BÖLÜM 19

8.9K 802 33
                                    

      Artık tüylü canavarların bölgesinin başlangıcını belirleyen sis kapısına gelmiştik. Melanie'ye dönerek:         

       "Bu sis perdesini geçince tüylü canavarların bölgesine girmiş olacağız. Çok dikkatli olmamız lazım." dedim. Mel onaylarcasına başını salladı.                                                

       Sis perdesini geçer geçmez sol tarafa, yani büyük beyaz reisin yuvasına doğru gardımı aldım. Ancak kraterde en ufak bir hareket görünmüyordu. Diğer yuvalarda da hiçbir kıpırdanma yoktu. Demek ki işimi çok iyi yapmıştım. Bir an için bottan inip kumların üzerine "Carol buradaydı!" yazmak istedim. Ama şımarıklığın         lüzumu yoktu, tedbiri elden bırakmamalıydım.                                           

       Sağdaki ve soldaki kraterlerden gözümü ayırmadan ilerlemeye devam ederken Melanie'nin çığlığı ile yerimden zıplayıp hemen arkama döndüm. Tüylü yaratıklardan biri saldırmış olmalıydı.                                                     

       "Mel, ne oldu?!"                                                

       "Şu karşıdakiler Simon ve Matthew değil mi?"            

       Boşuna telaş etmiştim. Gözlerimi devirerek kıyıya doğru baktım. İki kafadar bizi görmüşlerdi ve el kol hareketleri yaparak çılgınlar gibi bağırıyorlardı:                              

        "Yaşasın döndüler, Carol başardı!"                  

       Tüylü canavarların bölgesini kazasız belasız geçerek emniyetli bölgeye ulaştık. Kıyı sadece on metre uzağımızdaydı. Birazdan Matt ve Simon'un yanında olacaktık. Hatta… Üzerinde!                                                         

       Matt ve Simon'un gözleri, botun son hızla üzerlerine doğru geldiğini fark ettiklerinde korku ve panikle faltaşı gibi açıldı. Hızlıca arkama döndüm ve bağırdım:    

       "Mel, kolu hemen yukarı kaldır!"                      

   "Ama sen hareketlerin çok sakin olmalı demiştin. Bu bir çelişki değil mi?"                                                   

       "Başlatma çelişkine, yap şunu hemen!"             

       Havada uçarken Melanie'nin uyarısına kulak vermem gerektiğini anlamıştım; ama çok geçti. Mel kolu hızlıca yukarıya çekince bot ani olarak fren yapmış ve oluşan ivme nedeniyle ayakta olduğum ve bir yerlere tutunamadığım için beni üzerinden atmıştı.                           

       Bu kez iki kafadarın çığlıklarında sevinçten eser yoktu, daha çok korku ve şaşkınlık vardı.             

       "Carol yavaşla, bize çarpacaksın!"                                

       Sanki bunu ben bilmiyor muydum? Ayrıca kendimi durdurabiliyor olsam da bunu yapmazdım zaten çünkü düşeceğim nokta oldukça eğlenceli görünüyordu.               

       "Kafanıza takmayın beyler, bu Carol'da alışkanlık haline gelmiş sanırım. Çok özlediği zaman böyle yapıyor, beni de aynı şekilde karşılamıştı." dedi Melanie, önündeki çarpışma sahnesine acıyan gözlerle bakarak.         

   "Carol, eğer özlemini giderdiysen üzerimizden inebilir misin?  Tam gideremediysen de daha sonra devam edelim çünkü boğulmak üzereyim." dedi Simon. Sesi çok derinlerden geliyormuş gibiydi.                                                         

       "Özür dilerim çocuklar, istemeden oldu." diye cevap verdim, bir yandan da doğrulmaya çalışarak. Benden sonra Matthew ve Simon da ayağa kalkarak üzerlerini silkelediler.

   "Beyler, ben Melanie'nin yanındayken herhangi bir gelişme oldu mu?"                                                         

       "Hayır." diye cevapladı Matthew. "Biz sadece merakla sizi bekledik, kayda değer hiçbir şey olmadı."        

       "Hey millet!" diye bağırdı Mel. "Ekranımdaki 'Keira' ikonu yanıp sönmeye başladı, ne demek oluyor bu? Üstelik rengi de kırmızıya dönüştü."                        

  Matthew: "Evet, benimki de ikaz vermeye başladı." dedi.                                                      

           Simon: "Benimki de!" dedi ve devam etti.       

         "Carol, sende durum nasıl?"                                 

       Melanie'nin Keira'dan bahsettiği o anda, bütün dünya üzerime yıkılacak gibi olmuştu. Sanki vücudumdaki bütün kan beynime   hücum etmeye başlamıştı. Kafam patlayacak gibiydi. Keira'yla yaşadıklarımız, paylaştığımız bütün anılar, gözümün önünden sırayla geçiyordu. Bunun bir oyun olduğunu bildiğim halde, Keira'yı kaybetmenin düşüncesi bile dayanılmazdı. Kelimeler boğazımda düğümlendi, güçlükle cevap verdim:                                   

        "Bende de aynı…"                                                        

   "Peki, Carol, ne demek oluyor bu?" diye sordu Melanie büyük bir merakla.                                                  

       "Keira büyük tehlikede demek… Şöyle anlatayım: Hani satrançta oyunun birkaç hamle sonra biteceğinin netleştiği bir pozisyon oluşur. Eğer kazanan yanlış bir hamle yapmazsa diğerinin yenilgisi kaçınılmazdır.                       

       Keira şu anda ya savaşıyor ya da kısa süre sonra savaşacak. Ama ne yazık ki kazanamayacak… Yani bir şeyler yanlış gidiyor."                                                           

SAKLANANLARHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin