kırk bir

8.2K 476 211
                                    

İyi okumalar!

**

Çağıl ile dün yaşadığımız maceranın ardından bugün bana kimya çalıştırmasını istemiştim. Biraz zorlamış gibi olmuştum ancak koskoca beni görecekti. Çağıl ile vakit geçirmek onun gibi egolu yapmıştı beni. Gerçek bir ego değildi tabii bu.

Çantamı bulabildiğim kadar kimya notları ve test kitaplarıyla doldurmuştum. Çantanın fermuarını kapatarak onu sırtladım. Çantanın benden ağır olduğunu ve taşımayacağımı anlayınca içinden birkaç tane kitap çıkartıp çantayı tekrardan taktım. İşte şimdi olmuştu.

Odamın kapısını açarak ilk önce kafamı kapıdan dışarı çıkardım. Önce sağıma bakarak koridoru kontrol ettim, kimse yoktu. Soluma kafamı çevirdiğim anda yüzümün dibinde gördüğüm surat yüzünden ağzımdan küçük bir çığlık firar etti.

"Ya ne yapıyorsun sinsi sinsi gelmişsin dibime!" diyerek Ceren'e sesimi yükselttim.

"Neden bağırıyorsun kardeşim uyanacak." sabır dileyerek havaya baktıktan sonra yanından geçerek ayakkabılığın önünde eğildim. Ayakkabımı giyerken çantamla büyük bir savaşa girdik ve bu savaştan ben galip geldim.

"Bende seninle birlikte geleyim mi?" kaşlarım istemsizce çatılırken ona cevap verdim.

"Hayır kütüphaneye gideceğim." kapının kolunu aşağı indirip açılan kapıdan çıktım.

"Çağıl gelecek mi?" onun ne alaka olduğunu çözmeye çalışırken cevap verdim.

"Hayır o burada değil de... Çağıl ne alaka?"

"Bilirsin ya birbirimizi seviyoruz. Uzun zamandır onu görmedim özledim, o da beni özlemiştir. Sahi, sana hiç beni soruyor mu?"

"Hayır." diyerek kapıyı çekerek yüzüne kapattım. Sabah sabah söyleyeceklerini duymak istemediğim için o kapıyı tekrardan açmadan merdivenlerden indim. Kurtulmuştum.

Apartmandan çıkarak hızla arka sokaktaki otobüs durağına yürümeye başladım. Bu saatte durağın kalabalık olacağını düşünmüyordum çünkü ne okul saatiydi ne de iş saatiydi. Yaşlıların olduğunu da düşünmüyorum çünkü ne hikmetse okul ya da iş çıkış saatinde otobüste oluyorlar.

Durağa geldiğimde kolumdaki saate baktım. Otobüsün gelmesine dakikalar kalmıştı. Nefesimi dışarı vererek omzumdan aşağı kayan çantamın askısını yukarı çektim. Arkamı dönerek durağın arkasındaki mağazanın vitrininden yansıyan görüntüme baktım. Sıradan bir görünüme sahiptim. Yorgun bakışlara sahip gözlerim ve Güneş vurunca sarıya çalan açık kumral saçlarım vardı. Hızlk yürüdüğüm için dağılan saçlarımı parmaklarımı tarak niyetine kullanarak taradım, insana benzemiştim. Üzerimde gözlerimi gezdirdim bu kez. Gri eşofmanımın üzerine bana bol gelen beyaz tişörtümü giymiştim. Ayağımda ise üzerimdeki tek renk olan kırmızı Converse vardı.  Evet, oldukça sıradandım.

Oflayarak sırtımı mağazanın vitrinine döndüm. İleriye doğru baktığımda binmem gereken otobüsün yaklaştığını gördüm. Elimi durması için havaya kaldırdım. Beni gören otobüs şöforu otobüsü yavaşlattı. Tam önümde duran otobüse bindikten sonra Çağıl'ın dediği şey aklıma geldi. "Şoföre söyle hızlı sürsün."

"Hızlı sür kaptan!" diyerek şoförün penceresine vurdum.

"Ne diyorsun kardeşim?" dedikten sonra yaptığım şeyin farkına varmıştım.

"Pardon abi arkadaşlarla sosyal deney çekiyorduk."

Cevap vermesini beklemeden koşarak otobüsün en arka kısmına geçtim. Otobüs boş olduğu için yer bulup oturabilmiştim. Yaşlı teyzelerim ve amcalarım bu saatte neredesiniz?

Seni Seçtim |yarı texting✓Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin