5 YIL SONRA-

"Jackson!" diye inledi Bella içindeki bıkkınlığın sesine yansımasına engel olamadan. Yine onu kirli sepetinin içine girmeye çalışırken yakalamıştı. Sepetin içine sığabilmek için çamaşırları çıkarıp yerlere atmış, yarım saat önce ağlamaması için Bella'nın ona verdiği ayıcık şekerler yerlere dökülmüştü. Bella ona bağırmamak için derin bir nefes aldıktan sonra sepete doğru ilerleyip oğlunu kollarının altından kavrayıp yukarı doğru çekti. "Burada ne yapıyorsun sen?" diye sordu onu yere bıraktıktan sonra. Gerilmesine engel olamıyordu, bugün yaptığı yaramazlıklar yirmiyi aşmıştı. Annesininkine benzeyen yeşil gözler hemencecik yaşlarla doldu.

"Sadece saklambaç oynuyordum." diye mırıldandı annesi yerdeki çamaşırları hızlı hareketlerle toplarken. Genç kadın, bir anlığına yerdekileri toplamayı bırakıp doğruldu ve nefesini dışarıya verdi.

"Söyler misin bana, kiminle saklambaç oynuyordun?" 

"Seninle." dedi Jackson başını yere doğru eğip ağlamaya başlamadan önce. "Bana kızdın mı?" 

Oğlunun bu halini gördüğünde Bella'nın sinirli bakışları yumuşadı. Neden bu kadar çabuk sinirleniyordu ki?! Oysa Jackson'ın hem kırılgan hem de aşırı alıngan bir çocuk olduğunu biliyordu ve bir anne olarak her zaman tavırlarına dikkat etmesi gerekirdi. Jace küçükken bile büyük bir insan gibi davrandığından Jackson'ın yaptıkları Bella'ya garip geliyordu ama şimdiye kadar alışmalıydı. Jace neyse, Jackson onun tam tersiydi. İki ayrı dünya, iki farklı yürek. Jackson'a karşı daha ılımlı davranmaları gerektiği kuralını koyan da o değil miydi zaten? Kendine gelmesi gerekiyordu.
"Tatlım, hayır.." dedi yumuşak bir sesle. Ardından çoktan ağlamaya başlamış olan oğlunu kucağına aldı. Gözyaşlarını temizlerken konuşuyordu ama asıl yapmak istediği oğlu gibi, birinin kolları arasında ağlamaktı. "Hadi ama, ağlama. Sana kızmadım. Sadece yapmam gereken işler var, biliyorsun. Akşam yemeğini hazırlamalıyım." dedi onun gönlünü yapmak için neredeyse yalvarır bir şekilde.
"Ama oynayacak kimse yok." Yaşlı gözlerini annesinin gözlerine dikmişti. Sesi buruktu. "Abim de benimle oynamıyor. Benden sıkılıyor."
"Bebeğim.."
Genç kadının gözleri üzüntüyle kısıldı. "..abinin ödevlerini yapması gerekiyor. Eğer ödev yapması gerekmeseydi seninle oynardı."
"Ben de ödevini yapmak istiyorum."
"Daha okumayı bilmiyorsun. Öğrendiğin zaman ona yardım edebilirsin."
Jackson omuz silkti.
"Banane. Ben şimdi yapmak istiyorum ama yazmama izin vermiyor."
Bir çocuğa daha sahip olmak çok çok güzeldi, sizi olgunlaştırır, tecrübe kazandırırdı, daha bir çok güzel yanı da vardı elbette ama, Jackson yorucu bir çocuktu. Jace tamamen babasına, o ise tamamen annesine benziyordu. Annesinin gözlerini, onun tavırlarını almıştı. Onun gibi sabırsız, fevri, duygusal, alıngan, kırılgan, dediğim dedik ve biraz da şımarıktı. Ama aynı zamanda onun gibi iyi kalpli, sevecen, samimi, sıcak ve insanı iyi hissettiren bir bakışa sahipti. Bu yüzden bazen ona nasıl davranacaklarını bilemezlerdi. Bella da şuan aynı konumdaydı. Onun da gözleri yaşlarla dolmuştu.
"Jackson.." Oğlunun gözlerinin içine baktı. "Lütfen beni üzme. Üzgün olduğunda beni de üzdüğünü biliyorsun değil mi?" Jackson gözlerini yeniden yere eğdiğinde uzun kirpikleri gözlerini sakladı. Küçük dudakları büzülmüş, hafifçe titriyordu. Annesinin ondan bıktığı düşüncesi minicik kalbini paramparça etmişti.
"Canım sıkıldığı için oynamak istedim. Özür dilerim anne."
"Sorun değil."
"Lütfen benden nefret etme."
Jackson incecik kollarını annesinin boynuna sarıp ona sıkıca sarıldı. Çok geçmeden annesi onu göğsüne bastırmıştı bile.
"Jackson, saçmalama. Senden nasıl nefret edebilirim?" Oğlunun dalgalı saçları arasına bir öpücük kondurdu. "Sen benim minik kuşumsun."
"Bir daha çamaşır sepetinin içine girmeyeceğim, söz."
Bella ona sarılmaya devam ederken gülümsedi. Çenesini onun dar omuzlarına yaslamış, öylece gülümsedi. Jackson'ı ikna etmek zor bir şeymiş gibi gözükse de aslında çok kolaydı. Jackson yumuşak bir kalbe sahipti. Bu da, onun Bella gibi sevdiklerine karşı gelemeyen bir insan olmasını sağlıyordu.
"Özrünüz kabul edildi, bayım. Hadi aşağıya inelim."
Genç kadın onu kucağından aşağıya indirmeden yerdeki çamaşırları toplayıp tekrar kirli sepetinin içine attı. Ayıcık şekerleri de avucunda topladıktan sonra kucağındaki oğluyla birlikte yatak odasından çıktı. Yemeği hazırladıktan sonra yıkanmış çamaşırları asması ve yıkanacak olanları da çamaşır makinesine atması gerekiyordu. Bunu düşünmek bile onu yormuştu. Jackson'ı kucağında taşıyabildiğine şükrediyordu.

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!