BÖLÜM 44

6.7K 694 37
                                    

Annem kısa bir duraksamadan sonra söze girdi, o da Keira'nın bu çıkışına şaşırmıştı:

"Tepkinizi gayet iyi anlıyoruz çocuklar. Son derece haklısınız da... Ama bütün yaptıklarımız sizi korumak içindi. Şimdi size bütün bilmek istediklerinizi anlatacağız. Gerçekleri öğrendiğinizde bize hak vereceksiniz."

"Peki ya arkadaşlarımız? Ne oldu onlara?" diye merakla sordu Ariel.

"Onlar için endişelenmenize gerek yok. En azından şu aşamada... Bitkiler arkadaşlarınızı 'Yabancı' ve 'Tehdit' olarak algıladıkları için savunma mekanizmalarını başlangıç seviyesinde alarm durumuna geçirdiler. Şu anda arkadaşlarınızın beyin dalgalarını analiz ederek tehdidin boyutunu anlamaya çalışıyorlar."

"Peki, acı çekiyorlar mı?" diye sordum anneme.

"Hayır, halüsinasyon görüyorlar sadece."

"Ne kadar süre böyle kalacaklar?"

"Epeyce uzun bir süre... Ama siz istediğiniz zaman bu işlemi bilgisayardan sonlandırabilirsiniz. Gizli klasörlerin içinde gerektiğinde sizin kullanabilmeniz için 'Kontrol' isimli bir dosya yerleştirdim. Orada bu işlemi yapabilmeniz için gerekli bütün bilgiler var.

Aslında, bitkileri kontrol etmek için bilgisayara ihtiyacınız yok. Özel yeteneklerimiz sayesinde bunu beyin gücümüzle yapabiliyoruz, bunu siz de zamanla öğreneceksiniz. Zaten bilgisayarın yaptığı da, hazırladığım yazılımı kullanarak komutları onların anlayabilecekleri dilde, yani elektromanyetik dalga olarak yansıtmaktan başka bir şey değil."

Keira annemin ilk başta söylediği bir cümleye takılmıştı.

"Peki, endişelenmemizi gerektiren durum nedir?"

"Aslında sizin değil de, tehdit olarak algıladıkları varlıkların endişelenmesi gerekiyor. Mesela; orada trans durumunda olanlardan birisi arkadaşınız değil de gerçekten düşman olsaydı, şu anda kafasını tutarak kendisini acı içinde sağa sola savuruyor olurdu.

Bitkilerin gönderdikleri bu elektromanyetik dalgalar bazen o kadar şiddetlidir ki; beynin felç olmasına, hatta yere düşen karpuzgibi parçalanmasına neden olabilir."

"Sizi neden koruyamadılar o zaman?" diye sordu Aden kuşkulu bir ifadeyle.

"Eğer tehdit unsuru olan varlığın beyin gücü çok üstün bir seviyede ise ve bu gücü kullanmayı, düşüncelerini ve beyin dalgalarını kontrol etmeyi biliyorsa o sayede bitkilere bir süre direnmiş olabilir. Bu da ona amacına ulaşabilmek için zaman kazandırmıştır haliyle.

Bir de, buradaki bitkiler benim orijinallerinden türetip yetiştirmeye çalıştıklarım. Ne da olsa asılları kadar etkili olamıyorlar."

"Bu orijinal olanlar nerede peki?"

"Mahzene indiğinizde göreceksiniz. Bu da orada size hiçbir şey zarar veremez demek oluyor. Ayrıca, kafanızdaki bütün soruların cevaplarını da yine mahzende bulacaksınız."

Annem bunları anlatırken babam da yüz ifadelerimizden tepkimizi ölçmeye çalışıyordu. Bakışlarımızdaki soru işaretlerinin sayısı oldukça fazla olmalıydı ki, her şeyi baştan anlatmanın daha iyi olacağına karar verdi.

       "Dinleyin çocuklar; ikinci bir evrenin var olup olmadığı, son zamanlarda uzay bilimcilerin en çok tartıştığı konulardan biri oldu.Bu konuda bilim adamları iki gruba ayrıldılar: Birinci grup, evrenin zaten sonsuz büyüklükte olduğunu ve başka bir alternatifinin olmadığını iddia ederken; ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyordu. Yani başka bir evrenin var olabileceğini...

İnsanların beyin sınırlarını çok zorlasa da, haklı olan ikinci gruptu, yani başka bir evren daha vardı... Ancak ironik olan şu ki; haklı olduklarını kanıtlamaları asla mümkün olmayacaktı. Çünkü bu evreni keşfetmelerinin tek yolu solucanı bulmaktı, yani kara deliklerden birinin içinde gizli olan geçiş tünelini... Fakat ne yazık ki, onu bulmak için kullanmaları gereken karmaşık teknolojiyi üretmeye yetecek zeka seviyesine sahip değildiler. Aslında solucan tünelinin varlığından bile haberleri yoktu ve zaten fiziki yapıları da bu tünelden geçmeye uygun değildi."

"Peki, bütün bunları siz nereden biliyorsunuz?" diye sordu Aden şüpheyle. Aslında, bu soru hepimizin kafasında belirmişti ama sormaya korkmuştuk.

"Biliyoruz; çünkü çok uzun zaman önce o tüneli kullanarak bu evrene geçtik." dedi babam. "Yani annen, ben ve Hercules..."

Babam bu son cümleyi söyledikten sonra kısa bir süre duraksadı. Söylediği şeyleri hazmetmemiz için zaman tanıyor gibiydi.Normal şartlarda, ailesinin uzaylı olduğunu öğrenen bir çocuğun aşırı bir şekilde tepki göstermesi gerekirdi. Ama Aden, Keira, Ariel ve ben; yani hepimiz son derece sakindik. Sanırım bu dünyaya ait olmadığımızı zaten bir şekilde hissediyorduk. Babamın yaptığı,bu hisleri tanımlamaktan başka bir şey değildi. Bizden herhangi bir tepki ya da soru gelmeyince sözlerine devam etti.

"Evet, çocuklar, yaşadığımız ve bildiğimiz evrene alternatif bir başka evren, hatta evrenler var. Bulunduğumuz evrenin sırları bile dünyadaki bilim insanlarının beyin sınırlarını zorlarken, birden fazla evrenin var olduğu gerçeğinin ortaya çıkması, nasıl bir kaosa yol açardı bir düşünün... O nedenle insanların bütün bu gerçekleri tabii bir süreçte öğrenmelerinin daha doğru olacağına karar verdik. Aksini yapsaydık, yani ortaya çıkıp bildiklerimizi açıklasaydık bütün dengeleri bozmuş olurduk.

Ancak tamamen de sessiz kalmadık. Onlara hissettirmeden pek çok bilgi ve formüle kolayca ulaşmalarını sağladık. Bu sayede modern ve teknolojik binaları, köprüleri, yolları yaptılar. Ulaşım araçlarını; otomobili, uçağı, tren ve gemileri icat ettiler. Aya gittiler...Tıp alanında birçok amansız hastalığın tedavisini buldular. İlaçları ve aşıları geliştirdiler. Alternatif enerji kaynaklarını kullanmayı öğrendiler. Bilgisayar ve iletişim teknolojilerini kullanarak her şeyi yapabileceklerini anladılar ve bunları da hep bizim yardımımızla başardılar...''

"Dur bir dakika!" dedi Keira. "Bu anlattığınız gelişmeler yüzlerce yılı kapsayan bir zaman dilimi demek. Neredeyse..."

Babam Keira'nın sözünü tamamladı:

"Evet, bin beş yüz yıldan fazla bir süreçten bahsediyoruz."

Keira'nın gözleri faltaşı gibi açılmıştı:

"Mayalar..." dedi fısıltıyla.

Babam onaylayan bir ifadeyle başını salladı: "Doğru ama endişelenmeyin, o kadar yaşlı değiliz. Dünyayı bu son gelişimizden önce keşif görevi için defalarca ziyaret etmiştik. Kara delik içindeki solucan tünellerinden ışık hızından çok daha büyük bir hızla geçmek gerekiyor ve bunu her yaptığımızda da dünyadaki zamanı onlarca yıl ileriye gitmiş olarak buluyoruz. Yani, boyut değiştirirken bir anda farklı bir zaman dilimine de geçmiş oluyoruz." dedi. Daha sonra anneme dönerek:

"Sen devam etmek ister misin?" diye sordu nazikçe. Bunun üzerine annem anlatmaya başladı.


Yazar Notu: Nasıl buldunuz? Bundan sonraki bölüm çok daha açıklayıcı ve uzun olacak, beğenip yorum yapmayı unutmayın, görüşmek üzere :)

SAKLANANLARHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin