33. Bölüm

1.9K 107 24

Mrb! İste yeni bolum. Umarim hosunuza gider. Sizin için baya uzun bir bolum yazdim. Biraz geciktigi için özür dilerim ama çok heycanli bir bolum oldu. Lütfen oylarinizi ve yorumlarinzi eksik etmeyin. Keyifli okumalar:)

İçimi titreten, o tanıdık sarsıntıyla, Carter'ın elini bir kez daha sımsıkı kavradım. Son iki saattir hep böyle geçiyordu. Uçak sürekli türbülansa girmese olmuyordu sanki! Birde, Marcus'un özel uçağıyla uçuyormuşuz.

Hıh! Pilot o kadar dandik uçak kullanıyordu ki spor ayakkabılarımın üzerine kusmama ramak kalmıştı. Hatta içimden pilotu uçaktan atıp ben mi kullanmaya başlasam diye bile geçirdim ama uçak kullanmayı bilmediğim aklıma gelince bunun çok riskli olacağından vazgeçmiştim.

Sanırım uçakta yükseklikten korkan bir ben vardım, çünkü diğer herkes gayet keyifli görünüyordu. Marcus ve yardımcı pilot duyamadığım birşeyler konuşuyordu. Seth ise hemen arkalarında kafasını koltuğuna yaslamış camdan dışarıyı izliyordu. Logan ve Wren'de Carter'la bizim hizamızdaki koltuklar da oturuyorlardı. Dışarıyı her gördüğümde kusacakmışım gibi olduğumdan cam kenarını Carter'a vermiştim.

Ah, tanrılar aşkına! Uçağı bulan herif her kim ise kesin kaçık falan olmalıydı.

Wren, yan koltuktan kıkırdayarak elindeki kek ambalajını buruşturdu ve önde oturan Seth'in kafasına fırlattı. Ardından koltuğunda iyice aşağı kayıp, top gibi kıvrıldı. Yüzünde yine o muzur sırıtışı vardı.

Seth hışımla arkaya döndü.

"Wren, sana bunu bir kez söyleyeceğim. Eğer bir kez daha bana sataşırsan, o kırmızı kafanı koparır iblislere yediririm!"

Wren kıs kıs gülerken koltuğunda doğruldu ve sırıtarak karşılık verdi.

"Ben ve kırmızı kafam sana meydan okuyoruz. Çakma Apollyon seni!"

Seth, çakma falan değildi ama bu onu kızdıran en büyük hakaretti. Aslına bakarsanız Seth, kalan son gerçek Apollyon'du. Eskiden işler farklıydı. Yani ben yeni yetme bir yarı Apollyon'dum o ise eski, tecrübeli ve gerçek bir Apollyon'du. Kısaca gerçekten isterse Wren'in kafasını kolaylıkla koparırdı. Ama Wren bunu pek farkında değildi sanırım.

Seth ön koltuklardan şimşek gibi fırlarken Wren'de hareketlenip ayağa kalkmıştı bile.

İkiside koltukların arasında çarpıştılar ve birbirlerini bildikleri en iyi biçimde tuş etmeye çalışırlarken yeri boyladılar. Yerde bir müddet daha debelendiklerinde daha fazla sessiz kalamadım ve Wren'i yakasından yakalayıp geri çektim.

"Debelenmeyi keser misiniz artık? Uçak zaten hiç sağlam görünmüyor, bir de siz içinde hoplayıp zıplıyorsunuz."

İkiside sırıtarak bana döndüklerinde, huzursuzca yerimde kıpırdandım.

"Ne var?"

Seth bozulmuş altın sarısı saçlarını düzeltip, sinir bozucu bir sesle konuştu.

"Doğru ya, küçük Alex'in yüksekten korktuğunu unutmuşum."

Kaşlarımı çatıp kıs kıs gülen Wren'e kötü bir bakış fırlattım.

"Ben hiçbir şeyden korkmam!"

Seth alaycı bir şekilde güldü.

"Pekâla, o zaman bunu yapmam senin için sorun olmaz, değil mi?"

Ardından ellerini iki yanına kaldırdı ve bir elini sanki bir şeyi tutarmış gibi sıkıp iki yana salladı. Uçak aniden sarsılınca, ufak bir çığlık atıp Carter'ın kollarına kendimi dar attım. Yüzümü de göğsüne gömdüm.

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!