Changbin arabanın arka koltuğundaki açılmamış suya uzandı. Seungmin'in sakinleşmesiyle suyu kucağına bırakıp daha sakince konuşabilecekleri bir yere gitmek üzere hastanenin otoparkından çıkarmıştı arabayı.
Şimdi çok insanın bulunmadığı daha çok ağaçlık olan bir yerde ikisi arabanın içinde oturuyorlardı. Seungmin alışkanlıkla elini torpidoya götürüp açmış, peçeteyi eliyle koymuş gibi bulmuştu. Bazı alışkanlıklar değişmiyordu.
Changbin gencin hareketlerini dikkatle izliyor tekrar tekrar hafızasına kazıyordu. Dudaklarını araladığında ne diyeceğini bilemeyip tekrar kapattı.
Seungmin yüzünü kurulayıp önündeki şişeden birkaç yudum su almıştı. Changbin'in bakışlarını yüzünde hissediyordu. "Tamam. İyiyim." dedi çatlamış sesiyle, "Konuşabiliriz." diye devam etti.
"Neler oluyor Seungmin?"
Genç alfa nereden başlayacağını bilemiyordu. Gözleri su şişesini ezen ellerinde takıldı. "Bin." diye mırıldandı nefes verirken.
"Anlat bana." Changbin, alfanın kalbindeki ağırlığı paylaşmak istiyordu.
"Sana yalan söyledim. Özür dilerim, biliyorum. Nefret edersin yalandan ama.. Ama söylemem gerekti işte." Seungmin gözlerini anlık olarak sevdiği adama çevirip tekrar önüne döndü. Gözlerindeki hayal kırıklığına hazır değildi.
"Ne demek istiyorsun?" Changbin derin bir nefes aldı. Gencin elindeki şişeye uzanıp arka koltuğa fırlatmıştı. "Seungmin, bana bak."
"Ne kadar çok kullanıyorsun tam ismimi." Kendi kendine mırıldanmıştı genç. İki elini kenetlemiş boğumları beyazlayacak kadar sıkıyordu parmaklarını. "Ben gitmeden.. Gitmeden birkaç gün önce ofisine gelmiştim, hatırlıyor musun?" Changbin, Seungmin'in çenesine uzanıp kendisine çevirdi. Bakışları buluştuğunda kafasını salladı belli belirsiz, devam etmesi için. "O gün, ben gittikten sonra Bayan Seo geldi mi yanına?"
Changbin annesinin alakasını anlayamamışken daha da kafası karışmıştı. Bayan Seo mu? Bunca zaman annesi Bang kardeşler için Chaeweon teyzeydi annesi. Yine de bir şey demedi. "Gelmedi de ne alaka?"
"Ben o gün odadan çıktıktan sonra odanın dışında onunla karşılaştım." Dudaklarını ıslattı Seungmin. "Seni ziyarete gelmişti." Bakışları kendisini dikkatle dinleyen alfayla buluştu. "Odadan önce bir kilit sesi duyuluyor ardından da oğlunun en yakın arkadaşının kardeşi çıkıyordu. Hemde daha yeni seviştim ifadesiyle. Boynunda yeni yer edinmiş kızarıklıklar da diğer tarafı tabii işin." "En iyi sen bilirsin. Çok dikkatli kadındır. Bir şeyleri fark etmesi kaçınılmazdı." Ara ara kısa bir süre sessizleşip düzgün cümleler seçmeye çalışıyordu, Changbin de bunun farkındaydı elbette.
"O gün sadece selamlaştık ancak ben diken gibi batan bakışlarını yanından geçip asansöre binene kadar sürekli üzerimde hissettim." Changbin gözlerini gencin yüzünde gezdirdi. Seungmin ise tekrardan o anları yaşıyormuşçasına boş bakışlarda Changbin'in omzunun üzerinden dışarıya bakıyordu. "Çok değil, birkaç gün sonra.. Telefonuma arama düştüğünde anlamıştım. Ciddi bir konuşma beni bekliyordu." "Benimle kahve içmek istiyordu ve ben ilk defa sana o zaman yalan attım." Sesi cümlenin sonuna doğru kısılmıştı. "Sen benimle yemek yemek istemiş; restoranda yer ayırtmıştın."
Changbin nefesinin boğazında tıkandığını hissetti. Seungmin eğer o yemeğe gelseydi, Changbin ona seçtiği yüzüğü verecek ve ciddi olduklarını göstererek çıkacaktı Bang ailesinin karşısına. Ailenin ortanca oğlu gibi değil de damat adayı olarak gidecekti o eve. "Ertelemek istemiştin yemeği." diye fısıldadı. Daha önceden üniversite arkadaşları ile buluşma ayarladıklarını vazgeçemeyeceğini söylemişti ona genç. Changbin hayal kırıklığına uğrasa da onaylamıştı alfayı o akşam, daha çok vakitleri olduğunu düşünüyordu neticede.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ikigai | chanlix
FanfictionLider alfa olmak için yetiştirilen genç kurt, her şeyi tamamlamıştı. Bütün bilgi birikime, örf ve adetlere hakimdi. Sadece tek bir şeyi eksikti; kendine ait bir omega.
