6.Bölüm.

2.9K 194 13

İste yb! Umarım beğenirsiniz. Lütfen oy ve yorum bırakmadan geçmeyin. Hepinizi çok seviyorum. İyi okumalar!:)

O kapıdan çıkmadan önce gözlerimi devirdim ve bilgisayarımı ve bazı kabloları alıp biraz sonra da ben odadan çıktım.

Ancak partiden önce gitmem gereken bir yer vardı.

Aceleyle yurt binasından çıkıp kampüsün batı tarafındaki antrenman salonuna gittim. Uzaktan biraz dersi izledim.

Seth bazı geri kalmış öğrencilere ek ders veriyordu ve ben onu her akşam üstü ziyaret ederdim. Onu seviyordum. Bir babaya ihtiyaç duyduğumda o hep yanımda oluyordu. Bana ve Logan'a çok yardım etmişti. Tıpkı Marcus gibi o da benim ailemden sayılırdı.

Seth'in bir çocuğu bloke ederek yere düşürmesini izledim. Ne var ki Seth her zaman Seth'di. Egosu o kadar büyüktü ki...

Çocuğun yerden kalkmasına yardım ederken kibirle kahkaha attı.

Çocuksa somurtarak yerine döndü.

Dersin bitmesini bekleyemeyerek antrenman salonunun arka kapısından içeri girdim. Laptopumu kenardaki minderlerin yanına koydum ve sırtı kapıya dönük, beni görmemiş Seth'e doğru sinsi sinsi yaklaştım.

Bir anda arkasından, üzerine atlayınca ikimizde yere devrildik. Seth ne olduğunu bile anlamamıştı ve yüzünün aldığı şekli görmeliydiniz.

Beni üzerinden atmaya çalışırken kahkahalara boğulmuştum.

Öğrencilerin şaşkın bakışları üzerimizdeydi ve ben hâlâ Seth'e sımsıkı sarılmış halde yerdeyim. Onu bıraktığımda hışımla ayağa kalktı.

"Bunu yapman şartmıydı, yahu!"

Kıkırdadım.

"Dersin bitmesini bekleyemedim de."

Seth kaşlarını çattı ama gülmemek için kendini zor tuttuğu seğiren dudaklarından belli oluyordu.

Sonunda dayanamıyıp kıkırdadı ve yine o kibirli sırıtışıyla bana baktı. Elleriyle bozduğum, altın sarısı, arkadan küçük bir at kuyruğu yaptığı saçlarını düzeltti.

"Demek beni o kadar çok özledin."

Neşeyle ;

"Evet" diye haykırdım.

"Tamam o zaman gel ve kapış benle küçük Alex."

Ayağa kalktım ve gardımı aldım. Beni annem, Alexandria'ya benzettiği için bana hep Küçük Alex diye hitap ediyordu.

"Sana küçüğü göstericeğim, kucak tavşanı."

Seth kahkahalarla güldü. Küçüklüğümden beri bana tavşanlarla ilgili masallar anlatırdı ve telefon rehberime kendi numarasını 'Kucak Tavşanı' olarak kaydetmişti. Eh, bende ona 'Kucak Tavşanı' diyordum.

Seth'e başlamasını söyledim ve birbirimizin üzerine atladık. Yerde bir süre boğuştuktan sonra her zaman olduğu gibi beni tuş etti ve bir kilit pozisyonuna soktu. Beni bıraktığında ben somurtarak o da sırıtarak ayağa kalmıştı.

"Hey." diye seslendi omzuma dostça bir yumruk atarken.

"Neredeyse oluyordu."

"Bunu hep söylüyorsun."

"Gittikçe daha iyi oluyorusun da ondan."

Seth çocuklara döndü ve

"Ders bitti, hepiniz defolun!" diye bağırdı. Çocukların çoğu homurdanarak salonu terk ederken kıkırdadım. Seth ve kendini bilmez cümleleri beni hep güldürmüştü.

Seth'e minderleri toplamasında yardım ederken

"Bu gün yine yaramazlık yapmışsın?" diye sordu imalı bir sesle.

Gözlerimi devirdim.

"Marcus mu ispitledi, Logan mı?"

"Logan."

"Tahmin etmiştim. Ağabeyim hiç bir şeyi anlamıyor."

Seth güldü.

"Logan da aynı baban gibi.Ciddi ve olgun bir avcı. Pek de eğlenceli bir tip olmadığını kabul ediyorum ama safkanları kızdırıp kavga çıkarmaya çalışman da bir o kadar aptalcaydı."

"Biliyorum, Seth ama oradayken zekice bir fikir gibi gelmişti ve ben ailemin yaptığı gibi ırk kastını engellemeye kendimi zorunlu hissettim."

Bana sarıldı. "Biliyorum, Mia"

Beni bırakınca ona teşekkür edip hızla minderlerin üzerinden bilgisayarımı ve kabloları aldım. Salondan tam çıkıyordum ki sorusuyla beni yerime mıhladı.

"O kablolar da neyin nesi?"

"Aa, hiç birşey."

Diliyle cık cıkladı.

"Ne zaman böyle desen ortalık karışıyor."

Güldüm.

"Tamam ama merak etme bu defa ortalık karışmayacak. Sadece ufak bir şaka yapacağız."

Başını salladı.

"Öyle olsun bakalım."

Sırıttım ve koşarak salondan çıktım ve doğu yakasındaki safkan evlerinin olduğu bölgeye gittim.

Haftasonu olduğu için evlerin geneli boştu. Çoğu safkan aile, haftasonunu dışarıda geçirirlerdi.

Dosdoğru Carter'ın kendi müstakil evine gittim.

Evi gerçekten çok büyüktü. Asla alamayacağım lüksleri olan iki katlı bir dublex di Ve sadece ama sadece Carter'a aitti. Ailesi ölünce bütün servetleri Carter'a kalmıştı. Aynı babam gibi o da bu yüzden avcı olmak istiyordu. İblisler ailesini öldürdüğünde sadece sekiz yaşındaymış ve avcı olarak ailesinin intikamını aldığını düşünüyordu. Onun adına gerçekten üzülüyordum. Küçücük yaşta ailesinin öldürüldüğünü kendi gözleriyle görmüştü. Ben böyle bir şeyi yaşasam ne yapardım bilmiyordum.

Bu bölümden de bu kadar. Lütfen beğenin ve yorum yapın. Düşüncelerinz benim için gerçekten çok önemli. Onları benle de paylaşın. Hepinizi çok seviyorum ve okuduğunuz için teşekkür ediyorum:)

Melezin GölgesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!