Detayla Randevu

By moonheadx

308K 10.2K 459

Onun olmak ateşten bir gömleği giymek gibiydi. Ve ben bu gömleğin düğmelerini sıkıca kapatmış, iyice bedenimi... More

Detayla Randevu - Giriş
Detayla Randevu - Bölüm 1
Detayla Randevu - Bölüm 2
Detayla Randevu - Bölüm 3
Detayla Randevu - Bölüm 4
Detayla Randevu - Bölüm 5
Detayla Randevu - Bölüm 6
Detayla Randevu - Bölüm 7
Detayla Randevu - Bölüm 8
Detayla Randevu - Bölüm 9
Detayla Randevu - Bölüm 10
Detayla Randevu - Bölüm 11
Detayla Randevu - Bölüm 12
Detayla Randevu - Bölüm 13
Detayla Randevu - Bölüm 14
Detayla Randevu - Bölüm 15
Detayla Randevu - Bölüm 16
Detayla Randevu - Bölüm 17
Detayla Randevu - Bölüm 18
Detayla Randevu - Bölüm 19
Detayla Randevu - Bölüm 20
Detayla Randevu - Bölüm 21
Detayla Randevu - Bölüm 22
Detayla Randevu - Bölüm 23
Detayla Randevu - Bölüm 24
Detayla Randevu - Bölüm 25
Detayla Randevu - Bölüm 26
Detayla Randevu - Bölüm 27
Detayla Randevu - Bölüm 28
Detayla Randevu - Bölüm 29
Detayla Randevu - Bölüm 30
Detayla Randevu - Bölüm 31
Detayla Randevu - Bölüm 32
Detayla Randevu - Bölüm 33
Detayla Randevu - Bölüm 34
Detayla Randevu - Bölüm 35
Detayla Randevu - Bölüm 36
Detayla Randevu - Bölüm 37
Detayla Randevu - Bölüm 38
Detayla Randevu - Bölüm 39
Detayla Randevu - Bölüm 40
Detayla Randevu - Bölüm 41
Detayla Randevu - Bölüm 42
Detayla Randevu - Bölüm 43
Detayla Randevu - Bölüm 44
Detayla Randevu - Bölüm 45
Detayla Randevu - Bölüm 46
Detayla Randevu - Bölüm 47
Detayla Randevu - Bölüm 48
Detayla Randevu - Bölüm 49
Detayla Randevu - Bölüm 50
Detayla Randevu - Bölüm 51
Detayla Randevu - Bölüm 52
Detayla Randevu - Bölüm 53
Detayla Randevu - Bölüm 54
Detayla Randevu - Bölüm 55
Detayla Randevu - Bölüm 56
Detayla Randevu - Bölüm 57
Detayla Randevu - Bölüm 58
Detayla Randevu - Bölüm 59
Detayla Randevu - Bölüm 60
Detayla Randevu - Bölüm 61
Detayla Randevu - Bölüm 62
Detayla Randevu - Bölüm 63
Detayla Randevu - Bölüm 64
Detayla Randevu - Bölüm 65
Detayla Randevu - Bölüm 66
Detayla Randevu - Bölüm 67
Detayla Randevu - Bölüm 68
Detayla Randevu - Bölüm 69
Detayla Randevu - Bölüm 70
Detayla Randevu - Bölüm 71
Detayla Randevu - Bölüm 72
Detayla Randevu - Bölüm 73
Detayla Randevu | Bölüm 74
Detayla Randevu - Bölüm 75
Detayla Randevu - Bölüm 76
Detayla Randevu - Bölüm 77
Detayla Randevu - Bölüm 78
Detayla Randevu - Bölüm 79
Detayla Randevu - Bölüm 80
Detayla Randevu - Bölüm 82
Detayla Randevu - Bölüm 83
Detayla Randevu - Bölüm 84
Detayla Randevu - Bölüm 85
Detayla Randevu - Bölüm 86
Detayla Randevu - Bölüm 87
Detayla Randevu - Bölüm 88
Detayla Randevu - Bölüm 89
Detayla Randevu - Bölüm 90
Detayla Randevu - Bölüm 91
Detayla Randevu - Bölüm 92
Detayla Randevu - Bölüm 93
Detayla Randevu - Bölüm 94
Detayla Randevu - Bölüm 95
Detayla Randevu - Bölüm 96
Detayla Randevu - Bölüm 97
Detayla Randevu - Bölüm 98
Detayla Randevu - Bölüm 99
Detayla Randevu - Bölüm 100 (FİNAL)
SONSÖZ & BİLGİLENDİRME
✨DETAYLA RANDEVU - 300 BİN OKUNMA ✨
İKİZ BEDENLER 🔥| YENİ ÇALIŞMA

Detayla Randevu - Bölüm 81

2.2K 103 18
By moonheadx

EBA

"Hayır!" diye bağırdım gözlerimi sımsıkı kapatıp gerçekliğe ulaşmak için çırpınarak. "Hayır, şimdi olmaz." Hızlı nefesler alıp verirken odaklanmaya çalıştım. Kendimi toparlayacak, çöktüğüm yerden kalkıp yatağımın üzerindeki ceketimi giyecek, ardından bu lanet olası odadan çıkıp ona gidecektim. Eğer yanımda olursa kendimi daha iyi hissedeceğimi biliyordum.
Bir başka derin nefes daha aldım. Sıcaklık hala üzerimdeydi. Kendimi bir buhar odasındaymış gibi hissediyordum. O nemli, yoğun sıcaklık yine vücudumu bulmuştu. Saç diplerimin ıslandığını fark ettim. Ama aldırmamalıydım. Düşünmemeliydim. Ben iyiydim. Birazdan ona gidecektim ve her şey düzelecekti. Bana o sıcacık gülen gözleriyle bakacaktı ve gücümü tekrar kazanacaktım. Sadece ayağa kalkmalıydım. Sadece ayağa kalkmam gerekiyordu. Sonra buradan defolup giderdim.
"O elindeki de ne öyle?"
Ama gözlerimi açtığımda tepemde bana alayla bakan zehir gibi yeşil gözlerle karşılaşmıştım. Omuzlarından aşağıya dökülen kızıl-kahve saçları bile zehir gibi görünüyordu. Bakışı, duruşu, dudaklarından hiç silinmeyen o kıpkırmızı ruj.. Hepsi beynimi bir mengene gibi sıkıştırıyordu. Beni yine bulmuştu.
Tekrar gözlerimi kapatıp sağ elimdeki yüzük kutusunu sıktım. Bunun olmasına izin veremezdim. Beni tekrar delirtmesine izin veremezdim.
"Birine evlenme teklifi mi edeceksin?" diye sordu neşeli sesiyle. "Hadi ama, bana fikrimi sorabilirsin. Bir bakayım." Ardından hiç zorlanmadan sımsıkı tuttuğum yüzük kutusunu elimden çekip aldı. Yatağımın kenarında bacak bacak üstüne atıp kutuyu açarken burnumdan soluyordum. Saçlarını elime dolayıp başını binlerce kez masanın sivri ucuna vurmak istiyordum. Bunun nasıl bir his olduğunu anlatamazdım bile. Karşımdaki Bella'ydı, ona zarar gelmesini istemiyor oluşumu ülkenin diğer ucundakiler bile bilirdi ama bunu, bu zehirli yılanı ortadan ikiye ayırmak istiyordum. Çünkü beni delirtiyordu.
"Beyaz altından yapılmış değersiz bir yüzük," dedi burnunu kıvırarak. Yüzüğü parmakları arasında öylesine tutuyordu. Ardından bana döndü. "Çok mu aradın bunu? Eminim çarşıya çıksam yirmi dolara tıpatıp aynısını bulabilirim. Neyse," Başını çevirip elindeki yüzüğe baktı. "..güle güle yüzük. Huzur içinde yat." Ve yüzüğü odanın diğer köşesine, pencerenin önüne doğru fırlattı. Yüzük, döne döne en sonunda yatağımın altına girip durmuştu. Bunu göremesem de duyabiliyordum. Metalin parkelerde çıkardığı kulak tırmalayıcı sesini ve her döndüğünde etrafında oluşturduğu hava akımını.. İnleyerek başımı dizime yasladım. Lanet olasıca şey beni yine güçsüz bırakıyordu.

"Biliyor musun? Sen bir salaksın." İşte yine başlıyorduk. İşte yine beni kışkırtmaya çalışacak, ardından bütün gece yerlerde sürünmemi sağlayacaktı. Lanet olası kadın bunu her seferinde başarıyordu. Ama ona izin veremezdim. Bu gece olmazdı. Göz ucuyla kolumdaki saate baktım. 11:20. Hala zamanım vardı. Nereden geldiğini bilmediğim bir hızla ayağa fırladım ve ter damlalarının sırtımdan aşağıya doğru kaymasını umursamadan yatağın üzerine bıraktığı yüzük kutusunu kaptım. Öbür tarafa geçip fırlattığı yüzüğü ararken diğer her şeyi gibi olan zehirli sesi beynimi didik didik ediyordu.
"Bebeğim, ben ciddiyim. Sen tam bir salaksın. Çırpınıp battığın yerden çıkmaya çalışıyorsun, bunu anlıyorum. Ama şunu bilmiyorsun." Yatağın altındaki yüzüğü bulduğumda derin bir nefes aldım. Güçlü olmalıydım. Onun sesini bastırmalıydım. Onu duymamalıydım. "Sen çoktan boğuldun."
Ona cevap vermemek, onunla konuşmamak için dirensem de sinirle konuştum. "Nefes aldığım sürece varım." Bir yandan da yüzüğü kutusuna yerleştirmeye çalışıyordum. Ortamdaki hava darlığı ve yoğunluk başımın zonklamasına sebep oluyordu. Bir an önce çıkıp gitmek istediğimden acele ediyor, ellerimin titremesine engel olamıyor ve yüzüğü bir türlü yerine sokamıyordum.
"Nefes aldığını sanıyorsun." dedi inatla. Gözlerim istemsizce ona kaymıştı. Zehir yeşili gözleri gözlerimin tam içindeydi. Söyledikleri harfi harfine beynime kazınıyordu. "Yaşamıyorsun bile. Normal değilsin. Günden güne tükeniyorsun. Zamanın azalıyor. Bazen nefes almak istiyorsun ama tek yaptığın kendini kandırmak." Tatlı tatlı gülümsedi. "Ve beni tekrar oyununa alet etmek istiyorsun. Beni tekrar kırmak istiyorsun." "Hayır," dedim kalp çarpıntılarım arasında. Söylediği tüm o şeyler kafamın içinde dönüp duruyordu. Yaşamıyorsun. Normal değilsin. Zamanın azalıyor. Yaşamıyorsun. "Ben sadece yanlışları düzeltmeye çalışıyorum."
"Buna izin vermeyeceğim." dedi üzerine basa basa. Gözleri koyu bir yeşile dönmüştü. "Beni tekrar parçalamana izin vermeyeceğim."
"Sen gerçek değilsin." Gözlerinin içine bakıp kendi kendime tekrar ettim. "Bir hayalden ibaretsin. Asıl yaşamayan sensin. Seni dinleyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun, sürtük." Nefes alış verişlerim sıklaştı. Bakışları git gide daha da korkunç bir hal alıyordu ve ondan korkuyordum. Bana yapabileceklerinden korkuyordum. Eğer geçen seferki gibi başımı dakikalarca suyun içinde tutmaya kalkarsa bu sefer buna dayanabileceğimi sanmıyordum çünkü bu seferki çok güçlüydü. Etrafımın sarıldığını hissedebiliyordum. Bedenim yanıyordu. Boğazım kupkuruydu. Aklımdan bir sürü şey geçiyordu. Resmen düşünceler havuzunda sürükleniyordum ve beynimin benden izinsiz istediği gibi hareket etmesi beni yoruyordu. Sanki metrelerce koşmuşum, ama daha önümde kilometrelerce yol varmış gibi hissediyordum. Yutkundum ve yatağın üzerindeki ceketime uzandım. Hala kontrol elimdeyken, hala ayakta durabiliyorken kaçmalıydım. Yoksa asla bir şansım olmayacaktı.
Hızla kapıya doğru atıldım ve kapının kulpunu hızla kendime doğru çevirdim. Açılmamıştı. Bir kez daha denedim. Sonra bir kez daha. Her seferinde daha fazla baskı yapıyordum ama kapı onu hırsla tekmelediğimde bile açılmadı. Sanki kapının arkasına tuğlalardan bir engel örülmüştü. Buraya kıstırılmıştım.
"Bana bak seni ucube," Kolumdan tutup beni sertçe kapıya doğru itti ve yüzünü bana yaklaştırdı. Gözlerim sadece tek bir eliyle tuttuğu koluma kaydığında nefesimi tuttum. Parmaklarının altındaki tenim mosmor olmuştu. Morluğun git gide yukarılara doğru çıktığını görünce dehşete düşmüştüm. Onu iterek kurtulmaya çalıştım ama bir yararı yoktu. "O minicik aklınla bir şeylerin peşindesin ama beni asla geri alamayacağını sen de biliyorsun. Seni asla eskisi gibi sevmeyeceğim, sana asla eskisi gibi bakmayacağım, sana asla güvenmeyeceğim. Her gün acaba beni ne zaman terk edeceksin diye bekleyeceğim ama seni bir daha asla öyle sevmeyeceğim anladın mı?" Nefret dolu gözlerine bakmak istemesem de görüyordum. Beni huzurlu hissettiren yeşil gözlerinde hiç bitmeyecekmiş gibi duran bir nefret vardı. O nefretin beni iliklerime kadar titrettiğini, ardından hızla başımı döndürdüğünü hissettim. Düşmemek için kapının kulpuna tutunmak zorunda kalmıştım. Aklımda, hala bir yerlerde karşımdaki Bella'nın gerçek olmadığını, bana bunları söylemediğini bilsem de, yine de delirmiştim. Aklımın ele geçirilmiş olan büyük bir bölümü buna inanıyordu. Bu yüzden gözlerimin yaşlarla dolmasına engel olamadım. Bunlar o an kaldıramayacağım kadar gerçek geliyordu.
"Ne o? Yalnız kalmaya devam edeceğin için çok mu üzüldün?" Kolumu sertçe serbest bıraktı. Onun da gözlerinin dolu dolu olduğunu görebiliyordum. "Aslında bu güzel. Hissedebildiğini bilmiyordum." Ah, hem de öyle bir hissediyordum ki. "Boşuna çabalama, Edward. Beni de kendinle birlikte boğamayacaksın. O aptal yüzüğünü de geri istemiyorum. Ne düşünüyordun ki? Seni hala eskisi gibi sevdiğimi ve körü körüne bağlı olduğumu falan mı? Aptal." Burnumu çekmeye çalışırken gözlerimde biriken damlalardan biri aşağıya kaydı. "Umurumda bile değilsin."

Sustum. Ne söyleyeceğimi bulmaya çalışıyordum. Aslında sanki buzların arasında yatıyormuşum gibi titreyip durmasam söyleyecek bir şeyler bulmak daha kolay olurdu. Böyleyken yapamıyordum. Tişörtüm her zamanki gibi sırtıma yapışmıştı, pantolonum da bacaklarıma. İçimde gittikçe yükselen, beni bunaltan bir ateş hissediyordum. Ateş birçok şey yapıyordu. Nefesimi kesiyor, konuşmamı engelliyor, beynimdeki yaşamama değer anıları, hisleri, düşünceleri yakıyor, kül ediyordu. Saç diplerimin alev aldığını sanıyordum. Avuçlarımdan fışkıran ateşin bir gün beni yakacağını, en sonunda beni bile kül edeceğini düşünüyordum. Delirmek böyle bir şey olmalıydı. Mavi örtülü yatağın ucunun alev aldığını, ardından alevlerin yatağın tamamını kapladığını görmekti. Odanın birden bire cehenneme dönüşünü izlemek ve kapıyla onun arasında sıkışıp kalmaktan başka bir şey yapamıyor olmaktı. Kaçmak isteyip de kaçamamak ya da ölmek isteyip de ölememekti. Beynim ölmediği sürece ben de buradaydım. O pes etmediği sürece ben de pes edemezdim. Seçme şansım yoktu. Ama öyle bir şansım olsaydı bile, yaşamayı seçerdim. Hala beynimin bir kısmı bunların hayal olduğunu biliyordu. Bunlar bittikten sonra nefes nefese sığındığım yerden kalkarak buz gibi suyun altında oturacağımı biliyordu. Buna tutunmalıydım.
Oda cayır cayır yanarken, alevler buraya doğru gelmeye başlarken yutkundum ve elimde kalan o minicik gerçekliğe tutunmaya çalıştım. Pes etmeyecektim. Yaşamayı seçecektim.
"Sen gerçek değilsin." diye fısıldadım. Sesimi güçlendirmeye çalışıyordum. "Gitmem gereken bir yer var ve beni burada tutamayacaksın. İstersen evi uzaya uçur. Umurumda değil. Beni kısıtlamana izin vermeyeceğim."
"Sen hiçbir şeysin, Edward. Savaşacak durumda değilsin. Hem farkında değil misin.." Anaç bir şekilde gülümseyerek saatimin takılı olduğu kolumu kaldırarak gözümün önüne getirdi. Gözlerim akrep ve yelkovana takılı kalmıştı.
1:35
"..çoktan kaybettin."
...

BBA
"Gelmedi." dedim Elaine'in cevap bekleyen gözlerine boş boş bakarken. Ardından kolumdaki çantayı kapının kenarına bırakıp içeri geçtim. Dışarının soğuğundan sonra içerideki sıcaklığı hissetmek iyi gelmişti. Ama gözlerimin yanışını veya kalbimin acıyışını engelleyecek bir şey yoktu.
Orada saatlerce beklemiştim. Altımdaki bankın sert tahtası bacaklarımı uyuşturduğunda ya da güvenlikten sorumlu Jason eve gitmemi söylediğinde bile beklemeye devam etmiştim. Beklerken tepemdeki limon ağacının kokusunu içime çekip kendi kendime hayaller kurmuştum. Kalbim durmadan çarpıyor, içimdeki heyecanı dışarı vurmak istiyordu. Kollarımı kendi etrafımda sarmış, sadece beklemiştim. Her ne kadar kötü günler geçirmiş olsak da bunların sona ereceğine inanmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştim çünkü. Ya da onun tek bir sözüne hiç sorgulamadan inanmaktan vazgeçmemiştim. O benim için ayıcıklı pijamalarım gibiydi. Yanında güvende ve huzurlu hissediyordum. Özgür olabiliyordum. Kendim olabiliyordum. Mutlu olabiliyordum. Bu yüzden onu beklerken aklımdan en ufak bir şüphe bile geçmemişti. Evet, zamanında kırılmış ve ona güvenemeyeceğimi düşünmüştüm. Ama, hadi ordan, bunun imkansız olduğunu herkes bilirdi. Ona hala güveniyordum. Onu hala seviyordum. Ve gelmeyişinin üzerinden saatler geçmiş olsa da, hala bir şekilde geleceğini düşünüyordum.
"Onu aradın mı?" diye sordu Elaine. Elime sıcacık bir bardak tutuşturmuştu. İçindekinin ne olduğuna bakmadan bardağı tutmaya devam ettim.
"Defalarca." Bu doğruydu. Aramalarımı saat 1'e doğru daha da sıklaştırmıştım. Duyanlar belki salaklık derdi, ama bunu onun küçük numaralarından biri olduğunu bile düşünmüştüm. Sanki her an bir köşeden çıkıp beni gülümseten çocuksu kahkahalarından birini atacaktı. Dudaklarımı dişledim.
"Neil'i arayayım. Belki bir şey biliyordur." diyerek ayağa kalktığında elini tutup Elaine'i durdurdum.
"Yapma." Sonunda gözlerimi karşımdaki duvardan alıp ona çevirebilmiştim. "Onu da aradım."
Evet bunu yapmıştım. Daha ne kadar küçülebilirdim ki? Neil'i bile aramıştım. Belki o da bu oyunun içindeydi ve bir hazırlık yapıyorlardı falan? Acınası haldeydim. Bana Edward'dan haberi olmadığını söylemişti. Böylelikle kafamda kurduğum şu küçük numara saçmalığı da bitmişti. Karanlığın altında öylece oturmaya devam etmiştim. Gidemiyordum. Sanki bir şey gitmemem için beni oraya çiviliyordu. Gitmemi istemiyordu. Israrla beklememi sağlıyordu. Ben de o hissin dediğini yaptım. Belki arabası bozulmuştu? Belki bu saatte taksi bulamamıştı? Belki yürüyerek gelmek zorunda olduğundan gecikiyordu? Belki telefonunun dokunmatiği bozulmuştu, bu yüzden aramalarıma cevap veremiyordu? İhtimaller soğuk rüzgâr yüzüme vurup burnumun ucunu kıpkırmızı ederken aklımdan geçip gidiyorlardı. Ama saatler ilerledikçe umudum azaldı. Minicik bir kırıntıya döndü. Onu tekrar aradım. Cevap yoktu.
"Ağlamaya kalkacaksan seni tekmelerim." diye uyardı Elaine sert bir sesle. Başımı çevirip ona baktım. Ağlamak sinirden kudurmamdan daha iyi olurdu. Ama yapamıyordum. Gerçek şuydu ki, Edward beni bilmem kaçıncı kez daha hayal kırıklığına uğratmış, ona olan güvenimi sarsmış, belki de beni aptal yerine koymuştu. Ama buna inanamıyordum. Bunu yapmış olabileceğine inanamıyordum. Çünkü onu tanıdığım zamandan bu yana ilk defa ne hissettiğini, ne düşündüğünü gözlerinden okuyabilmiştim. O gözlerde beni aptal yerine koymak ya da yine sap gibi ortada bırakmak yoktu. İnanılmaz bir güven vermişti bana. Hiç bitmeyecek bir inanç. Kocaman bir sevgi tohumu. Bu yüzden ağlayamıyordum. İçimde başka bir şey vardı. Kalbimi kemiriyordu.
"Ben ciddiyim Bella. Yiyorsa ağla bakalım."
"Ağlamayacağım, merak etme."
"Sesin öbür taraftan geliyor sanki." dedi ve ardından kolumu sarsarak ona bakmamı sağladı. "Ölü geline bağlama. Bir şey olmuştur. Bir aksilik çıkmıştır. Edward asla seni o soğukta ve o iğrenç muhitte tek başınayken bekletmez." İnanmak isteyeceğim şeyleri duyduğumda gözlerim parladı. Kalbim buna hemen inanmıştı.
"Evet, bekletmez." diye onayladım onu. Ardından titrek bir nefes alıp parmaklarımla boynumdaki kolyeyi kavradım. "Neden gelmedi o zaman? Ne olmuş olabilir ki?" Kalbim gittikçe sıkışıyordu. Aklıma düşünecek bir ihtimal bile gelmiyordu. İyice diken üzerinde durmaya başlamıştım.
"Bilmiyorum. Şirkette işi çıkmış olamaz mı? Ah hayır bunu boşver bu saatte ne işi.. Ama kesinlikle geçerli bir sebebi vardır, bunu biliyorum. Tamam, Edward manyak ama burada konu sensin ve kesinlikle acil bir şey oldu. Başka bir seçenek yok."
"Elaine kalbimi bir şey kemiriyor." Elimi kalbimin üzerine bastırıp inledim. Onu endişelendirmiştim ama gerçekten bu hisse dayanamıyordum. Nefesimi boğazıma tıkıyordu.
"Ne? Ne?! Kalbini mi kemiriyor?! Bella, beni korkutma. Şuan altıma sıçabilecek bir modaydım tamam mı? Nefes al."
"Evine gideceğim." dedim aniden. Başımı kaldırınca Elaine'in kocaman olmuş, endişeli gözleriyle karşı karşıya gelmiştim. Evet, bu mantıklı gelmişti. "Onu görmem gerek. Evine gideceğim."
"İyi. Ben de geliyorum." Derin bir nefes aldı. Ben de onun yaptığını yaptım. "Beş dakika bekle. Giyinip geleceğim." Başımı salladım hızlıca. O yanımdan kalkıp merdivenlere doğru yöneldiğinde kendimi sakinleştirmeye çalışıyor, kötü bir şey olmadığına, yarın her şeyin düzelmiş olacağına kendimi inandırmaya çalışıyordum. Ellerim dizlerimin üzerinde titremeye devam ediyordu. Orada saatlerce beklemiş olmam umurumda değildi, tek istediğim iyi olduğunu görmekti. Çünkü gerçekten geçerli bir sebebi olduğuna yeterince inanıyordum ve kalbimin bağırışlarına göre bu sebep hiç de hoşlanmayacağım bir sebepti.
Tam o sırada, Elaine patır patır merdivenleri çıkıyorken, önce kapı zili çaldı. Ardından kapı şiddetle yumruklanmaya başlamıştı. Büyüyen gözlerim tırabzanlardaki Elaine'le birleşti. Kalbimdeki acı en yükseğe ulaşmıştı.
Elaine merdivenlerden koşarcasına indi ve aceleyle kapıyı açtı. Bulunduğum yerden göremiyordum ama biliyordum. Hissedebiliyordum. Bu Edward'dı. Yavaşça ayağa kalktım. Oraya doğru ilerlerken kalbim ağzımda atıyordu.
"Edward iyi misin?" dediğini duydum Elaine'in. "Boş bakıyorsun. Kendine gel." Adımlarım hızlandı. "İçeri geç. Edward içeri geç. Beni duyuyor musun? Edw—" Tam kapıya ulaşmıştım ki Elaine bir çığlık attı. Daha sonraki saniyede ayaklarımın dibine düşen bedenini gördüm. Tamamen donuk ve hareketsiz.
Kapalı gözlerine bakarken öylece kalakaldım.
...
"Bella, özür dilerim." Yine aynı şeyi sayıkladığını duyduğumda avuçlarım arasındaki elini daha da çok sıktım. Ardından yaşlı gözlerimle birlikte dönüp yardım beklercesine Elaine'e baktım. O da ne yapacağını bilmeden zar zor yukarıya, odama taşıdığımız Edward'a bakıyordu. Şuan yatağın dibinde oturmuş ağlayan Jace'ten bile yardım bekleyecek durumdaydım. Onu bu halde görmek beni daha da çok ağlatıyordu. Güçlü olup kontrolü eline alacak kişinin ben olmak zorunda olduğumu unutuyordum. Burnumu çekip ona doğru eğildim ve parmaklarımla ter damlalarının biriktiği alnını temizledim. Jace'in hıçkırıkları odanın içini doldurmaya devam etti.
"Bella." dedi Elaine çatallaşmış sesiyle. "Şuan kafanı toplaman gerekiyor tamam mı? Sen doktorsun unuttun mu?" Dudaklarımı birbirine bastırıp kafamı iki yana salladım.
"Sadece bir psikiyatristim."
"Her ne haltsa! Okulda sana bunları öğrettiler. Her şeyi biliyorsun. Temel şeyleri biliyorsun. Hastalandığımızda bize hep sen bakarsın. Ağlamayı kes tamam mı? İkiniz de kesin! O hasta tamam mı? Yardıma ihtiyacı var." Başımı salladım. Böyle oturup da ağlamaya devam etmem bir işe yaramayacaktı. Kendime gelmeliydim. Mantıklı düşünmeliydim. Her şeyden önce bir doktordum ve böyle durumlarda ne yapılması gerektiğini bilirdim. Şuan aklım bomboş olabilirdi ama bunu başarabilirdim. Ayrıca bir anneydim ben. Böyle yaparak Jace'i de korkuttuğumu biliyordum. Gözlerim bir kez daha endişeyle Edward'ın yüzünde dolaştı ve alnına yapışmış saçlarını geri çektim. Ona her baktığımda gelen ağlama dürtüsüne engel olamıyordum. Ayağa kalkıp elimi alnıma dayadım ve düşünmeye çalıştım.
"Ateşi var." diye atıldı Elaine. "Ateşini düşürmemiz gerekir öyle değil mi? Bella! Bir şey söyle."
"Ah,hayır hayır.." diye mırıldandım. Sonunda düşünebiliyordum. "O her zaman sıcaktır."
"Ne sikim bir sıcaklık böyle bu?!"
"Hastaneyi aramalıyız. Evet. Hastane. Elaine! Hastaneyi ara. Hemen bir ambulans göndermelerini söyle! Jace. Bebeğim kalk oradan. Bir şey olmayacak tamam mı? Baban iyi olacak." Sonlara doğru sesim titremiş ve tekrar gözyaşlarına boğulmuştum. Dudaklarımı ısırarak bunu durdurmaya çalıştım. Kontrolü elime almam gerekiyordu, bırakmam değil. Ona yardım etmem gerekiyordu. Ama lanet olası ben yine hiçbir şey beceremiyordum.
"40 derece." dedi Elaine buz gibi bir sesle. Anında ona doğru dönüp ateş ölçerin gösterdiği rakamlara baktım. Yanaklarımdan akan yaş ciddiyeti anlamışçasına durdu. Nefesim yine boğazımda kaldı.
"Ama o hep böyle sıcaktır.." diye mırıldandım saf saf. Ardından beklemeden elimi terden ıslanmış tişörtüne yapıştırdım ve avuçlarım onun her zamanki sıcaklığıyla doldu. Her zamanki sıcaklığıyla. Önce bunları anlamlandırmak istemedim. 40 derece, ateş ve her zamanki sıcaklığı. Ama maalesef o kadar da aptal değildim. Anlayabilmiştim. Şok dalgası bedenimi titretirken gözlerimi hareketsiz bedenine çevirdim.
Edward'ın genel vücut ısısı 40 dereceydi. Yutkundum. 40 derece. 
"Hastaneyi arıyorum." dedi Elaine. Ardından hızlıca odadan çıktı. Elimde ateş ölçerle kalakalmıştım. Jace hala aynı yerde ağlamaya devam ediyordu. Bense her zamanki acizliğimle tepesinde dikiliyordum. Hiçbir şey yapamadan. Aptal gibi tepesinde dikiliyordum. Bir de bana doktor derlerdi. Ona yardım edemedikten sonra doktorluğun ne anlamı vardı ki. Ben işe yaramaz biriydim. Birinin ateşi olduğunu bile anlayamayacak kadar berbattım. Bana doktor diyenin ağzına sıçardım.
"Bella?" Kısık sesini duyduğumda gözlerimi ona çevirdim. Gözlerini kısmış bir şekilde etrafa bakıyordu. Dirsekleri üzerinde doğrulmaya çalışınca salaklığımı bir kenara atıp hemen yanına oturdum. Onu geri yatırmaya çalışıyordum.
"Kalkma." dedim gözlerim tekrar yaşlarla dolarken. "Ateşin var."
"Baba?!" Jace hemen yatağın diğer yanında bitti. "İyi misin? Senin için çok korktum." Başını çevirip ona baktı ama cevap vermedi. Hala buraya nasıl geldiğini anlamaya çalışıyor olmalıydı. Gözlerimiz yeniden birleştiğinde kendimi tutamayıp hıçkırdım.
"Bana iyi olduğunu söyle." dedim üzerine doğru eğilip parmaklarımı saçlarına dolarken. Bir elim omzunda, onu sıkıca kavramıştı.
"İyiyim." dedi hiç de inandırıcı olmayan bir ses tonuyla. Gözlerinin kenarları kıpkırmızıydı ve dudakları kurumuştu. Onu böyle görmek alışık olduğum bir şey değildi. Kendimi parça parça hissediyordum. "Saçmalama.." diye mırıldandı kısa süre sonra. Ardından tekrar kalkmaya çalışmıştı. "Ağlamayı bırak."
"Ne oldu?" dedim oturmasına yardım etmeye çalışırken. Neredeyse içine düşecektim. Uzaklaşmak istemiyordum.
"Sadece başım döndü." Parmakları omzundaki elimi buldu ve bana yarım bir şekilde gülerken onu hafifçe sıktı. "Beklettiğim için özür dilerim."
"Yalan söylüyorsun." dedim. Karışmış saçlarına ve yorgun yüzüne bakarken tekrar gözyaşlarına boğulmamak için dudaklarımı ısırdım. Bir şey olduğunu hissedebiliyordum. Her zamanki gibi olmadığını anlayabilmiştim. "Benden bir şey saklamaya çalışıyorsun. Edward?" Titrek bir nefes aldım. "Ne olduğunu söyle."
"Ben iyiyim."
"Kırk derece ateşin içinde neyin iyisinden bahsediyorsun?!" Fısıltım korkunçtu. "Sana neler oluyor?"
"Hiçbir şey." dedi gözlerimin içinde uzun süre oyalandıktan sonra. Ardından başını öne eğip gülümsedi. Gülüşü benim fısıltımdan daha korkunçtu. "Sadece delirdim."



Continue Reading

You'll Also Like

1.7K 185 50
Meydana gelen bir patlamanın ardından hayatındaki tek varlığı olan amcasıyla birlikte kimliğini ve hafızasını kaybeden 23 yaşındaki Poyrazın, gerçek...
163K 17.2K 31
"Hava soğuktu, hayır değildi. Üşüyen bedenim değil ruhumdu. Ruhum artık soğuktu. Hiç olmadığı kadar soğuk. Ne hayatımın aşkı ne de yaşam kaynaklarım...
561 54 25
Bir oyunla başladı her şey, sonrası biraz karışık... "Bir dizide duymuştum. Bence tam olarak bizim şu anki durumumuzu yansıtıyor. Aynen şöyle diyordu...
Sevdalı Ağa By Ades

General Fiction

126K 5.9K 29
Seren, kalabalıklardan uzaklaşıp Diyarbakır'ın bir köyüne atanarak öğretmen olarak gelir. Yeni bir başlangıç, yeni hayatlar ve dokunacağı umutlar var...
Wattpad App - Unlock exclusive features