⚘otuz altı

8K 524 31
                                    

yayımlanma tarihi: 28 temmuz, 2021

Hayatımı bir saniyede altüst edebilecek bir kelime olduğunu hiç düşünmezdim; özellikle bu kelimenin kendi dudaklarımdan dökülebileceğini de... Kendi kuyusunu kazmak bu olsa gerekti. Üstelik her şey düzeltebilecekmiş gibi kuyuya da atlamıştım.

"Hareket edecek misin kızım?" diyen asabi ses beni kendime getirdi. Duymak istediğim son sesti herhalde Chalsea'ninki.

Yemek alma sırasının bana geldiğini geç fark ettim ve fark etmemle birlikte vazgeçmem de aynı anda oldu. Sanırım bir şeyler yiyemeyecektim. Sıradan çıktım ve yürümeye başladım. Hayatımda ilk defa derslere katılmak istemiyordum ama okulla ilgili her şeyi takip eden babam sayesinde bu, günümü daha da berbat ederdi. Dayanmak zorundaydım. Üstelik kendimi bu hale getiren yine kendimdim.

Dennis ile Thomas'ın ilişkisine en ufak zarar dahi vermek istemiyordum. Her şey böyle daha iyi olurdu. Tamam, Thomas'la birbirimizden hoşlanıyorduk ama bunu atlatmak özellikle onun için uzun sürmezdi. Böylece en başından beri olması gerektiği gibi, yabancılar olarak evde yaşar ve okulumuzu bitirirdik.

Gerçi boğazımdaki yumruyu daha ne kadar süre aşağı itebileceğimi bilmiyordum.

"Akşam parti veriyorum." Chalsea'nin yanımdaki sesini dıyduğumda irkildim. Ardından da dediğini anladım, şaşkınlıkla kalakaldım. "Merak etme, bir şeyler planlamadım. Bir barış teklifi olarak düşün, değerlendirip değerlendirmemek sana kalmış. Numaran bende yok ama yerini kime sorsan söyler."

Başka bir şey söylemeden onu birkaç adım ileride bekleyen kız arkadaşlarının yanına gitti.

Okulda ve eve geldiğimde de Thomas'ı hiç görmedim. Zaten o gün konuştuğum tek kişi Rosalinda oldu. Moralimin bozuk olduğunu anlayınca sormaya yeltendi ama hemen konuyu değiştirdim. "Chalsea beni partisine davet etti."

"Ne?" diye şaşırarak kameraya yaklaştı. "Ne planlıyormuş acaba sürtük?"

"Barış teklifi olduğunu söyledi."

"Lütfen git ve bana onu pataklamak için bir neden ver. Mesela sana laf mı etti? Hemen geleyim." Yavaşça gülümsedim. "Hey, ciddiyim. Derdi neymiş öğrenmek lazım."

"Bir derdi yok, cidden. Teklif ederken gözlerinde beliren o her zamanki şeytani pırıltıdan eser yoktu. Sanırım o da hayatını değiştiriyor."

"O da? Başka kim yapıyor bunu acaba?"

Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Partiye hazırlanayım en iyisi. Hım, saat on iki. Başlamıştır herhalde, değil mi?"

Rosalinda ufak oyunuma uyum sağlayarak kocaman, hesap sormak isteyen iğneli bir gülümseme bahşetti bana. "Öyle olsun, Bell. Bu gidişle pataklayacağım kişi sen olabilirsin."

"Belki de Theodore'u pataklamalısın." derken kulaklarım kızardı.

Rosalinda'nın ağzı ardına kadar açıldı, ardından kahkaha attı. Kahkahası zorlama değildi ama sonlara doğru sesi biraz kısılmıştı. "Thomas sana yarıyor."

Yüzümün düşmesini son anda bastırarak onunla vedalaştım. Laptopun kapağını kapattım ve yatakta geriye yaslandım. Gözlerimi sımsıkı kapatarak derin bir nefes aldım. Partiye elbette gitmeyecektim, ne işim olurdu ki?

Soğuk bir şeyler içmek amacıyla mutfağa girdiğimde Dennis'i gördüm. Dudaklarımı içeriden ısırmaya başladım ve özür dileyip dilememek arasında gidip geldim ama Dennis beni gördüğünde surat asmadı, aksine, hafifçe tebessüm etti. Ardından suratımı biraz inceledi ve tebessümü duraksadı. "İyi misin?"

masum ve yasakHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin