bakıyordu.

"Seni uyarmıştım." uyarıları hiçbir zaman dikkate almayan birini uyarmak tam benlik bir hareket.

"Bırak ısırırım." bana bakmak için kafasını kaldırırken onun bu dediğini nasıl ciddiye alabilirim ki?

"Olur ısırsana. Neremden ısıracaksın?" bana şok olmuş şekilde bakarken sırıtmama engel olamadım. Belki de en başından sırıtıyorum bilmiyorum, hiçbir şeyin farkında değil gibiyim.

"Bak ısırırım." o beni ısırırsa ben de onu ısırırım. Bu kadar basit.

"Isır." diyerek ona biraz daha yaklaştım.

"Çağılcığım biraz uzaklaşır mısın? İstek değil ihtiyaç." onu dinlemediğimi belli etmek istercesine biraz daha yaklaştım.

"Çüş! Üstüme çık." kafasını kaldırınca aramızdaki mesafe tamamen kapanmıştı. Bu kadar yakın olmayı ben de beklemiyordum. Yüzümüzün arasındaki mesafeyi doğru ayarlayamamıştım.

Yüzümdeki sırıtış yavaş yavaş silinmiş, gözlerim gözlerinde kilitlenmişti. Aramızdaki çekimin ikimizde farkındaydık ya da ben uyduruyordum.

Yanaklarımın yanmaya başladığını hissettim. Sebebi utanç değildi, ben Su'dan utanmaz veya çekinmezdim.

Su yanaklarıma bakarak gülümsemeye başladı. Hoşuna gitmişti.

Hoşuma gitmişti.

Elinin havaya kalktığını fark ettim, merakla ne yapacağına bekledim. Elleri yanaklarımı buldu ve okşarcasına yanaklarımı sıktı. Yaptığı şey kalbimin hızlanmasına sebep oldu.

Gülümsemesine bakarken düşündüğüm tek şey çok tatlı gülümsediğiydi.

Elini yanağımdan çekeceği sırada elini tutarak buna engel oldum. Neden böyle bir şey yaptığımı bilmeden yaptım.

Su'da benim ne yaptığımı anlamak istercesine elini tutan elime baktı. Su inan ben de ne yaptığımı bilmiyorum.

"Hop, ne oluyor burada?" diyen salak arkadaşım yüzünden Su'dan uzaklaştım.

"Bir şey olmuyor da senin burada ne işin var Efe?" diyerek ellerimi pijamamın cebine soktum. Lan! Pijamam mı?

Hızla kafamı aşağı eğdim ve üzerimde bana göz kırpan Bugs Bunny'li pijamama baktım. Ah anne rezil ettin beni!

**

bölüm sonu.

Bugs Bunny'li Çağıl>>>>>

biliyorum bu bölüm bir önceki bölümle aynı oldu gibi ama daha uzun ve çağıl'ın da ne hissettiğini öğrenmemize yardımcı olan bir bölümdü.

neden ikra'nın odasında olduğunu da böylelikle öğrenmiş olduk. hangimiz ikra'yla aynı olayı yaşamadık ki?

diğer bölüm düz yazı olacak, yazabilirsem bugün atarım.

seviliyorsunuz<3

Seni Seçtim |yarı texting✓Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin