BBA

Salonun darmadağın haline bakıp sıkıntıyla bir iç çektim. Anlaşılan, iki kafadar ben evde olmadığım zamanlar başlarının çaresine bakmakta oldukça zorlanıyorlardı. Bunu dolaba yerleştirilmeye bile üşenilip koltuğun köşesine sıkıştırılan tişörtlerden ya da maun masanın üzerindeki pizza kutularından anlayabiliyordum. Nişan için hazırlanmasına yardım etmek amacıyla sadece bir günlüğüne Elaine'e gitmiştim ve ev bıraktığım haline hiç mi hiç benzemiyordu. Nişan yarın akşam Neil'in ailesinin evinde olacaktı ama benim daha önceden Elaine'in yanında olmam gerektiğinden hep birlikte ona gidecektik. Evi bu halde bırakamayacağıma göre bir an önce toparlamaya başlasam iyi ederdim.
Önce pizza kutuları ve kola şişelerini toplayıp çöp kutusuna attım. Mutfağa uğramışken dağılan tezgâhı ve kirli bardakları da temizlemiştim. Çamaşır odasında duran küçük ama pratik elektrikli süpürgeyle yere dökülen kırıntıları da süpürdükten sonra çoğu şeyi halletmiş sayılırdım. Çamaşır odasından aldığım kirli sepetini kolumun altına sıkıştırdım ve koltuğun üzerinde, kapı arkasında, masa altında gördüğüm kıyafetleri sepetin içine ata ata ilerlemeye devam ettim. Çok fazla bir iş yaptığım söylenemezdi, alt tarafı eve ufak bir çeki düzen vermiştim ama dün Elaine için yaptığım alışveriş ve temizlik beni yormuştu, bu yüzden kolumun altındaki sepetle birlikte merdivenlerden yukarıya tırmanırken beşinci basamakta durup biraz soluklandım. Bu gece deliksiz bir uyku çekeceğime emindim. Bir sonraki basamağın üzerine bırakılmış Kırmızı Jace Çorapları'nı alıp sepetin içine attım. Basamaklardan tırmanmaya devam ederken banyodan gelen seslerini duyabilmiştim.

"Ya baba! Yavaş olsana biraz, gözüm yanıyor!"
"Rahat dursaydın yanmazdı."
"Ah, kafam! Köpükler de ağzıma giriyor."
"Annen gibi mızmızlanmayı keser misin Jace? Tut şunu." Daha onları görmemiş olmama rağmen yüzümde oluşan gülümseme, banyonun aralık kapısını açıp onları görebildiğimde iyice genişledi. Edward, uzun kollu siyah tişörtünün kollarını dirseklerine kadar sıvamış, küvetin içinde oturmuş Jace'in saçlarını iyice köpüklüyor, kirden arındırmak adına diplerini kazıyordu. Tırnaklarının Jace'in saç dipleri arasında çıkarttığı hışırtıdan bunu oldukça sert bir şekilde yaptığını anlayabilmiştim. Jace, kucağında duran mavi tarağını güç almak istercesine sıktı. Yüzü kıpkırmızı olmuş, saç diplerini kazıyan tırnaklar yüzünden gözlerini acıyla sımsıkı yummuştu.
"Baba yeter lütfen."
"Yeter mi? Bu yağlı saçları temizlemek için tek bir sefer yetmez. Gece uyanıp kafanı zeytinyağına mı daldırıyorsun?" Jace'in saçları arasındaki elleri durdu ve yerinde takılı olan fıskiyeyi eline alıp suyu açtı. "Başını geriye at." Onun becerikli, ne yaptığını bilir elleri ve yaptığı işi ciddiye alan ifadesini izlerken babalığın ona ne kadar çok yakıştığını düşünüyordum. Büyük elleri, güçlü kolları, geniş göğsü, rahat omzu, güvende hissettiren bakışları, sıcak sarılışı ve diğer her şeyiyle, baba olmak için doğmuştu sanki. Babalık konusunda sadece beş yıllık bir tecrübesi olmasına rağmen şimdiye kadar yeterince başarılı olmuştu. Eh, bu tür şeylerin ona garip geldiği ve bocaladığı zamanların olmadığını söyleyemezdim. Ama hafızamdan bir anlığına bile silinmeyen anılarım, o zaman bile Jace'i çok sevdiğini hatırlatıyordu bana. Üzerini ıslatmasına sesini çıkartmayacak kadar çok.

- 4 YIL ÖNCE -

"Ahh, lanet olsun! Bella? Nerede kaldın? Ağlıyor bu." Lanet, lanet, lanet ve bin kere daha lanet. Nereye koymuştum bu soktuğumun bornozunu?! Çekmeceleri karıştırırken bir yandan da banyoya doğru sesleniyordum.
"Bornozunu bulmaya çalışıyorum, idare et biraz."
"Hala ağlıyor." Gözlerimi devirdim. "Ağlarken gözlerimin içine içine bakıyor Bella. Korkmaya başladım. Yere bırakacağım şimdi."
"Sakın! Küvetin içine atlıyor sonra."
"Küvetin içine seni atacağım Bella. Acele etsene!" Sabırsız herif. İki dakikalığına bile sabretmeyi bilmiyor. On tane elim yok ki, her yere yetişemem!
Sonunda Elizabeth'in hediye olarak getirdiği turkuaz renkli yumuşak tüylü bornozu bulabilmiştim. Banyodan sonrası için yatağın üzerinden bez ve Jace'i zırıl zırıl ağlatan pişik kremini de aldıktan sonra neredeyse koşarak banyonun önüne geldim.
"Şükürler olsun!" dedi kinayeli bir ses tonuyla. "Öyle hızlıydın ki yokluğunu fark etmedik bile." Eğer banyonun orta yerindeki halleri çenemi kilitlememiş olsaydı ona okkalı bir cevap verebilirdim ama kocaman elleri arasında olduğundan daha da küçük görünen Jace'in aşağıya doğru sallanan bacakları duraksamama neden oldu. Jace'i iki eliyle belinden kavramış, kendi kollarını ileriye doğru açmış bir şekilde Jace'i havada tutuyor, ağladığı için kızaran suratını gözlerini kısmış bir şekilde inceliyordu. Jace suya girmek için çırpınıp uzun çığlıklar atsa da ona öylece bakmaya devam ediyor, adeta bir deneyin gidişatını izliyordu. Hayatında hiç bebek görmemiş biri gibi davranmasınaysa gülmekle ağlamak arasında kalmıştım sanırım. Bebekler konusunda hiçbir şey bilmiyordu!
Jace kapının önünde beni görünce daha hızlı çırpındı ve onu almam için kollarını bana doğru uzattı. Elimdekileri aceleyle kenara bırakıp ona doğru koştum. Edward kurtulmak istercesine onu kucağıma bırakmıştı.
"Küvete soksaydın ya, suyu seviyor." diye çıkıştım. Jace'i tek kolumun üzerinde taşımaya devam ederken eğilip küveti biraz daha doldurması için suyu açtım. Jace suyu görünce az önceki haline tezat bir şekilde gülmeye başladı. Kucağımda sevinç çığlıkları atıp el çırparken onu düşürmemek için sıkı sıkıya tuttum.
"Bebek gibi ağlıyorken suya girmek istediğini nereden anlayabilirdim?"
"Evet bebek gibi ağlıyor, çünkü o bir bebek, Edward." Bana ters ters baktı.
"Bir yaşını bitirmek üzere. Yani benim için bebeklikten çıkmış sayılır." Gözlerimi devirdim.
"Her neyse." Jace'i yere indirip üzerindeki tek şey olan bezini açtım. Ayakları yere değer değmez küvete doğru yeltenmeye başlamıştı bile. Jace'i kollarımın arasında tutmaya çalışırken bir yandan da bezi bacaklarının arasından çekmeye çalışıyordum. "Suyun sıcaklığını ayarlar mısın?" dedim Edward'a. "Sen de dur oğlum! Sabret biraz." Jace klasik  ıı-ıı'larından birini daha yapmıştı. Bu, sabretmek istemediği anlamına geliyordu.
