Felix elindeki tülleri incelerken bir yandan da arkadaşına lafını dinletmeye çalışıyordu. "Küçük kurtçuk yeşil senin düğününün kahramanıydı. Hayır, yeşil kullanmayacağım."
"Çifte düğün yapamadık, onun yerine aynı konsepti yapsak ne olur Lixie ama~" Felix, arkadaşından çıkan sevimli sese göz devirdi.
"Ben Minho hyung değilim. Yemem bu numaraları şeytan."
Jisung omuzlarını sıkıp indirerek ofladı. "Senin içine Chan hyung kaçmış, ruhsuz seni." Çilli genç gözlerini arkadaşına dikip kısık gözlerle baktı. Jisung yasaklı kelimeyi kullanmasıyla dilini ısırmıştı. "Tamam tamam. Özür dilerim, alfa bozuntusunun ismini almak yok ağzımıza."
"Abartma, alfa bozuntusu da değil. Sadece kızgınlıktaki duygu değişimlerimden habersizdi ve odunluk yaptı biraz." Baş ve işaret parmağı arasında minik bir boşluk bıraktı. "Hatta birazcık."
Jisung gözlerini devirip arkadaşının taklidini yaptı, ardından ekledi. "Sonuçta bozuk alfa."
Felix sırtını rahat deri koltukta geri yaslayıp elindeki rengarenk tül yığınını arkadaşına fırlattı. "Ben senin alfan hakkında böyle mi konuşuyorum?"
Jisung üstündeki tüllerden kurtulup omzunda toz varmış gibi silkelemişti. "Minho'm ağzınıza laf vermeyecek kadar mükemmel bir alfa ise ben ne yapabilirim?"
Minik omega telefonunun boş ekranına bir kez daha baktı. Birkaç gündür sıkça gelmeye başlamış olan aramanın bugün hiç gelmemiş olması germişti kendisini. Geçen günlerde Minho hyungu ile Chan'ın buluştuğundan yanındaki arkadaşı sayesinde haberdardı ancak içerik hakkında ikisinin de bilgisi yoktu. O gecenin ertesi günündeyse alfa, Felix'i müsait olup olmadığına dair ufak bir sorgulamayla kahve içme adı altında dışarı çıkarmıştı.
Chan, önünde beklediği evin kapısının açılmasıyla birlikte indi arabasından. Felix arabaya yaslanmış alfaya doğru yürürken sakinleştirmeye çalışıyordu kendini. Hormonları ile savaş verirken Chan'a ansızın davranışlarının değişmiş olduğunu yeni yeni fark etmişti.
Alfanın yaslandığı yerden doğrulmasıyla Felix de adımlarını durdurup karşı karşıya kaldığı büyüğüne gülümsedi. "Nasılsın Felix?"
"İyiyim, sen? Yoğun bir gün müydü?"
Chan, Felix'in kendisi ile iletişim kurmaya çalışmasıyla rahatça nefeslenerek gülümsedi. Onun yanında garip hissetmek ya da hissettirmek gibi şeyleri istemiyordu.
Felix, ön koltuğa yerleştikten sonra Chan'ın da arabaya binmesini beklerken kemerini taktı. Büyük olan da aynı hareketi tekrarladığında arabayı çalıştırıp sokaktan ana caddeye sürdü. "Nereye geçelim?"
"Aklımda bir yer yok. Senin var mı?"
"Geçen yıl kapanan hamburgercinin yerine bir kafe açılmış, denemek ister misin orayı? İçerisi iyi görünüyordu."
Felix, gözlerini araba kullanan alfaya çevirdi. Tek kolu baldırı üzerinde dururken diğer eliyle direksiyonu kavramış, bir manzara olmuştu. Sessiz bir nefes alıp aşık olduğu adamın yüzüne çıkardı bakışlarını. "Siyah mıydı?"
Chan kaşlarını çatarak Felix'e anlık bir bakış atıp yola döndü. "Anlamadım."
"Kafe diyorum, siyah mıydı? Beğendiğine göre kesin öyleydi."
Alfanın az önceki sert duruşu kaybolmuş, kıkırdamıştı. "Ah, evet. Doğru tahmin."
Felix içinden geçirdi, tahmin değil sadece gerçeklere dayandım sevgilim, sen siyah seversin ve ben de seni. Düşüncelerini seslendirmek yerine o da gülümsedi. "Deneyelim o zaman."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ikigai | chanlix
FanfictionLider alfa olmak için yetiştirilen genç kurt, her şeyi tamamlamıştı. Bütün bilgi birikime, örf ve adetlere hakimdi. Sadece tek bir şeyi eksikti; kendine ait bir omega.
