Genç omega sabahın erken sayılabilecek bir saatinde kalkmış kahvaltıya gelecek arkadaşı için hazırlıklara başlamıştı. Dün gece, ikizi ile konuştuktan sonra tabii ki en yakın arkadaşını arayıp heyecanla anlatmıştı olanları. Olayların kritiğini kahvaltı masasına bırakacaklardı, en sevdikleri şeydi uzun uzun oturup lezzetli şeyler yerken konuşmak.
Sarışın alfa aldığı kokulara uyanarak güne güzel başladığını düşünüyordu. Yüzünü yıkayıp aşağı indiğinde Felix'in hazırlamakta olduğu kahvaltı masasını görmüştü. Uzun bir ıslıkla kardeşinin dikkatini çektiğinde poğaçalara uzattığı eline tokat yedi. "Ah, neden vuruyorsun ya?"
"Jisung gelecek daha, ellemesene!"
"Niye o gelmeden yasak mı?"
"Sen öyle de düşünebilirsin."
"Ya ama bir tane alsaydım Lixie~" Sevimlice büzdüğü dudaklarıyla ikizini kandırabileceğini düşünmüştü.
"Tanrım! O numaralarını Jeongin'e sakla lütfen. Mutfaktan birkaç parça taşırsan bir poğaçayı hak edebilirsin."
İki kardeş bahçeden mutfak kapısına yürüyorlarken telefonu çaldı alfanın. "Minho hyung arıyor."
"Onu da davet etsene. Sonra siz bir şeyler yiyip gidersiniz. Ben de Ji'm ile yalnız kalırım."
Hyunjin, kardeşine cevap vermeden telefonunu açtı. "Efendim hyung." Felix, kulağını dayayıp duymaya çalışsada kardeşine göre daha kısa olan bedeni buna izin vermedi. Parmak uçlarına çıkmış ama yine olmamıştı. Sarışın alfa bu sevimli görüntüye kıkırdıyordu. "Tamam hyung, bekliyoruz." Henüz telefonu kulağından çekmişti ki kardeşi konuşmaya başladı.
"Ne dedi? Ne dedi?"
"Zaten birlikte geliyorlarmış. Sonra Chan hyungun yanına geçeceğiz." İkizine göz kırptı. "Planın tam istediğin gibi gitti anlayacağın."
Felix, Chan'dan sonrasını dinlememişti bile. "Neden ki? Bir şey mi olmuş?"
Mutfak tezgahında duran kahvaltılıkları tepsiye diziyordu alfa, "Hyung ile her gün görüşüyoruz, sanki bilmiyorsun." Hala huysuzdu bu konuda.
"Aman iyi ya. Sormayacağım artık sana." Omega omuzlarını silkip hazırlanmış tepsiye uzandı. "Yardım da istemiyorum. Yok sana poğaça falan."
"Ne demek yok? Lixie, hadi ama. Jisung geldiğinde de mi yok?"
"I-ıhm yok işte." Küçük omega, ikizini süründürmeye bayılıyordu.
Hyunjin omuzlarını düşürdü, "Chan hyung gelse de mi yok?"
Omega heyecanla ikizine döndü. "Çağırır mısın gerçekten? Hem en sevdiği poğaçalardan yaptım zaten."
Sarışın alfa kafasını iki yana sallayarak kollarını göğsünde birleştirdi. Küçük bir çocuk gibi yerinde tepinecekti, az kalmıştı. "Bu poğaçalar benim de en sevdiğim." Felix elindeki tepsiyi masaya bırakıp kardeşine döndü.
"Jinnie~" İkizinden pas alamayınca beline sarıldı. Kafasını alfanın göğsüne ve göğsünde bağlı olan kollarına yasladı. "Sen sevdiğin için yaptım zaten." Sarışın alfa omuzlarını silkti.
"Beni kandırıyorsun."
"Hayır. Hem kahvaltıya gelmeyecekti, niye onun için yapayım?"
"Benimle gönderirdin." Evet, bunu yapardı genç omega. Aşık olduğu adamın sevdiği şeyleri yaptığında mutlaka ona yedirirdi bir şekilde. Ama şu anda kocaman bir bebeği vardı, bunu kabul edemezdi. O da kolay olanı yaptı, inkar etti.
"Jisung gelmeden üç tane yemene izin verirsem bana inanır mısın?" Hyunjin anında kollarını açıp kardeşinin sarılmasına karşılık verdi.
"Dört olsa."
"Şımarıyorsun." Küçük elleriyle göğsüne vurdu alfanın.
"Hayır, sen yanlış anladın. Jeongin'im gelemiyor diye onun yerine de yiyeyim demiştim sadece."
Felix gözlerini devirdi. "Kesin öyledir." Ardından ikizinin kollarının arasından çıktı. "Hadi ara hyungu."
Bu sefer göz devirme sırası alfanındı. "Aman iyi. Çok çaldırmam yalnız baştan anlaşalım." Felix, sevdiği adamın telefonu tek seferde açacağından emin değildi. Yine de onayladı. Alfa, çok yorucu bir işmiş gibi yavaş yavaş hareket ettiriyordu parmağını telefon ekranında. Kulağına götürüp karşı tarafın açmasını beklemeye başladı.
İlk çalışta açılan telefonla ofladı. "Ah, hyung selam." Felix gözlerini şirince Hyunjin'e dikmiş bekliyordu. Alfa bu sevimli görüntüye sinir olmuştu, kıskanıyordu işte ne yapsındı? Arkasını döndü. "Hyung, Minho hyung ve Jisung kahvaltıya geliyor da. Sen de gelmek ister misin diyecektim. Tabii zorunda değilsin. Görüşeceğiz zaten." Ağzından çıkan kelimelerin bitmesiyle sırtında küçük bir yumruk hissetti, omeganın göremeyeceğini biliyordu ancak yine de gözlerini devirdi. "Tamam hyung, görüşürüz."
Hyunjin henüz telefonu kapatmıştı ki Felix yerinde zıplamaya başladı, "Ne dedi? Ne dedi? Geliyor muymuş?"
Alfa sarı uzun saçlarını parmaklarıyla geriye doğru taradı. "Birazdan burada olurmuş."
"Gerçekten mi?"
Arkasından gelen sesle irkildi omega, "Ney gerçekten mi?" Bahçenin çit kapısından el ele giren çifte gülümsedi ikizler.
"Hoş geldin hyung!" Felix cıvıl cıvıl selamlamanın ardından can dostuna sarıldı, "Sen de hoş geldin Ji'm!"
Minho sevgilisi ile sarılan küçük omegaya baktı, "Ah Felix, ne kadar şanslı olduğunu biliyor musun?"
Felix, şaşkınlıkla geri çekilmişti. "Nasıl yani hyung?"
"Han Ji'me sarılıyor, üstüne bir de sahiplik eki kullanıyorsun ama ben senin yaşamana hala izin veriyorum. Şanslısın."
Jisung sevgilisinin elini kavrarken boşta kalan eliyle de ufak bir yumruk savurmayı ihmal etmedi. "Masaya geçelim artık, çok açım."
"Geçelim ama hyung gelene kadar bekleyeceğiz." Felix arkalarından seslenmişti.
Sekiz kişilik yuvarlak masanın yarısını çevreliyorlardı. Minho acıkmıştı, homurdandı, "Daha neyi bekliyoruz? En azından kahve içseydik. Fincanlar niye boş, kahve termosta mı yaşamak istiyormuş?"
Hyunjin büyüğüne katıldığını belirtircesine kafa sallamıştı. "Zaten benim daha onlar gelmeden yiyebileceğim haklarım vardı. Onları niye kaybettim ben şimdi?"
Felix ise kaşlarını çatmış iki alfaya bakıyordu. "Chan hyung gelene kadar kimse dokunmayacak diyorum, bu kadar basit." Kelimeler en büyüklerini hoşnut etmemiş olacaktı ki sevgilisine dönüp mızıklanmaya başladığında Jisung, sevgilisinin çenesinden öpmüştü. Aslında daha doğrusu üç dört dakika sessiz kalabilmesi için sus payı veriyordu.
Felix eline yaslanmış, bir gün sevdiği adamla böyle olabileceği düşüncesiyle yüzüne ne ara yerleştiğini bilmediği gülümseme eşliğinde izliyordu karşısındaki çifti. Hyunjin, ikizinin bakışlarındaki anlamları elbette okumuştu. Yüzünü büzüştürüp aksi yöne çevirdi kafasını. Bahçe girişinde gördüğü adamla ifadesi değişmişti. Gülümsedi. Minho da fark ettiği beden ile konuşmaya başladı. "Oh, hyung. Nerede kaldın ya?"
Chan elindeki paketi sallarken masaya yürüyordu. "Kruvasan aldım, yeni çıkmış." Ardından herkesle göz teması kurduğundan emin olarak selamladı genç arkadaşlarını.
