BBA

"Elliot, lütfen." Kapının önünde dikilmiş ona laf anlatmaya çalışırken neredeyse yalvarıyordum. "Elaine ve Jace evde yok ve eğer Edward seni burada görürse hiç hoş şeyler olmayacak." Kılını bile kıpırdatmadan bana öylece bakmaya devam etti. Ona gelmemesini söylediğim halde neden laftan anlamaz biriymiş gibi kapıma dikildiğini anlayamıyordum. Eğer Edward onu burada görürse ne kadar zor durumda kalacağımın farkında değil miydi? Bu sefer ikimizi de öldürürdü.
"Elliot!" Dişlerimi sıkarak onu bir kez daha uyardım.
"Onunla evleneceğini duydum." dedi beni duymamış gibi. Bakışları sertti. "Tekrar!" Tanrım, bana yardım et! Gözlerimi endişeyle merdivenlere doğru çevirip üst katı kontrol ettim. Duşa girecek olduğunu bilsem de sesleri duyup aşağıya gelmesi an meselesi olabilirdi. Yeniden aynı şeyleri yaşamak istemiyordum. Onu geriye doğru ittikten sonra ben de dışarıya çıktım ve kapıyı minik bir boşluk kalıncaya kadar arkamdan çektim. Edward'la tek ortak noktaları buydu sanırım. İkisinin de laftan anlamıyor olması.
"Dediklerimi duymuyor musun?" Şimdi ben de serttim. "Gitmen gerektiğini söylüyorum."
"Sana inanamıyorum." Bana karantinaya alınması gereken biriymişim gibi baktı. "Onunla tekrar evlenmek istiyor oluşuna inanmıyorum. Ne zaman bu kadar aptal oldun sen?" Kırıcı bir şey söylememek için nefesimi tuttum. Aslında buna alışkın hissetmeliydim. Elliot istediği bir şey olmadığında hep bunu yapardı. Hakaret ederdi. Ama biraz bile alışkın hissetmiyordum. Bana öyle yabancı geliyordu ki.. Zamanında nasıl onunla birlikte olmuştum anlayamıyordum.
"Ben aptal değilim." Kollarımı göğsümde kavuşturup direk olarak gözlerinin içine baktım. Koyu kahveler, öfke saçıyordu. "Ne istediğimi biliyorum."
"Bir öncekinde de böyle demiştin. Peki, sonunda ne oldu biliyor musun?" Başını bana doğru eğip kelimelerin üzerine basa basa konuştu. "Terk edildin." Sözleri kuzeyden gelen bir rüzgâr gibi sertçe yüzüme çarpmış olsa da sakin kalmaya çalıştım. Bunu ne zaman duysam kalbimin acıdığını bilecek kadar uzun süre yanımdaydı. Beni nasıl incitebileceğini iyi biliyordu.
"Bana geçmişi hatırlatmak için mi geldin? Eğer öyleyse bilmelisin, henüz hafızamı kaybetmedim." Hırçın bakışlarıma bakmaya katlanamıyormuşçasına iç çekti ve ellerini ceketinin cebine soktu. Biliyordum, o da beni bir yabancı gibi görüyordu. Artık sevdiği Bella değildim, olmamalıydım.
"Tekrar kaybolacaksın." Gözleri yerdeydi. Kendi kendine konuşuyor gibiydi. "Beni tekrar terk ediyorsun." Dişlerimi sıktım.
"Ben, hiçbir zaman-"
"Başından beri biliyordum." Aniden sözümü kesmiş, gecenin karanlığını anımsatan koyu renkli gözlerini tekrar benimkilere dikmişti. Böyle yaptığında onun gözlerinden kendimi görebiliyordum sanki. "Eve dosyalarını getirip durduğun o herifin senin için sadece 'bir hasta' olmadığını biliyordum. Benimle olan yemek sözünü unutup, benimki yerine onun arabasına binip gittiğin günden beri seni benden çalacağını biliyordum."
"Saçmalamayı bırakır mısın?!" İsyan etmekten kendimi alamamıştım. Kendimi bir orospu gibi hissettiriyordu. "Hastaneden çıktığımda orada değildin bile! Eve gitmek için bir arabaya ihtiyacım vardı." Histerik bir şekilde gülüp başını diğer tarafa çevirdi. Beni korkutan gülüşünün kaybolması uzun sürmemişti.
"Oradaydım Bella." dedi. "Yarım saat boyunca beni orda bekletmene rağmen, oradaydım. Arabayı köşeye çekip içeri, yanına gelecektim. Daha sonra seni gördüm. Durağın önünde dikiliyordun." Gözleri, gözlerimde gezindi. "Sana defalarca seslenmeme rağmen.. beni duymadın."
"Hayır! Orada değildin. Orada olsan seni görürdüm tamam mı?" Başımı iki yana salladım. "Orada değildin."
"Buna inanamıyor olman beni şaşırttı ama bu doğru. Önce şaka yapıyorsun sandım. Sesimi duymuyor olman öyle imkansız gelmişti ki.. şaka yaptığını sandım. Ama öyle değildi. Ben hariç diğer her şeyi duyuyordun. Sonra önünde duran arabaya bindin ve eve geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davrandın." Acı acı güldü. "Ben de öyle." Gözlerimi ondan alıp başka bir yere kaydırdım. Yutkunmama fırsat bile bırakmadan tekrar konuşmaya başlamıştı.
"Şimdi seni yine kaybediyorum. Beni yine terk ediyorsun. Yine sesimi duymuyorsun. Biliyorum, bu sefer her şey güzel olacakmış gibi geliyor." Bakışları katılaştı, buz gibi oldu. "Ama öyle olmayacak." dedi büyülü sözcükleri söylüyormuş gibi. Kitabın en heyecanlı repliğini okuyormuş gibi.. "Tekrar terk edileceksin."
"Lütfen konuşmayı keser misin?"
"Seni tekrar bırakacak. Tekrar yalnız kalacaksın. Böyle olacağına öyle eminim ki.." Duraksadı. "Tekrar yaralarının sarılmasına ihtiyacın olacak. Ama bu sefer yanında olmayacağım, Bella."
"Ah, çok güzel! Ne? Şimdi de veda konuşması mı yapıyorsun? Ağlayıp kollarına atlayacağımı mı düşünüyorsun?"
"Artık hiçbir şey düşünmüyorum ben. Merak etme, bir daha kapına dayanmayacağım. Chicago'ya dönüyorum." Sonunda boğazıma dolan tükürükleri yuttum. Gözlerim yanıyordu.
"İyi edersin." Bir süre daha karşımda dikilip bana baktı. Ne yaptığını anlıyor gibiydim. Tüm eşyalarımı toplayıp bu eve geldiğim gün ben de Edward'a böyle bakmıştım. Tüm ayrıntılarını aklıma kazımaya çalışır gibi. Gözlerinin rengini, çenesindeki kemiklerin şeklini, kirpiklerinin uzunluğunu, dudaklarının duruşunu.. Bu, birbirimizi son görüşümüz olmalıydı.
"Buradan bu şekilde ayrılmak istemezdim." dedi. "Ama sanırım olması gereken de tam olarak bu." Arkasını dönüp gitmeden önce derin bir nefes aldı. "Kendine iyi bak. Canını acıtmasına izin verme sakın." Gülümsedi.

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!