"Sadece sen gelene kadar Jace'i tutacağımı sanıyordum." Çöktüğüm yerden başımı kaldırıp ona doğru baktım. Hala aynı yerde dikilmeye devam ediyordu. Tanrım, bir gün bu adam yüzünden delirecektim ben!
"Elaine bugün gelemeyecek. Tek başıma Jace'e bakıp aynı anda da yemek yapamam. Yardım etsen ölür müsün?"
"Yardım mı?" Bana bir bombaymışım gibi baktı. "Oradan bakıldığında çocuk banyosu hakkında bir şeyler biliyor gibi mi görünüyorum? Çocuk bakmayı beceremediğimi biliyorsun." Kötü bir laf etmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ardından iyice mızmızlanmaya başlamış olan Jace'i kollarının altından kavrayıp ayağa kalktım.
"İyi. Bir an önce çık o zaman. Fazla yer kaplıyorsun." Jace'i yarısı suyla dolmuş küvetin içine bırakmadan önce elimi suyun içine daldırıp sıcaklığı kontrol ettim. Neyse ki yeterli sıcaklıktaydı. Kayıp kıçının üzerine düşmemesi için onu dikkatlice küvetin içine bıraktım. Daha şimdiden küvetin içinde suyla oynamaya başlamıştı bile. Küvetin kenarına oturup Jace hevesini alana kadar onu izleyeceğim sırada arkamdaki karaltının hala kaybolmadığını fark ettim. Başımı çevirip ona baktığımda yüzünde kabullenişin ilk izleri vardı. İç çekerek ellerini saçları arasından geçirdi.
"Tamam, tavır yapma yeter. Böyle yapınca yüzün ölü bir geline benziyor." Yanımıza doğru gelip beni nazikçe belimden tutup kenara doğru çekti. Az önce oturacağım yere oturup Jace'e aldığı ufak toplardan birini ona doğru attığında bu haline sessizce gülmeden edemedim. Jace ise ondan gelen bu harekete benden daha çok sevinmişti. Oysaki kucağına düşen sadece bir toptu. Önemli olan topun kimden geldiğiydi sanırım. Evi inleten neşeli çığlıklarından atarak suyun içinde yüzen topu beceriksizce kavrayıp Edward'a doğru attı. Top ikimizin arasından geçip duvara çarptığında irkilerek onun yanına doğru sokuldum. İkisinin yüzünde de muzip bir sırıtış vardı. Edward başka bir topu tekrar ona doğru attığında Jace'i daha da cesaretlendirmiş olacak ki, elindeki topla birlikte onun tarafına doğru gelmeye çalışırken büyük bir su kütlesi Edward'ın üzerine sıçradı. İşte şimdi kahkahaya dönüşmüş kıkırdamalarımı engelleyemiyordum.
"Cidden mi Jace? Bunu bana cidden yaptın mı yani?" Ben ona gülmeye devam ederken ayağa kalktı. Aslında kızacağını, bunu büyük bir sorun haline getireceğini ve beni yine mutsuzluğumla baş başa bırakıp odasına çekileceğini sanıyordum. Ama sandığım gibi olmadı. Üzerine yapışmış tişörtü başının üzerinden çekip çıkarttıktan sonra ellerini küvetin kenarlarına doğru bastırıp ona doğru eğildi.
"Yanlış kişiye çarptın, ahbap. Çünkü ben de çok iyi su savaşı yaparım." Jace elini suya doğru çarparak suyu tekrar onun üzerine doğru attı. "Öyle mi? Peki. Ama biraz bekle. Önce annenin sesini kesmeliyim." Bana doğru döndüğünde hızlı bir hareketle kaçmaya çalıştım ama beni pantolonumun belinden kavrayıp yakalamıştı. Ve o başımı küvete sokmaya çalışırken kahkahalarımı asla kesemiyordum.
...

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!