Hyunjin sevinçle pakete sarılıp açtığında hayal kırıklığına uğramıştı. "Ama bademli bunlar."
Çilli omega, derin bir nefes alıp kruvasanların kokusuna ulaştığında cıvıldamıştı. "En sevdiğim." Fazla tepki verdiğini fark ettiğinde toparlanmış, daha sakin bir sesle konuşmuştu. "Teşekkürler hyung." Ayaklanıp paketi ikizinden kaptı. "Ben bunları servis edeyim."
Aynı anda masada bir sandalye sesi daha duyulmuştu. "Ben de yardım edeyim Lix."
"Yok, sen içecekleri doldur Ji, ben hemen geliyorum." Koşar adımlarla mutfağa girdiğinde dolaptan yuvarlak bir servis tabağı almış elindeki paketi büyük bir gülümseme eşliğinde tekrar açmıştı. Acaba, biliyor muydu, Felix'in favorisi olduğunu? Küçük omega bunları düşünürken kırdığı kruvasanın yarısını ağzına atmıştı. Dudakları arasında sıkıştırdığı yiyecek onu özel hissettiriyordu. Gerçi, Chan onun yanında sadece nefes alsa bile özel hissediyordu Felix. Elindeki tabakla bahçeye çıktığında Hyunjin ağzındaki poğaça ile bağırmıştı.
"Kruvasan yiyorsun, bana Chan hyung gelene kadar izin vermemiştin."
Minho, ikiz alfanın omzunu kavramıştı. "Bana da."
Felix ısırdığı lokmayı yuttuğunda kaşlarını çatmıştı. Gözlerini kendisini izleyen adama da değdirmeden edememişti. "Hey, ağzınızda yemek varken benim ihanet ettiğimi mi düşünüyorsunuz?"
Hyunjin poğaçanın diğer yarısını da ağzına tıkıp cevapladı. "Ya içeride benden önce ısırık aldıysan o zaman asıl hain sen oluyorsun."
Felix elindeki tabağı masanın üzerine bıraktı. "Chan hyung geldiğinde yediğime göre ben sözümü tuttum bence."
Hyunjin ise omuz silkip yeni bir poğaçayı daha midesine indirmişti. "Ben de tuttum o zaman, sonuçta Chan hyung burada."
Felix kafasını iki yana sallarken diğerlerine seslenmişti, "Hyunjin hepsini bitirmeden tabaklarınıza alın en iyisi." Tabağı ise Chan'e doğru ittirmeyi ihmal etmemişti.
Bunu fark eden Jisung sırıtarak arkadaşına bakıyordu. "Masanın öbür köşesine koymuşsun, nasıl alalım?"
Felix o an düşünüyordu da, bu masaya bu insanları toplamak gerçekten doğru bir karar mıydı?
Chan önünde duran poğaçalar herkese dağıtmış ardından kendi tabağına almıştı. Isırdığı poğaça ağzında lezzet patlamasına yol açıyordu. "Felix, eğer bir pastanen ya da fırının olsaydı kesinlikle müdavimin olurdum."
Felix, sevdiği adamdan aldığı iltifat ile kızaran yanaklarının çok fark edilmemesini umdu. "Ne zaman istersen yapabilirim hyung. Kolay zaten."
Minho, çilli omeganın dediklerine kaşlarını çatmıştı. "Kolay mı?" Sevgilisine döndü. "Hayatım, kolay ise sen neden yapamıyorsun?" Jisung elindeki yarım poğaçayı sevgilisinin ağzına doldurmuştu.
"Sus Minho." Jisung, mutfakta pek başarılı değildi. Ayrıca alfasının onun için hazırladığı yemekleri yemek daha tatlı geliyordu.
Hyunjin tüm bu konuşmalar arasında Felix'in eline gelen her şeyi Chan hyunga doğru ittirdiğini görmüştü. Masa birazdan sola yatabilirdi ağırlığından. Kendi önünden uçan reçelleri gördüğünde ofladı. Masanın altından kardeşinin ayağına vuruyordu.
Felix, bir şey olmamış gibi gülümseyerek ikizine baktı. Sevimlice sordu.
"Sana ballı tereyağlı ekmek yapayım mı Jinnie?"
--
Selam! Final haftama girdiğim için bölüm sıklığı hakkında söz veremiyorum ancak yazabildiğim sürece atacağımdan emin olabilirsiniz.
Ayrıca bu güzel ilginiz için de çok teşekkür ederim, söylemeden geçemem bunu :')
Diğer bölüm görüşmek üzere, sizi seviyorum! 💖