Bella, elindeki poşetleri düşürmemeye çalışırken bir yandan da deliğe bir türlü girmeyen anahtarıyla boğuşuyordu. Bu evin kapısını tek hamlede açacağı bir an gelecek miydi acaba? Anahtar her seferinde kapının deliğine girmemek için üstün bir çaba gösteriyor, girse bile takılmayı ihmal etmiyordu.
Sonunda anahtarla girdiği savaşı kazandığında hiç beklemeden aceleyle içeri girip poşetleri yere bıraktı. Eğilip spor ayakkabılarının bağcıklarını çözerken göz ucuyla salona doğru bakmış, televizyonun karşısındaki koltukta oturan kocasının sırtını görmüştü. İş çıkışı marketten aldıklarını mutfağa taşırken, evine doğru çıkan yolu hızlı yürüdüğü için nefes nefeseydi. Poşetleri, içindekileri daha sonra yerleştirmek için masanın kenarına bırakırken,
"İşin erken mi bitti?" diye seslendi mutfaktan salona doğru. Saat daha dört buçuktu ve o bu saatlerde kocasını çok nadir evde bulurdu.  Kendisinin işi bugün sadece dörde kadardı ama kocasının yediden önce işinin bittiği pek sık görülmezdi. Salondan gelecek olan cevap gecikmedi.
"Hayır. Ben erken çıktım." Bella Edward'ın bu cevabını duyduğunda kaşlarını çattı. Elindeki son poşeti de diğerlerinin yanına bıraktıktan sonra hemen kocasının yanına doğru ilerledi ve ona daha yakından baktı.
"Neden?" Sesi endişeli çıkıyordu. "Hasta mısın yoksa?" Edward karşısındaki kadının endişeyle büyümüş gözbebeklerine bakıp gözlerini devirdi.
"Sakin ol, Bella. Bir şeyim yok." Başıyla televizyonda açık olan kanalı işaret etti. "Birazdan Arsenal'ın maçı başlayacak." Genç kadın içinden bir oh çektikten sonra endişesi yerini rahatlamaya bıraktı. Hasta olmadığına sevinmişti. Elleri üzerindeki montun fermuarına gitti. Onu çıkardıktan sonra mutfağa gidip yemek yapmaya başlayacaktı ki, koltuğun önünde duran sehpanın üzerindeki bira şişelerini gördü. Edward birkaç yudum daha içmek için dolu şişeye uzandığında boşları sayabilmişti; altı tanelerdi. Bakışlarını tekrar kocasına çevirdi.
"Sarhoş musun?" diye sordu ardından temkinli bir şekilde. Edward ona doğru döndüğünde bakışları birleşti.
"Sayılır." dedi genç adam. Çakırkeyifti ama henüz sarhoş olduğunu sanmıyordu. Muhtemelen maçın sonlarına doğru başı dönmeye başlardı ama, şimdi değil. "Yorgun değilsen sen de gel. Bu seferki maç çok heyecanlı olacak." Bella, kocasının yüzündeki bebeksi ifadeye güldükten sonra aşağıya doğru indirdiği fermuarı tamamen birbirinden ayırdı ve kalın montunu üzerinden çıkardı.
"Sarhoş gibi görünmüyorsun." dedi montunu askılığa asmaya giderken. "Nasıl yapıyorsun bunu?" Sahiden, bu sorulması gereken sorulardan biriydi. Onu tanıdığı günden beri bir kere bile ilk bakışta sarhoş olup olmadığını anlayamamıştı. Her zamanki gibi görünüyor, dili sürçmüyor ya da buram buram bira kokmuyordu.
"Ben mükemmelim, güzelim. Sarhoşken bile."
"Ve ukalasın. İçmenin sebebi neydi bakalım büyük adam?"
Saniyelerle sınırlı bir sessizlik oldu ama Edward dikkat çekmemeyi başararak çok geçmeden konuşmaya başlamıştı.
"Bilirsin, Arsenal'ın maçları olduğunda dağıtmayı severim." Evet, Bella'ya gerçek nedeni söylemeyecekti, ama bu da bir yalan sayılmazdı.
"Ah, bilmez miyim." Edward göz ucuyla karısının gözlerinin üzerinde olup olmadığına baktı. Neyse ki onu incelemiyor, askılığa yığılmış ceket ve montları düzenliyordu. Ona uzun uzun bakmaması iyi olmuştu, aksi halde sadece sarhoş olduğu için dağılmış olmadığını anlayabilirdi.
"Jace nerede?" Kendisine yönelen soruyu duyunca başını hızla televizyona doğru çevirip, reklamları izliyormuş gibi yaptı. Kasenin içinden bir avuç fındığı alıp ağzına atmaya başlamış, normal görünmeye çalışmayı da ihmal etmemişti.
"Neil gelip onu mangal partisine götürdü. B12'si yukarı fırlamış bir şekilde eve döneceği kesin."
"İyi olmuş. Belki böylece yemek yemeyi sevmeye başlar." Eh, olabilirdi tabi ama durum umutsuza yakındı. Jace, Jace olalı yemek yemeyi sevmemişti. Yalnızca çok çok acıktığı zamanlar yemek ister, onun dışında onlarca kez çağırılmadıkça yemek yemek aklına bile gelmezdi.
"Sana bir şey getirdim!" Edward, Bella'nın neşeli sesini duyunca ona doğru baktı ve karısının elindeki siyah evrak çantasıyla birlikte yanına doğru geliyor olduğunu gördü. Genç kadın sehpayı biraz kenara çekip kocasının yanına oturduktan sonra elini evrak çantasının içine daldırıp saman renginde bir dosyayı çıkarttı ve Edward'ın kucağına koydu. Yüzünde Edward'ın çok sevdiği gülümsemelerinden biri vardı. Gözlerinin yeşili parlıyordu.
"Ne bu?" diye sormuştu Edward ama Bella'nın cevabını beklemeden dosyayı hafifçe kendine doğru kaldırıp üzerinde yazana baktı.
Kayıt 3819, Edward Cullen. Kendini tutamayıp güldü.
"Kayıt 3819 ha? Tüm hastane için unutulmaz bir sayı olmalı." Genç kadın koltuğun üzerinde bağdaş kurup başını kocasının koluna yasladı.
"Odamı düzenlerken buldum." dedi Edward'ın elindeki dosyaya bakarak. "Normalde tüm kayıtlar arşivde durur ama seninkini ayırmışım."
"Biliyorum, bana hayrandın."
Bella kıkırdayarak başını kaldırıp Edward'ın yüzüne baktı. O da ona gülerek bakıyordu. Maçın henüz başlamamasından fırsat bilerek doğruldu ve dosyayı eline alıp kapağını çevirdi. Şimdi şeffaf dosyanın içinde not defterinden koparılmış bir parça kağıt da onlara gülümsüyordu.
"Bunu hatırladın mı?" Edward, başını uzatıp Bella'nın gösterdiği sayfaya baktı. Orta boy renkli kağıdı gördüğünde bunun nereden geldiğini hemen hatırlamıştı. Bir zamanlar Bella'nın masasının üzerinden eksik etmediği o not defterinden koparılan kağıt parçasını nasıl unutabilirdi ki? Her şeyi yaptığı gibi bunu da hafızasının en derin köşelerine yazabilmişti.
"Salı ve Perşembe günleri azabını başlatan bu kağıttan mı bahsediyorsun?" Sahte bir şekilde sıkıntıyla iç çekti. "Çok iyi hatırlıyorum hem de."
"Ne o? O günleri özlemiş gibisin."
"Özgürdüm, gençtim, başımda geveze bir kadın yoktu ve tüm kızlar peşimdeydi. Nasıl olur da o günleri özlemem?"
Bella başını yukarıya kaldırmış, pür dikkat Edward'ın ağzından çıkanları dinliyordu. Adam sözlerini bitirdiğinde biraz durup yüzünü inceledi. Ciddi olup olmadığını da sarhoş olup olmadığını anlayamadığı gibi kolayca anlayamazdı ve eğer ciddiyse, az sonra yumruğu çenesine yiyecekti. Otuzlarına gelmiş olan bir kadın olabilirdi, ama hala delicesine kıskançtı. Kısık gözleri Edward'ın gözlerinde dolaştı.
"Şaka yapıyorsun değil mi?" Edward, başını geriye atarak ufak bir kahkaha attı.
"Evet. Ve sen de hemen inanıyorsun." Bir kolunu karısının omzuna atıp onu göğsüne doğru çekti. Başını eğip dudaklarıyla alnına dokunurken hala kıkırdıyordu. "Yüzünün halini görmeliydin."
"Dalga geçmesene! Hep bunu yapıyorsun." Alnına bir öncekinden daha uzun bir öpücük kondurulunca yüzündeki muşmula ifadesini silip kendini ona yasladı Bella. Gözleri tekrar elindeki dosyaya kaymış, not kağıdının üzerindeki el yazısına dalıp hafızasında o güne geri dönmüştü. Edward'ın onun odasına adımını attığı ilk güne. Onu ilk defa sinirlendirdiği güne. Hayatını değiştirecek olan adamı gördüğü ilk güne.
Bunları düşünürken yüzünde geçmişi andığı belli olan ufak bir tebessüm oluştu. Parmağını şeffaf dosya kağıdının üzerine uzatıp yazısının yanına çizmiş olduğu ufak kalbin üzerinde gezdirdi.
