39. Bölüm

2.1K 121 15

Mrb! Nihayet yb'yi bitirdim. Geç geldi biliyorum ama sınavlar nedeniyle yazamadığımı söylemiştim. Herneyse umarım bölümü beğenirsiniz. Lütfen OYLAMADAN VE YORUM BIRAKMADAN okuyup geçmeyin. Şimdiden teşekkürler ve keyifli okumalar!:D

*****Bu arada multimedia'da Wren var:))) ( Douglas Booth)

~MİA~

Carter usul usul saçlarımı okşarken ona doğru biraz daha sokuldum. Hâlâ dev çamın altında oturuyorduk ve ben ona maymun yavrusu gibi yapışmıştım. Bana huzur veren, o eşsiz kokusunu içime çektim. Deniz ve serin yaz rüzgârlarını andıran kokusunu... Onu öyle çok özlemiştim ki... Geçirdiğim bu berbat hafta sanki koca bir yıl gibi gelmişti. Ona bu kadar yakın olup dokunamamak, ona sarılamamak eziyet gibiydi. Üstelik bana düşmanıymışım gibi davranmasından bahsetmiyorum bile. Ama şu anda hiçbir şeyin önemi yoktu. Evet belki yorgundum, vücudum yara bere ve kir içindeydi ve hâlâ Kronos'la karşılaşmaktan deli gibi ödüm patlıyordu. Ama Carter hatırlamıştı ve şu an yanımdaydı. Daha önemli bir şey olabilir miydi ki?

Kafamı kaldırıp onun o mas mavi gözlerine bir kez daha baktım. İlacın etkisi geçtikten sonra geri dönmüştü gözleri. Eskisi gibi derin ve canlı bir maviye dönüşmüştü tekrar. Kendimi tutamayıp uzandım ve acıyan dudağımı umursamadan onu öpü verdim. Carter'ın genzinden gelen erkeksi, pes bir ses öpüşmemizi daha da alevlendirdi. Hâlâ inanamıyordum. Hatta tüm bunların rüya olup olmadığını anlamak için kendimi usulca çimdiklemeye bile kalkmıştım. Ama hayır. Rüya falan değildi. Herşeyiyle gerçekti. Carter geri dönmüştü ve onu bir daha asla kaybetmeyecektim. İster karşıma devasa ve gözü dönmüş bir tanrı çıksın ister iblis ordusu. Hiç biri beni yıldırmazdı. Carter yanımdayken kendimi akıl almaz derecede güçlü hissediyordum, çünkü.

Tabii bunda arkadaşlarımın payı da vardı. Riley yardım etmese bunu asla başaramazdım meselâ...Bir dakika...

Aman tanrım!! Riley!...Onu tamamen unutmuşum. Planı unutmuşum!

Alel acele Carter'dan uzaklaştım ve ağrıyan hiç bir adelemi umursamadan ayağa dikildim. Carter anlamamış gözlere bana bakıyordu.

"Sorun ne?...Neler oluyor?"

"Saat dokuzda sınır kapısında olmalıydık!...Tanrılar aşkına, saat kaç?!"

Carter gömleğinin kolunu sıvayıp aceleyle siyah Swach marka saatine baktı.

"Saat sekiz kırk...Ama..."

Sözünü kesip aceleyle gömleğinin kolunu yakaladım ve çekiştirerek ayağa kalkmasını sağladım.

"Hâlâ yirmi dakikamız var hadi!..."

"Ne içi yirmi dakikamız var?...Mia beni çekiştirmeyi bırakta ne olduğunu anlat."

İç çekip kendime sakin olmam gerektiğini tembihledim ve olayları kısaca özetlemeye çalıştım.

"Riley... O bana hücremden çıkmam için yardım etti. Onu Marcus göndermiş. Dokuzda sınır kapısında buluşacaktık. Bende senin batı salonunda antrenman yaptığını bildiğim için..."

"Beni arıyordun..." diye tamamladı usulca.

Gözleri benimkileri tekrar kilit altına almıştı. Ama bu defa o nefes kesen gözlerde farklı bir şeyler yakalamıştım. Pişmanlık...ya da ızdırap gibi birşeyler...Onun bu hali kalbimin acımasına sebep oluyor ve nefes alırken midem kasılıyordu.

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!