10. BÖLÜM: "KARANLIK"

62.9K 4.3K 3.6K
                                    

Giryan Akat'ın ruhuna hazır olun. İlk defa kendini gösteriyor.
Ve profilimden SAİR'e bakmayı unutmayın.

RED - Lie To Me
Sleep Dealer - Nozomi

Gördüğüm kabusun etkisiyle nefes nefese bir şekilde uyandığımda, yatağın sol tarafındaki boşluk anında gözüme çarptı. Gözlerimi ovuştararak yatağın yanındaki komodine uzandım, hava karanlıktı ve içeriyi sadece penceredeki ay ışığı aydınlatıyordu.

Bu yüzden telefonu elime almam oldukça uzun sürdü. Elimle telefonu yoklarken sonunda parmaklarıma dokunan soğuk metalle birlikte telefonu çektim ve kilit açma tuşuna baktım. Ekran anında aydınlandığında bunun benim telefonum olmadığını fark etmiştim.

Duvar kağıdında motorunun resmi vardı, motorlara gerçekten de bağlı olmalıydı. Saat sabah beşti. Telefonu esneyerek yerine bırakırken ayağa kalkarak sarsak adımlarla merdivenlerden aşağı indim.

Dolkan koltukta neredeyse düşmek üzere gibi uyuyordu, Egehan'ın horlamasının gürültüsü ise biraz olsun kaybolmamıştı. Sanki rüyasında biri onu öldürüyormuş da bu hormalalar onun yardım çığlığıymış gibi şiddetleri asla azalmıyordu.

Bir bardağa su doldurduğum sırada bakışlarım evin içinde dolanıyordu. Giryan burada da değildi, odada da değildi. Banyonun ışığının kapalı olduğuna dikkat etmiştim, mutfakta da olamazdı. Geriye tek bir seçenek kalıyordu, öteki odadaydı. Bunu anlamıştım ancak neden orada olduğunu anlayamamıştım.

Benimle uyumak onu rahatsız mı etmişti?

Bu düşünce omuzlarımın çökmesine ve dudaklarımın bükülmesine sebep oldu. İçimdeki Gece bana bir küfür savurdu, şimdi de bir bebek gibi mi davranacaktım? Uyumak istemiyorsa uyumazdı, değil mi?

"Sen de mi sürekli uyanıyorsun?"

Gelen sesle beraber olduğum yerde sıçradım. Kabul, çabuk ürken biriydim. Dolkan yattığı koltukta duruşunu düzeltmişti, artık sırt üstü değil de yüz üstü yatıyordu ve yeşil gözleri alaycı bir şekilde bana bakıyordu.

"Aynen," diye mırıldanıp kalan suyu da içtikten sonra su bardağını mutfak tezgahına koydum. Koltuktan kalkmış ve sarsak adımlarla mutfağa doğru yürümeye başlamıştı. Altında siyah bir eşofman altı vardı. Üstünde ise hiçbir şey yoktu.

"Hiç kendine burada ne işim var diye soruyor musun?" dedi bir su bardağına su doldururken. Bu sorusu karşısında afallamıştım. Bardağı eline aldığında mutfak tezgahına yaslandı. "Neden polislerden kaçıyorum diye sormadın mı hiç kendine?"

"Ne demek istediğini anlayamadım?" dedim şüpheli bir sesle. Bardaktaki suyu kafasına diktikten sonra bardağı tezgaha bıraktı ve tekrardan bana döndü.

"Sadece şunu söylüyorum," dedi. "Başına gelebilecekleri farkındasın, değil mi? Onun nasıl biri olduğunu? Bu işin sonunda başına bir şey gelirse onu suçlamanı istemem." Duraksadı. "Bulaştığın işin boyutlarını farkında olman gerek."

"Farkındayım," diye yalan söyledim. Farkında değildim. Üstüne düşünmüyordum ve tamamen aptallık yapıyordum. Birazcık duraklasam ve soluklansam böyle bir şey yapmayacaktım belki ancak ben kendime bu fırsatı tanımadan ona sürüklenip duruyordum.

"Yani tüm bu suçlar, dökülen kanlar, saçılan zehirler senin için bir sorun teşkil etmiyor mu?" Yeşil gözleri ciddiyetle beni izliyordu. "Böyle olduğunu düşünmüyorum."

"Bir sorun teşkil etmediğini söylemedim," dedim sert bir şekilde. Üstüme geliyorsa ben de zırhımı kuşanırdım, kural bu kadar basitti. "Giryan'dan uzak durmamı falan mı istiyorsun?"

AHVEBHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin