BBA

"Anne?" Jace'in bana seslendiğini duyunca suyun altında durulamaya çalıştığım tabağı geri bıraktım. Suyu kapatıp ona kulak vermiştim. "Layla arıyor."

Layla.
Bahsedilen küçük bir kız çocuğu olsa da göğsüme soğuk suların serpilmesine engel olamadım. Bu ismi acıyla o kadar çok bağdaştırmıştım ki, kalbimin acıması yersiz değildi.
Çok değil, sadece beş yıl öncesiydi ve ben o karanlık günü hala oradaymışım gibi net bir şekilde hatırlıyordum. Polis arabalarını, köşede duran ambulansı ve Eva'nın düşüp kaldığı yerin etrafında daire çizmiş olan insanları.. Yüzlerindeki o dehşet ifadesini.. Acı dolu bakışları.. Kocasının gözlerinin içinde gördüğüm önlenemeyen çaresizliği.. Layla'nın ufak bedenini kendime doğru çekişimi ve elimle gözlerini istemsizce kapatışımı.. Anılar fazla netti. Bir o kadar da can yakıcı.
Sorun şuydu ki, annesizliğin ne demek olduğunu biliyordum. Sıcak bir kucağa sahip olmamanın, kimsesiz hissetmenin nasıl olduğunu biliyordum. Tüm bunlara rağmen kayıtsız olmam imkansızdı. Elbette canım acıyacaktı. Layla annesi öldüğünde henüz yedi yaşındaydı. Çoğu şeyden habersiz küçük bir çocuk.. Şimdi de öyle olması gerekirdi. Layla'nın sadece bir çocuk olması gerekirdi fakat Eva'nın gidişi onu büyütmüştü. Layla artık bir çocuk değildi. O kırık bir genç kızdı. Ve öyle güçlüydü ki, görenler kendinden utanırdı.

"Hey, Layla." diyerek açtım telefonu. İçimdeki acıyı sesime yansıtmamayı başarabilmiştim. "Üzgünüm, geciktim. Mutfaktan ayrılmam zor oldu."
"Yeni mi bulaşıklar?" Onun tatlı sesini duyunca kıkırdadım. Gözlerini devirdiğini görür gibiydim.
"Yine bulaşıklar." dedim onu onaylayarak. "Hiçbir zaman bitmiyorlar."
"Sınavlar da öyle. En azından sen bulaşıkları yıkayabiliyorsun." Gözleri devirme sırası bendeydi.
"Hadi ama. Çalıştığında yapabildiğini hepimiz biliyoruz."
"Bulaşık yıkamayı tercih ederim. Ve Jackson'la oynamayı. Sahi, o nerede? Telefonu onun açmasını bekliyordum."
Gözlerimi televizyonun önünde hipnotize olmuş bir şekilde çizgi film izleyen Jackson'a kaydırdım. Şimdiye kadar neden telefona atılmadığı belliydi.
"Spider-man'i izliyor. En azından Spider-man sayesinde rahat bir nefes alabiliyorum." Güldü. Daha sonra sessiz kaldık. Sessizlikten hoşlanmazdım çünkü her sessizliğin sonu kötü biterdi. Göğsümde hazırda bekleyen acının yayılmasını istemiyordum. "Manchester nasıl?" diye sordum hevesli görünmeye çalışarak. "Hiç tatlı bir çocuk var mı?" Taşınmalarının onun için iyi olduğunu söyleyemezdim ama destek olmalıydım.
"Ah, hayır." dedi ve ardından iç çekti. "Manchester'ın tek iyi yanı sokakların kalabalık olmaması."
"Baban nasıl? Yeni işine alışabildi mi?"
"Öyle görünüyor. Kendine yeni bir çim biçme makinesi daha aldı. Kıç kadar bahçeyi düzeltebileceğini düşünüyor."
"Dalga geçme."
diye mırıldandım. "Senin için en iyisini yapmaya çalışıyor."
"Biliyorum."
Bildiğine emindim. "Mızmızlandığım falan yok. Sadece sizi orada bıraktığım için üzülüyorum. Eğer orda olsam bulaşıkları yıkamana yardım ederdim." Özlemle gülümsedim. İtiraf etmeliydim, Layla'nın arkadaşlığına alışmıştım. Kafasından geçen işe yarar fikirlere ve yaptığı muzipliklere de. Uzaklaşması benim için de iyi olmamıştı.
"Ve benimle dalga geçerdin." diye tamamladım saklı cümlesini. "Ama şunu bilmelisiniz küçük hanım, bulaşık yıkamak hiç de ezik değil."
"Evet, öyle."
Bir kahkaha attı. "Acilen bulaşık makinesini kullanmalısın."
"Bulaşıkları bulaşık makinesi yıkadığında temizlendiklerine güvenmediğimi söylesem ne derdin?"
"Yaşlanmaya başladığını."
Ah, ukala. "Evli, çocuklu ve bunak ninelere dönüştüğünü." Somurttum.
"Haklısın. İyice yaşlanıyorum." Bir kez daha güldü.
"Şimdi kapatmam gerek. Biliyorsun, babam yemeğe geç kalırsam demediğini bırakmıyor." Edward'ın her akşam Jackson'a yaptığı uyarıları aklıma getirdim.
"Babalar öyledir. Dayanmaya çalış, Marilyn." Bu, Edward'ın ona taktığı bir lakaptı. Layla'yı her zaman gülümsetirdi.
"Öyle yapacağım. Sonra görüşürüz, Bayan Endişe." İşte bu da, benim lakabımdı.
--
"Televizyonu kırıp atmamak için kendimi zor tutuyorum." Sesini duyunca başımı çevirip sesin geldiği yöne doğru baktım. Ups, sanırım sonunda onu uyandırmayı başarmıştık. Edward, saçlarını karıştırarak merdivenlerden aşağıya inerken telefonumu masanın üzerine bıraktım ve yanına doğru yürüdüm.
"Üzgünüm, sesi kısması için onu uyarmıştım." Göz ucuyla Jackson'a baktım. Televizyonla birleşmek üzereydi. "Sen uyumaya devam et, onu başka bir şeyle oyalarım."
"Spider-man'den ayrılacağını mı sanıyorsun?"
Basamakları inmeyi bitirip hemen önümde bittiğinde derin bir nefes aldım. En azından uyumadan önceki halinden daha iyi görünüyordu. "Hiç sanmıyorum. Hem uyandığım iyi oldu. Akşam olmuş bile." Başımı sallayıp onu onaylarken parmaklarım düzeltmeye çalıştığı saçlarına doğru uzandı. Bu konuda ondan daha iyiydim. Artık saçlarını düzeltme konusunda uzman olmuştum. İşim bittiğinde bir kolumu boynuna dolayıp kendimi yukarıya doğru çektim ve yanağına bir öpücük kondurdum.
"Seni uyandırmak istemedim."
"Ama uyandırdın. Dört buçukta odaya girdin ve beş dakika boyunca beni öptün."
Yüzü düşünceli bir hal aldı. "Altı da olabilir."
"Demek uyanıktın?"
Güldü.
"Öpücüğü kaçıramazdım." Gözlerindeki mavi parıltılara bakarken bir anda dudaklarımız birleşti. Bana doğru eğildiğini bile çok geç fark etmiştim. Kıkırdayarak diğer kolumu da boynuna sardım. Beni belimden kavrayıp hafifçe yukarı doğru kaldırmıştı. Sımsıcak dudaklarının benimkileri ısıtmasını seviyordum. Dudaklarıma çarpan sıcak nefesi tüm vücudumu ısıtıyor gibiydi. Parmaklarım saçlarına doğru giderken, Jackson'ın sesiyle bölündük.
"Baba! Sonunda uyanmışsın!"
Çocuk sahibi olmanın bir başka olumsuz yanı da buydu. Her istediğinizde yiyişemezdiniz.
İç çekerek ayaklarımın tekrar parkelerle buluşmasını sağladıktan sonra az önce beni saran kolları, Jackson'a doğru uzandı ve Jackson onun boynuna atladıktan sonra onu sıkıca sardı. Jackson onu yine öpücüklere boğuyordu.
"İyi ki uyandın! Spider-man'i sensiz izlemek çok sıkıcı."
"O halde söyle. Spider-man mi yoksa ben mi?"
Jackson'ın öpücükleri sıklaşmıştı.
"Sen! En iyisi sensin!" Onları gülerek izledim. Anne olmanın en iyi yanlarından biri buydu. Yaşamanızı sağlayan nedenleri bir aradayken izleyebilirdiniz. Saatlerce.
"Evet en iyisi benim ahbap, ama bu sefer bensiz izlemek zorundasın."
"Nedeen?"
"Unuttun mu? Pazar akşamı."
Hım, bunu unutan tek kişi Jackson değildi.
"Ah, evvet! Bu akşam yemeği sen hazırlıyorsun." Edward başını sallayarak onu onayladıktan sonra Jackson'ın başına bir öpücük kondurup onu yere indirdi.
"Abin nerede?"
"Yukarda. Bilgisayardaki güncellemeleri yapıyor."
"Gidip onu biraz rahatsız et öyleyse."
Jackson sinsi bir şekilde sırıttı. Anlaşılan Jace'in yine çekeceği vardı. Neyse ki sabırlı bir çocuktu, bu yüzden Jackson'a katlanabiliyordu. Benim gibi.
Jackson merdivenlere doğru koşarken Edward arkasından seslendi. "Yemeğe geç kalmayı düşünmeyin bile. Her seferinde seslenecek değiliz."

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!