"Bak. Yanına kalp koymuşum. Hatta içini de kırmızıya boyamışım." diye mırıldandı gözlerini çizdiği kalbin üzerinden ayırmadan. Edward ise, yarım olduğunu düşündüğü cümleyi göğsünde duran kadının saçlarıyla oynamaya başlamışken tamamladı.
"Saçlarımı beğendiğin için." Genç kadının yüzündeki gülümseme yavaş yavaş genişledi. Yıllar önce yazmış olduğu not kağıdına bakıp gülümsemeden, anıları aklında tekrar tekrar izlemeden durmak imkansızdı. İnsanın tutunacak, hatırladığında onu gülümsetecek anıları olması ne güzeldi böyle. Biraz bile pişmanlık duymadan geçmişe gülerek bakması ne güzeldi. Keşke herkes Bella gibi yapabilse, herkes geriye böyle içten bir şekilde gülerek bakabilseydi. Pişmanlık ya da kırgınlık olmadan.
"Söylesene.." dedi Bella. Dosyayı koltuğun kenarına bırakmış, doğrulup Edward'a doğru dönmüş ve parmaklarını onun saçları arasına geçirmişti. Konuşurken onları parmakları arasında okşuyordu. "O gün beni ilk kez gördüğünde böyle bir şeyin olacağını hiç düşündün mü? Yani.." Utangaçça gülümsedi. Yanakları al al olmuştu. "Sen, ben.. çocuklar?"
"Ov, kesinlikle hayır." İkisi birden aynı anda güldüler. Genç kadın gülerken burnunu adamın boynuna yaslamış, kendisini güvende hissettiren o kokuyu içine çekmişti. "Asla böyle bir şey olacağını düşünmemiştim. Benim tipim değildin."
"Ya? Senin tipin nasıldı öyleyse?"
Edward biraz durup düşündü. Yüzü düşünceli bir hal almıştı almasına ama çok geçmeden tekrar eski haline döndü.
"Sanırım benim belirli bir tipim yoktu." dedi kendini sorgular gibi. Ardından onu izleyen kadının gözlerinin içine baktı. "Sen benim tipim haline dönüştün." Ah, işte bu iyi diye düşündü Bella.
"O halde buna sevindim." Dudakları yavaşça birbirine yaklaşmaya başladı.
"Ben de." Edward'ın sözlerinden sonraysa tamamen birbirlerinin üzerine kapandılar. Genç kadın işte şimdi kocasının alkol aldığını, bitirdiği altı biradan sonra sarhoş olmaya başladığını anlayabiliyordu. Adamın ağzındaki bira tadı onun diline kadar ulaşmış, aldığı acı tat sesli bir şekilde inlemesine neden olmuştu. Dudaklarının üzerinde kalmış bira tadını diliyle silmeye çalışırken Edward aniden durup başını televizyona çevirdi.
"Hey, hey. Bu kadar yeter." dedi ona tekrar uzanmaya çalışan karısını durdururken. Gözleri televizyondaydı. "Maç başladı."
"Sanırım şimdi de hipnotize olmuş bir şekilde maçı izleyeceğin ve beni geç duyacağın ana geldik, öyle değil mi?"
Bella biraz durup, sesinin ona ulaşması için bekledi. Maç izleyen her erkeğe olduğu gibi Edward da çoktan hipnotize olmuştu.
"Evet." dedi muhtemelen neye evet dediğini bile bilmeden. Neyse ki isabetli bir cevap olmuştu. Gözleri hala yeni başlamış olan maçtaydı. Topun ayaktan çıktığı andan sonra düşeceği yeri hesaplıyordu.
"Benim için yemek yapmanın zamanı geldi desene." İç çekip genç adamın yanağına bir öpücük kondurdu. Ardından koltuğun üzerindeki dosyasını ve evrak çantasını da alıp ayağa kalktı. Yemek yaptıktan sonra tekrar onun yanına oturabilir, kendisine hazırlayacağı salatayı yerken karnındaki bebeğiyle biraz sohbet edebilirdi. Ona babasının maçları ne kadar çok sevdiğinden bahseder, nasıl göründüğüyle ilgili bilgi verirdi. Onunla konuşmaya bayılıyordu.
Edward ise Bella mutfağa gidene kadar bekledi. Televizyonla ilgiliymiş gibi görünmeye çalıştı. Sonunda Bella mutfağa girdiğinde ise geriye doğru yaslanıp elleriyle başını kavradı. Ağrı hala geçmemişti. Biraz daha içse, ağrının tamamen kaybolacağını, yeniden yaşadığı kötü anların silineceğini biliyordu. Bu yüzden uzanıp yeni bir bira daha açtı.

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!