9. BÖLÜM: "ÇATLAKLAR"

72.7K 4.3K 7.6K
                                    


NF - Mansion

Su ısıtıcısının sesi kulaklarımda çınlamaya başladığında, esneyerek fişi prizden çektim ve sıcak suyu az önce kahve döktüğüm gri kupaya döktüm.

Başım çatlıyordu  Gerçekten, hayatımda daha önce hiç bu kadar belirgin bir baş ağrısı yaşamamıştım. Hala alkolün vücudumda yarattığı etkileri aşamamıştım anlaşılan. Sabaha karşı, Giryan'ın göğsünde uyuduğumu hatırlıyordum. Sabah kalktığımda ise üst kattaki yatak odalarından birindeydim. Üzerimde geceki kıyafetlerim vardı. Gerçekten aşırı kötü kokmuştu tulumum. Sanırım dün gece epey bir kusmuştum.

Üzerime onun kazaklarından bir tane geçirmiştim. Siyah uzun boğazlı kazak, neredeyse dizlerime kadar uzanıyordu. Ev zaten soğuk olduğundan, beni sıcak tutması da işime gelmişti.

Gri kupayı elime alarak odada bulunan tek koltuğa doğru ilerledim. Bir televizyon vardı ancak televizyonu açmayı es geçtim. Sehpanın üstünde bir kitap vardı. Kitabın ismi Nietzsche Ağladığında'ydı. Kitabın ismini tabi ki duymuştum, bir psikolojik kurgu romanı olduğunu biliyordum ancak okumamıştım. Giryan'ın kitapları bu derece sevmesi bana hala garip geliyordu, onun hakkında her şey öyleydi.

Kitabın rastgele bir sayfasını açtığımda, üsünde dumanı tüten sütlü kahvemden bir yudum aldım. Sayfada bir paragrafın altını çizmişti. Ben kitapların altını çizmeye kıyamayan birisiydim. O yüzden kitapların altını çizen insanlar bana aşırı tuhaf geliyorlardı. O ise yalnızca altını çizmemişti, kitapta bir iz bırakmak istiyormuş gibi hatta kitabı incitmek, ona zarar vermek istiyormuş gibi sayfayı karalamıştı. Öyle ki sayfa yırtılmak üzereydi. Ayrıca kitap çok esk bir baskı olduğundan, çok çabuk yıpranmıştı. Bunu yaparken nasıl gözüktüğünü gözümün önünde canlandırmaktan kendimi alıkoyamadım.

Altını karaladığı paragrafta şunlar yazılıydı: "Hiçbir şey her şey demektir! Güçlenmek istiyorsan, önce köklerini hiçliğin derinlerine gömmeli ve en yalnız yalnızlığınla yüz yüze gelmeyi öğrenmelisin."

Bir an bu paragraf beni ürküttü. Ürküten şey paragrafın derinliklerinde gizlenen mesaj değildi, beni ürküten şey bu mesajın Giryan'ın zihninde ne anlama çıktığıydı. Artık okurken ne hissetmişse, kitapta bir cinayet işlemiş gibi sayfaya kanlı parmak izlerini bırakmıştı.

Giryan... Farklıydı. İnsanların uzak durması gerektiğini anlayabileceği türden birisiydi. Onun bariz özgüveninde, bariz kendini beğenmişliğinde normal olmayan bir şeyler vardı. Önceleri, sadece insanları ezmek için böyle olduğunu sanıyordum. Şimdi insanları kendinden uzak tutmak istediği için böyle olduğunu düşünmek üzereydim. Tabi ki konu o olunca hiçbir şeyden tam olarak emin olamazdınız, o bütün sayfaları yırtılmış bir kitaptı.

Neden burada olduğumu bilmiyordum. Gerçekten birkaç gündür ne yaptığımı bilmiyordum zaten. Hayatıma resmen bodoslama girmişti, belki de onun hayatına bu şekilde giren bendim. Tek anladığım, ondan uzaklaşmayı başaramadığımdı. O polisten kaçarken yanındaydım. Bir suçlunun yanındaydım ve işlediği suçları bilmeme rağmen sesimi çıkartmıyordum. Neden yaptığımı bilmiyordum, sadece yapıyordum işte ve dün geceden sonra anladığım tek şey ne kadar çabalasam da bu saatten sonra ondan uzak duramayacak olmamdı.

"Daha önce çok meraklı olduğunu sana söyleyen olmuş muydu?"

Gelen sesiyle beraber kafamı kitaptan kaldırdım ve ona baktım. Altında gri bir eşofman vardı, üstü ise çıplaktı. Göğsü dövmelerle kaplıydı ancak en çok göze çarpan kesinlikle köprücük kemiğinin altındaki romen rakamlarıydı. Neyin tarihi olduğunu bilmiyordum, klasikleşmiş bir dövme olsa da yazı stili çok güzeldi ve ona gerçekten yakışıyordu.

AHVEBHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin